Kenan BAŞARAN
Tüm Yazıları
Kader

Bizse… Bizse birer Oedipus’uz. Kaçınılmaz yazgıya mahkûm. Ve o günahın utancı ve kahrı, boynumuzda ömürlük bir künye. Ağır, çok ağır.

Sizsiniz! Ne varsa hayatımızda iyiye dair
olan, sizsiniz membası.
Toprakta biten ağacın da, demir kafeslere
bürünmüş beton kolonların omuzlarında yükselen binaların da. Yolları kavuşturan köprülerin
ve viyadüklerin, akan derelerin, biriken göllerin,
dalgalanan denizlerin de… Arının konduğu
çiçeği açansınız.
Dağların da, onların başını örten karların da…
Gökten düşen her damlanın var edeni de
sizsiniz.
Sanki sizin gözünüzden düşen mutluluk
gözyaşları.
Rahmetiniz.
Bir yeni yetmenin ilk aşkında uzattığı gülün
de, bir dedenin torununa aldığı gofretin hamisi
de sizsiniz.
Yüzümüzdeki bir gülümsemenin, içimizi
ısıtan küçücük bir sevincin pınarı da sizsiniz.
Soframıza gelen nimete katık terin alnı da
sizsiniz.
Refahımızsınız, ferahımızsınız.
Şükrolsun size, hamdolsun size.
Güneşin üstümüze doğmasının mucibi de
sizsiniz.
Ezcümle, hayatı bize bahşeden sizsiniz.
Siz ki hem veli hem velinimetsiniz.
Şükredilesi olan sizsiniz.
Var eden, koruyan, kollayan ve acıyan sizsiniz;
neredeyse haşa!
Bizse… Bizse birer Oedipus’uz.
Kaçınılmaz yazgıya mahkûm.
Ve o günahın utancı ve kahrı, boynumuzda
ömürlük bir künye. Ağır, çok ağır.
Yazılmış.
Kaçınılmaz.
Bozulmaz.
Bu bizim ezel ebet yazgımız, kaderimiz.
Ölmemiz de bizim elimizdendir, öldürmemiz de.
Hem Habil’iz, hem Kabil’iz.
Kendimizin katili ve kendimizin maktulü de.
Ama siz, avukatımız değilsiniz.
Savcımızsınız.
Parmağınızın gösterdiği sandalyede oturan;
suçu yazgısıyla sabit olanız biz.
Son bir sözümüz dahi yok!
Talihimiz makûs çünkü.
En bayağısından biz, kader mahkûmuyuz.
Hükmün sahibi sizsiniz. Sual olunmaz.
Yazılan yazılmıştır kalubeladan beri, Mevla
dahi bozamaz.
Kadir olan sizsiniz, bahşedilmiş kadere sahip
olan biziz.
Ne yazar ki, bu görünmez alın yazısında?
Bir inşaatın iskelesinden düştüğümüz; bir
tersanede yandığımız, bir garda vurulduğumuz
ve bir madende patlayarak öldüğümüz, yazılır!
Her trajedimizin müsebbibi biziz.
Siz azadesiniz.
Bizim önlenemez kaderimiz, sizin bize muştaladığınız müjdemizdir!
Ne mutlu bize, ne mutlu!
Ölümlerden ölüm beğeniriz. Değil mi ki hepsi
kaçınılmaz; kaderimiz.
Çok cömertsiniz!
26°-45° doğu meridyenleri, 36°- 42° kuzey
paralelleri… Coğrafyamız. Kaderimiz.
Coğrafyasının havası, nemi tesir eder insana.
Öyle der Haldun.
Siyasetin düzgünlüğü de bozukluğu da der
ama…
Evet, bozukluğudur asıl sebebi, ne keder varsa yaşadığımız. Değil, değil! Bu kader değil.
İşte bu sizin yazdığınız.
Kutsi değil. Hiç değil.
Keyfi, gayriinsanidir.
Ve işte tam burada bizle siz yer değiştiririz.
Sandalyeye oturan değiliz artık. Parmağı
uzatanız.
Yoksa… Yoksa şair savcı, cüppesini çıkartmaz.
Devam eder on yıllar öncesinden hâlâ daha,
parmağıyla işaret etmeye. Ve hâlâ daha bağırır,
“dili varmasa” da:
“Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”
Buna ne şüphe…
“Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek…”
Ki böyleyiz de…
Ateşi çalamayanların alnına yazılan kader,
hayat elimizden alanların cezasıdır bize.
İşgal etmişler beynimizi.
İnandırmışlar, bu müebbet cezaya.
Şair bağırıyor kardeşim, “Kabahatlisiniz”
diye!
Öyleyse, kalkma zamanı altından bu asırlık
töhmetin.
İnsan eliyle yazılan bozulsun.
Bozacak olan sizsiniz!
Ama bu kez, “Sizsiniz” dediklerim, bizim olan
her şeyi bize lütfettiklerini söyleyenler; bize
kader diye bir oyun yazanlar değil!
Sizsiniz. Yani biziz kardeşim, biziz.
Yazgısını eline alacak olanlarız.
Yerin yedi kat dibinde mezar inşa edenler
değil, hayatı yeşertecek olanlarız biz…

Yazarın Diğer Yazıları
Uçan Parmaklar

Semboller çağındayız. Belki de hiç çıkmadık bu çağdan. Misal, Babil’in kulesinden beri binalar, iktidarların güç nişanesi oldu. Sınırsızlık arzusunun dışa vurumu oldu göğe yükselen her büyüklük. Sayılar da sembollüktür. Tıpkı yüzyıl dönümleri gibi. Cumhuriyet’in 100. yılındayız. Birileri laflarla kutluyor. Cumhuriyet’imizin en büyük sembolü kadındır. Onun şahsında özgürlüktür, ilericilik, adalet ve dayanışmadır. Yüz yaşındaki Cumhuriyet’i koruma […]

Devamını Oku
Filenin Devrimcileri

Eda Erdem Dündar, Ebrar Karakurt, Melisa Vargas, Gizem Örge, Zehra Güneş, Cansu Özbay, Hande Baladın, Simge Aköz, Ayça Aykaç, Derya Cebecioğlu, Elif Şahin, Saliha Şahin, Aslı Kalaç, İlkin Aydın… Filenin Devrimcileri… Biz onların ellerine baktık. Filenin üstünde yükselen ellerine baktık, sadece… Eda’nın tek ayak üstünde zarif vuruşlar yapan ellerine baktık. Bir Pegasus gibi uçan Vargas’ın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku