Ayşen ŞAHİN
Tüm Yazıları
B Planı ve C Seçeneği
Ana Sayfa Tüm Yazılar B Planı ve C Seçeneği

Seneler önce buluşmalarını belirli dönemlere sabitlediğimiz bir kadın grubumuz var.

S
eneler önce buluşmalarını belirli dönemlere
sabitlediğimiz bir kadın grubumuz var.
Aynı okul mezunları olarak başladık, sonra
birinin iş arkadaşı, birinin çocukluktan beri dostu
uğradı derken içlerinden bazıları asli ekibe girdi,
çember genişledi.
5-6 sene önce bir yerde rezervasyon yapmak
zordu, çünkü sayımız otuzu buluyordu. Bizi mekânda görenler kalabalık bir bekârlığa veda partisi
sanıyordu, oysa bizim için bir toplu terapi seansı gibi
oluyordu…
Yakası açılmadık şeyler konuşurduk eskiden,
hayallerden, hayatlardan. Kendimize yapamadığımız özeleştirileri bile masaya dökerdik, rakımız
mayışmadan olgunlaşırdı fikirlerimiz. Serbest atış
konularla laf lafı açar, aydınlanmış, ferahlamış,
çoğalmış kalkardık sofradan.
Zamanla bazıları yurtdışına yerleşti, bazıları
Ege’de bir köye, bazısı da çoluk çocuğu bahane
ederek azalttı iyice.
Her üç ayda bir olan buluşmalar, dışarıda yeme-içme bedeli arttıkça önce altı ayda bire geriledi,
geçen gün buluştuğumuzdaysa hepi topu yedi kişiydik masada ve sekiz aydır gelememiştik bir araya.
Hepimiz ilk ekiptendik, eski okul arkadaşları.
Kaliteli bir devlet lisesi bitirmiş; direktör, tiyatrocu,
ressam, restoran işletmecisi ve akademisyen olabilmiş kadınlar aynı masadaydık. Evli, boşanmış,
hiç evlenmemiş, çok çocuklu ve çocuksuz kadınlar
olarak bir aradaydık. Mevzulardaki permütasyon
ve kombinasyon daha sohbet açılmadan heyecan
yaratıyordu.
Ama beklediğim gibi olmadı; tek bir konu konuşuyorduk: B planı.
Ressam olan Berlin’e sanatçı vizesi için başvurmuş. Dubai’deki bir otel ile anlaşmış, oraya bir
koleksiyon yapacakmış. Gelecek parayla da birikmiş
kirayı ve borçları ödeyip artanıyla işler kötü giderse
Berlin’e geçip sonunda yüreğinden geçen sanatı
yapabilmeyi umuyor. Tiyatrocu olan da dil kursuna
başlamış, aynı vize türünü deneyecekmiş. İyi bir dizide oynuyor yine, geliri de idare ediyor ama inanmadığı şeyi yaptığı için 11 yıldır düzenli terapiye gidiyor.
Sadece tiyatro yapmak istiyor artık, gerçekten
tiyatro. “En kötü meydanlarda pandomimle para
toplarım bir süre.» dedi, koca aktris.
Direktör olan çalıştığı global markanın başka bir
şirketine başvurmuş, olursa titri düşecekmiş ama
açılan pozisyon Londra’daymış. Maaş Londra için
çok iyi değilmiş ama merkeze biraz uzak bir yerde
yaşarsa yetermiş. Zaten İstanbul’da her gün aracıyla 3 saat yol yapıyormuş, metro ve trenle 1 saat
gidiş-geliş onu hiç de yormazmış. Burası olmazsa
Hollanda için başka bir işe başvurmuş, istenilen
özellikler onun sahip olduklarından çok daha düşük
ama bütçe fena değil. Direktör olduk da ne oldu,
artık rütbeler önemli değil, diyor.
Onda 3 çocuk var, hem kariyer hem çocuk yapayım derken çöktü yazık. Çocukların okula, kurslarına
ve yıllara direnmek için güzellik merkezlerine, ye
kürküm ye iş dünyasında barınmak için üzerine
aldığı marka şeylere para akıtmak zorunda kalmasa
çoktan yapmıştı dünyalığını.
Restoran işletmecisi olan Yunanistan’da bir yer
açmak istemiş ama oturum için belirli tutarda bir
gayrimenkul almak gerekiyormuş, yetmemiş. Zaten
mutfaklar az çok aynı, fark yaratmam da zor, diyor.
Karadağ’a ve Sırbistan’a bakıyormuş. Orada hem
fiyatlar uygun hem oturum daha kolaymış. Yaz
sezonuna yetişmek istiyorsa en geç şubat-mart bir
yer bulmalıymış.
Benim pek B planım yok. Ben akışa bıraktım,
dedim. Büyük hayallerim için biriktirdiğim bir param
vardı, hayallerin bütçesine küsurat kaldı. Günübirlik
tırtıklıyorum ucundan yetiremedikçe. İyice kuşa
döndü, bakalım gittiği yere kadar. En kötü durumda
kalanı cebime koyup bir yere doğru çıkarım yola.
Düşünmedim nerede ne yaparım diye. Düşünmek
kökümü kazımak gibi geliyor, yeniden başlayacak
gücü bulmak için önce tüm gücümü kaybetmem
gerek.
Akademisyen olan; masaya oturur oturmaz
demişti ki “Ben yiyip geldim, rakı da içmeyeceğim,
bir bira sadece.”
Pek de konuşmadan dinledi ki iyi konuşur, işi
bildiğini anlatmak. Ama uzaklaştırıldı okuldan
senelerdir, reflekslerini kaybediyor belki de anbean.
Hepimiz istem dışı ona baktık. Söz sırası geldi
diye.
Şişesiyle oynuyordu. Bakışların yükünü ve sessizliğin ağırlığını hissedince kaldırdı başını:
“Ne? Ne var? Hiç bana bakmayın, benim B
planım, C seçeneğim bilmem nem yok. İki kadeh
rakı yanına haydari yiyecek, şuradan eve dönerken
taksiye verecek param yok. 22 sene üzerine çalıştığım alanın dünyada geçerliliği yok. Olsa bile benim
yeniden onca şeyi baştan okuyacak hâlim yok.
Burada çalınan itibarımı gidip yaban ellerde geri
arayacak değilim. Öğrencilerim doktora yapıyor
dünyanın her yerinde, o kadar onurum kalsın, onlardan referans mektubu isteyecek değilim. Bunca
yıllık emeğimi, onca makaleyi, tezi, araştırmayı,
yayını, dersi hiç yazmamışım, söylememişim gibi
silecek değilim. Elimden her şeyimi aldılar, üzerine
bir bardak su içip yanlarına bırakacak değilim. Dağılan bir ülkeyi ancak B planı olmayanlar kurtarır.
O da proletaryadır. Ömrümce maaşlı çalıştım,
senelerdir de çeviriyle, tezgâhtarlıkla hatta evde
sarma yapıp satarak ayakta kalıyorum, daniskasıyım. Ben kalıyorum, dingin su aramıyorum,
fırtınanın gözünde olacağım, benim kaybedecek
bir şeyim kalmadı.” dedi.
Masaya iki onluk attı, “Onca yılın hukukuna üzerini kapatırsınız hesabın, başka da param yok.” dedi
çantasını alıp hışımla kalktı masadan.
Derin bir sessizlik sonrası herkes kendi özeleştirisini, birbirini dinlemeden onaylayarak masaya
dökmeye başladı. Tabii ki herkes kendince B planında haklıydı.
Birbirimizi teselli ederken bile gidenin eve nasıl
varacağını konuşmuyorduk. Evi sapaydı, otobüs
geçmezdi, taksi parası yoktu, kendi demişti.
Bu bencilliğimiz, eve varıp taksiyi öderken aklıma
geldi. Hiç içmemiş gibi ayıktım, moralsizdim. Evin
sessiz karanlığı üzerime geldi, televizyonu açtım, aynı
anda telefonum çalmaya başladı. Gecenin ikisiydi.
Televizyon canlı yayındaydı, tüm kanallar. Bir
kadın akademisyen hükümet istifa etmezse köprüden atlayacağını söylemişti. Birinci köprü trafiğe
kapatılmıştı.
Kadını kameraya çekip ilk yayımlayan, para
ödemeden durdurup indiği taksinin şoförüydü. Olay
yerine ulaşan ilk beş haberci de bağımsız gazeteciydi. Polisle aynı anda gelmişlerdi. Bu yüzden polis
önce basını susturmaya ve kadını ikna etmeye çalışmıştı, zor kullanmaya kalkıştığında polisle kadının
arasına köprüden geçmekte olan 3 kurye, motorları
ile girmişti. Arbede yaşanırken köprüden geçen
araçlar durmuş, herkes müdahil olmuştu. Köprü
istifa sesleriyle inliyordu. Kadınla köprü demirleri
arasında da kollukla arasında da çember şekilde
koca bir etten duvar vardı.
Takviye istenen TOMA’lar ne Asya ne Avrupa yönünden köprüye girememişti. İki girişte de yolcuların baskısıyla otobüsler enlemesine yolu kesmişlerdi. Parası olan medyanın canlı yayın araçları da olay
yerine sokulmamıştı.
Araçlar yolu açmayı reddediyordu.
İzlediğim kanalın toplumsal olaylarda defalarca
darp edildiğine şahit olduğum kadın muhabiri bizim
kıza soruyordu:
“Görünen o ki istifa seçeneği söz konusu değil,
diğer seçeneğe de burada bulunan bizler dâhil
hiçbirimiz izin vermeyeceğiz. Uzlaştırıcı size yüz
yüze görüşme, bize ulaşan bakan iş sözü, iş insanları
bağış önerdi kabul etmediniz. Sizin için geçerli C
seçeneği ne olabilir?”
Dimdik kameraya bakarak yanıtladı: “C seçeneği
yoktu, B planım bile yoktu. Bu köprüdeki insanlar
yeni bir seçenek oldu. Acil demokrasi, acil özgürlük,
acil adalet! Bu memleket benim için hayat memat
meselesi. Satın alınabilir değilim, ikna edilebilir
değilim. Pes edecek değilim, kaçacak da değilim.
Yaşamak istiyorum ama bu hayat değil. Görüyorum
ki yalnız da değilim.”
Tam bir saattir hiç kımıldamadan, çalan telefonu
açamadan, ayağımdaki pabuçları bile çıkarmadan
donmuş şekilde ekrana bakıyordum.
Bir anda kapıyı çekip çıktım, sokak araç kaynıyordu, biri önümde durdu; “Köprüyeyse atla.” dedi.
Atladım…
B planım yoktu, planım bile yoktu, sadece C
seçeneğiydim, herkes gibi…

Yazarın Diğer Yazıları
Adınla Yaşa

Eda, elindeki pusette on günlük bebeğiyle ailesinin evinin kapısını çaldı. Taksicinin valizleri bagajdan indirdiğini gören annesi derin bir nefes alıp içinde köpüren tüm soruları yuttu, bütün gücüyle yüz kaslarını kontrol etmeye çalışarak gülümsedi. Sessizce içeri aldı valizleri. “Aman da torunuma, hanimiş bu evin en küçük hanımı, hanimiş anneannesinin göz nuru…” diye sevmeye başladı. Dayanamayıp pusetten […]

Devamını Oku
Sabırla koruk…

Biz çalışkan kadınlardık: ben ve ahretliğim. 7 yaşımızdan beri ‘ahretliğim’ deriz birbirimize, eskiden, biz çocukken bu lakap komikti, dostluğun 40’ıncı senesi itibarıyla artık gerçekçi oldu. Erken yaşlarda başladık çalışmaya, emekçiliğimizin ilk yılarından beri bir ev almaya niyetliyiz Seneler geçtikçe niyet hayal oldu. Çok uzun zamandır çalışıyorduk ama ahretliğimin çocuk okulda düştüğünde müdürü “Çocuk düşe kalka […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku