Nebahat AYHAN
Tüm Yazıları
Aydınlık Neyin Oluyor Senin
Ana Sayfa Tüm Yazılar Aydınlık Neyin Oluyor Senin

“Elimden tut yoksa düşeceğim Yoksa bir bir yıldızlar düşecek!”

Attilâ İLHAN 1925’te İzmir’de doğmuş;
Cumhuriyet döneminin dramlarını,
heyecanlarını yaşamış; hayal kırıklıklarına
tanık olmuş; Türk edebiyat ve sanatını şiir, roman,
senaryo ve fikirleriyle mavileştirmiş bir sanatçıdır.
Babası Muharrem Bedrettin Bey, İstanbul’da
Mekteb-i Hukuk’u bitirmiş, İzmir Menemen’de
savcılık yapmış bir hukukçudur.
İLHAN, eğitimine 1932’de Karşıyaka’da
Cumhuriyet İlkokulu’nda başlar; ortaokula
Karşıyaka Atatürk Ortaokulu’nda başlar;
sonra da Balıkesir’de yatılı devam eder ve yine
Karşıyaka’da tamamlar.
1941 Şubat’ında, İzmir Atatürk Lisesi’nde 16
yaşında “aşk mektupları” nedeniyle yargılanır;
tutuklanır; iki ay hapis yatar. Genç âşık sevdiği kıza
yazdığı mektuplarda Nâzım HİKMET şiirlerine
yer vermiştir. Türkiye’de hiçbir okulda eğitim
görmemesi şartıyla serbest kalmış; 1944’te
Danıştay kararıyla eğitim hakkını tekrar kazanmış
ve İstanbul Işık Lisesi’ne, oradan da İstanbul
Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur.
“İnsanı ancak kendisi tamamlar.” dizelerini
doğrularcasına buradaki eğitimini de yarıda bırakıp
kendini kendiyle tamamlamaya koyulmuştur.
1948’de Nâzım HİKMET’i Kurtarma Hareketi
için Paris’e gittiğinde sakal bıraktığı için “KAPTAN”
denilmiştir. Türkiye’ye döndüğünde başı polisle
derde girer ve birkaç kez gözaltına alınır.
“Bir eskimişlik duygusu nereye baksan
Gücü yetmez kimsenin kimseyi kurtarmaya.” der.
Şairlerin görünmez mezarlığı olan zamanda şiir
söyleyerek dolaşır her köşe başında öpüşülen bir
bulvardan yalnızlık yüklenerek.
“Gerçek” gazetesinde 1951’de yayımlanan
bir yazısı nedeniyle kovuşturmaya uğrar.
Sonra Paris… Marksizm… Siyasi fikirlerinin
eserlerinde yer alması…
“Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü,
isyan haktır.”
1 Kasım 1952’de Ankara’da bir grup lise
öğrencisi tarafından yayımlanan “Mavi”
adlı dergide yazar. Şiirin, zengin ve kapalı
bir anlatımının olması gerektiğini vurgular.
Eserlerinde Anadolu’yu tüm yönleriyle yansıtmaya
çalışarak halk şiirini savunur ve “Mavi Akımı”nı
destekler.
Kaleminden yağmur bereketiyle akşamlar
çökebilir ve yıldızlar düşebilirdi. Evet, şairler de
korkar karanlıktan, düşmekten, yalnızlıktan ve
aşktan…
Ve sevmelere âşık olurlar ki “Böyle bir sevmek
görülmemiştir”e dönüşür suskunlukları. İster ki
sevdiceği herkes gibi yaşasın, işine gücüne baksın;
evlensin, çocukları olsun.
Yalvarmak aşklanmaktır ya biraz da şair de
yalvarandır dünyasında.
“Beni koyup koyup gitme, n’olursun!”
Şenlik dağılır, bir acı yel kalır sevdalısıyla
ağlaşırken. Neylemeli, bir avuç yıldız tozu gibi
savrulur rayından çıkarken yaşamak.
Uyku arasında ağlayarak çağrılan çocukluk sesi
dağ başları kadar yalnızlığından mor kıvılcımlarla
geçer; vücudunda yanık sızıları ay ışığına batmış
karabiber ağaçları gümüş tozu oluverir. Tedirgin,
sımsıcak bakışları ve suç ortağı kaçamak gülüşleri
sanki ateşten bir tebessümdür zehir zemberek aşkı.
“Bekleme yapmayın! ‘Aşk’ını alan ‘acı’ ya doğru
ilerlesin.”
Uzak yalnızlık limanlarının aykırı yolcusu
sanatını arayışlar çerçevesinde geliştirmiş; şiir
yazmaya başladığı ilk dönemde halk edebiyatı
etkisinde kalmış; sonraki yıllarda şehir hayatını,
bireysel konuları, isyanları ve toplumsal sorunları
eserlerine konu edinmiştir.
1946’da CHP Şiir Armağanı’nda “Cebbaroğlu
Mehemmed” le ikinciliği, 1974’te “Tutuklunun
Günlüğü’’yle TDK Şiir Ödülü’nü; 1975’te “Sırtlan
Payı’’ adlı romanıyla Yunus Nadi Roman
Armağanı’nı kazanan şair, 1968’de Türk sinema
yapımcısı ve yönetmeni Biket İLHAN ile evlenmiş,
1984’e kadar bu birlikteliği sürdürmüştür.
2005… Sararan yapraklar… Özüne çekilen
ağaçlar… Sonbahar… El değmemiş bir gökyüzü
ve derken “An Gelir” daimîlik aktarılıverir; beden
Aşiyan’a öz maviliğe yükselir.
Aydınlık neyin oluyor senin?
Özleminmiş, öğrendik.
Gökyüzüyle masmavi bir kardeşliğin varmış,
Öğrendik.
Ve tabii ki ayrılıklar da sevdaya dâhil. “Ayrılık
kapımızı çaldı sonunda senden son dileğim
unutma beni.” demiştin ya, UNUTMADIK…

Yazarın Diğer Yazıları
Gecenin Nemi Düştü Gözlerimize

İstanbul Bakırköy’de, 5 Nisan 1945’te doğar adını Türk müzik tarihine “Bay DADALOĞLU” olarak geçiren Muhtar Cem KARACA. Doğuştan uğrar “müzik” denilen bir fidana. Annesi tiyatro sanatçısı Toto KARACA, babası tiyatro kurucusu Mehmet KARACA olunca tiyatro ve müziğin beşiğinde sanatın ninnisiyle büyüyüp gelişir. Önce 14 yaşında ilk aşkının ilgisini çekmek için müzik yapar… Sonra umudunu iyiye, […]

Devamını Oku
Cumhuriyet’in Kızları, Dünya Sultanları

Özgür, azimli, savaşkan ve muzaffer; hayatlarının ve kararlarının sahibi; kişilikli, korkusuz; çağdaş, eşit, yaratıcı ve güçlü; genç, güzel, özgüvenli ve zeki Türk kadınları bir araya gelirse ne olur? 1961’de ilk kez uluslararası maça çıkar, 1970 ve 1980’lerde adını duyurmaya başlar, 2000’den sonra da önemli başarılar elde ederek bizim Filenin Sultanları olurlar. 2003’te Ankara’da Avrupa Kadınlar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku