Derya ERKENCİ
Tüm Yazıları
Edebi Kurgular Âleminde
Ana Sayfa Tüm Yazılar Edebi Kurgular Âleminde

Şimdi bütün kahramanlar, kimine göre öbür dünyada kimine göre yokluktalar. Bu yüzden, yazdıklarımı ezkaza okursa rencide olabilecek akrabalar artık yoklar. Birkaç istisnanın dışında eski dostlar mümkün değil okumazlar.

Sokakta, vapurda kitap okuyan insana hayatta aynı şeyi sanki hiç yapmamışçasına imrenirim. Yüreğim tutkulu bir coşkuyla tutuşur. Kendimi unutmak, her şeyi bırakmak, o an onun yerinde olmak isterim. Buhranımda bunalırken hiç faça vermem. Kimse farkına varmaz sinirlerimin nasıl harap durumda olduğunun. Oysa herkesin baktığı yerler ve gördüğü şeylerle bağım zayıftır. Ekseriyetle avare gezmeye teşne bir leylayımdır. Çelimsiz bir bulut, biraz da yağmurla kolayca eriyip dağılırım. Bir bakmışsın edebi kurgular âleminde, fildişi sarayımda, yalancılıkla romancılığı ayıran keskin giyotinin altındayım. Dibinde eşindiğim, şuursuz bir içgüdüyle indiğim derin ve karanlık çukurlara beni kimse itmemiştir. Kimseler de beni oradan çekip almaya tenezzül etmemiştir.

Her gün biraz daha kimsesizim. Hikâyelerimde bahsettiğim hemen herkes öldü. Şimdi bütün kahramanlar, kimine
göre öbür dünyada kimine göre yokluktalar. Bu yüzden, yazdıklarımı ezkaza okursa rencide olabilecek akrabalar artık yoklar. Birkaç istisnanın dışında eski dostlar mümkün değil okumazlar. O insanların çocukları, arkadaşları da zaten ciddi kitaplarla avunmazlar. Belki bazı burç yorumları ya da kişisel gelişim şeyleri; sadece uydurulmuş satırların gerçekliğe tekabül edebileceği fikrine uzaktalar. Beyhude okumalarını dilerim ama yapamazlar. Bu kitapta varoluşunuzun sancılı sırları, hayatınızın karanlık muammaları var, deseniz daha beter korkarlar. Ve diğer yandan da sığ bir tutkuyla hayatlarının roman gibi olduğuna inanırlar.

Sanılanın aksine mutlu hatıralar da acı verir. Muhtemelen bu, bir daha yaşanmayacaklarını bildiğimiz içindir. Bilhassa hep acı olanlardan bahsetmek isterim. Geçmişin yumuşak karnını deşmeyi seçerim. Ağaçları içebilen bir kadın tanımıştım mesela. Yakası açılmadık fikirlerin, olmayacak hayallerin müptelasıydı. Tek bir nefeste koca bir ormanı ciğerlerinin içine alırdı. Anneme “Hayatımı değiştireceğim.” dediğimde bir kahkaha patlatır “Sen anca televizyonun kanalını değiştirirsin!” diye hayıflanırdı. Sadece gençlikte affedilebilecek alçakça günahlarım oldu.
Toprak saksıları dipleri delik işe yaramaz diye kıracak denli çocuktum. Artık hiç gelmeyen unutulmuş bir mevsimde, kuru bağ çubuklarına konmuş periler kadar güzel bir saka kuşunu kıpkırmızı alnından vurdum.

Hayatın şeklini çembere indirgeyen döngü tamamlandı. Hint Adaları’na geldiğimizi zannederken aslında öteki dünyaya vardık. O şarj kablosunun ucu bizimkine uymuyor. İlla bir ağa bağlanın, diye tehdit ediyor gri örümcek. Yaşamla bağlantımız çevrimdışı. Bir kuşak daha yalnızca ölülerini gömerken huzur bulmaya başladı. Uzun ve derin cümleleri yüksek sesle okuyarak insanları ikna etmek şimdilik mümkün değil. Devrime inansam da süreç devinmiyor, yazılanlara inanmayanlar yazgılara inanıyor. Cenazeler düşman kardeşleri, benzemeyenleri, birbirini
çekemeyenleri, hayatta bir araya gelemeyenleri öğle namazını müteakiben, musalla taşının başında on dakikalığına da olsa birleştiriyor. Tabut, yeşil renkli cenaze aracına yerleştirilene kadar geçici bir ateşkes ilan ediliyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Rutubetli Pasajlar

Her şeyin değerini yitirdiği o anlarda sevgi, vefa, hatıralar ve mutluluk, çocukluk hastalıkları ve insan psikolojisinin çıkışsız dehlizlerinde eriyip kaybolur. En eski karanlık geçmiş; kendisinden sonra gelen geçmişi yutar, yok eder. Bütün manayı emer. Hareket ve duygu, gergin diyalogların kurbanı olur. Samimiyet öldüğünde hatırası da silinir, hiç var olmamış gibidir. Herkes bir şey arar, bir […]

Devamını Oku
Ey Yas…

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku