Bircan Usallı Sinan
Tüm Yazıları
Maddiyattan Çok Daha Önemlidir İnsanlık
Ana Sayfa Tüm Yazılar Maddiyattan Çok Daha Önemlidir İnsanlık

Aydan Şener… Ülkemizin tescilli güzellerinden… Güzellerinden diyorum, çünkü 1981 yılında aldığı unvanı bu kadar çok hak eden ve güzel olmayı bu kadar başarıyla sürdürebilen az sayıda kişi tanıdım.

Aydan Şener…
Ülkemizin tescilli güzellerinden…
Güzellerinden diyorum, çünkü 1981 yılında aldığı
unvanı bu kadar çok hak eden ve güzel olmayı bu
kadar başarıyla sürdürebilen az sayıda kişi tanıdım.
Güzellik bir insana ancak bu kadar yakışabilir
diye düşünüyorum. “Güzellik kime yakışmaz?”
dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bazı insana yakış

maz. Güzeldir ama donuktur, güzeldir ama buz gibi
soğuktur, güzeldir ama elini tutasınız gelmez çünkü
ruhuna işlememiştir, gözlerindeki canlılığa yansı

mamıştır ve en önemlisi kalbine bulaşmamıştır.
“Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü”
şarkısındaki o zarif, o bir görüşte âşık olunan kadın
gibidir Aydan Şener. Ama 30 yılı aşkın süredir tanı

dığım Aydan Şener’in bana göre en belirgin özelliği,
şöhretin değil, insanlığın o güzelim donanmışlığıyla
olan zenginliğidir. Şöhretin gelip geçiciliği ama
klasik olmanın kıymetli bir armağan olduğunun
farkındadır.
Bugün vagonumda, adını “Zarife” taktığım
kumru gibi karşımda oturan Aydan Şener konu

ğum. Hava soğuk ama vagonumuz sımsıcak. Bir
köpeğin masum gözlerle pencerelere baktığını
görünce, gözlerinin dolu dolu olmasıdır beni ona
bağlayan en önemli etkenlerden biri. Elbette camı
açıp simitlerimizi onunla paylaşmak, ikimizin de o
an yüzünün gülmesine neden oluyor. O, hayvanları
o kadar çok seviyor ki, benim sevgim onun karşı

sında Fenerbahçe’ye 3-0 yenilmiş Galatasaraylı
gibi kalıyor. Köpeklerini, kedilerini, börtü böceğini
onlarla kocaman bir aile gibi bir arada yaşamasını
örnek alsa insanlar, eminim daha yaşanılası bir
dünyamız olurdu.
Aydan Şener’in sıkı bir dizi izleyicisi ve çok kitap
okuyan ve yeni çıkan yayınları takip eden bir okur
olması elbette mesleğinin gereği gibi gelebilir
ama bence onun aydınlığındaki etkenlerden biri
de budur. Benim de tanıdığım sevgili annesini asla
unutmamasını, halen yaşıyor gibi hayatının bir par

çası sayışını da elbette çok önemsiyorum. Ha bir de
bilen bilir, Yeşilçam’ın vazgeçilmez fenomenlerin

den sevgili Suzan Avcı da onun teyzesidir ve onu da
anne yarısı gibi sarıp sarmalamaktadır. Ve kırmızı
çizgisi Atatürk’tür. Cumhuriyettir. İnsan haklarına
olan saygı ve sevgisidir. Haktır, hukuktur, adalettir.
Televizyon döneminin ilk dizilerinin vazgeçilmez
starı Aydan Şener… Halen anımsayanınız vardır
elbette Çalıkuşu’nu, Samanyolu’nu, Fikrimin İnce
Gülü’nü, Fatih Harbiye’yi… Şimdi ise bir kanalda
sunuculuk yapıyor, başka bir kanalda bir dizide
oyuncu olarak sevenleriyle buluşuyor, aynı za

manda “Kibarlık Budalası” isimli tiyatro oyunuyla
sahnelerde ve turnelerde.
Ben biraz çok mu konuştum ne? Artık sözü Ay

dan’a bırakıyorum ve ilk sorumu soruyorum… n Dünyayı ne kurtarır sence?
Sevgi elbette… Dünyayı sevgi, saygı, hoşgörü, do

ğaya saygı ve empati kurtarır mı bilemiyorum ama
daha da güzelleştirir, yaşar hale getirir. n Seni görünce dilimden “Fikrimin İnce Gülü”
şarkısı dökülüyor. Senin gibi zamansız şarkılar

dan biri.
“Fikrimin İnce Gülü” çok sevdiğim bir şarkı. Aynı
zamanda dizisini de yapmıştım. Kenan Işık ile birlikte
oynamıştık ve sekiz bölümlük bir dizi olmuştu. Sanı

rım senin gibi çoğu insanın da aklına ben geliyorum
ki bazen müzikli yerlere gittiğim zaman, ben salona
girince hemen “Fikrimin İnce Gülü” çalmaya başlıyor

lar. Çok güzel bir şarkı hem de Atatürk’ün de çok
sevdiği şarkılardan biri. Bu yüzden daha da anlamlı
benim için
.
n Her alanda eskiye bir özlem var. Sen bunu
neye bağlıyorsun?
Evet, her alanda eskiye bir özlem var. Kiminle
konuşsam aynı şeyi söylüyor. Özellikle 90’lı yıllara
büyük bir özlem var. Ne mutlu ki o yılları yaşayabil

dik. Çünkü gerçekten güzel yıllardır. Belki teknolojinin
bu kadar ilerlemesi, internetin bu kadar hayatımıza
girmesiyle kaybolan bazı insani değerlere duyulan bir
özlem bu. Artık her şeyi cep telefonlarından hallede

bildiği için insanlar bazen görüşmeye, konuşmaya,
sarılmaya bile gerek duymadan geçirebiliyorlar
günlerini. Daha bir yalnızlaştı herkes. Herhalde
bunun neticesi diye düşünüyorum. Ya da çocukluğa
duyulan özlem… O zaman büyükleriniz, anneni, ba

banız genç, onlar da hayatta… Belki zaman geçtikçe,
onları kaybettikçe, çevremizdeki insanlar birer birer
azalmaya başlayınca da geçmişe özlem duyulabilir.
Bunların genel sonucu belki de bu özlemin sebebi.
Ama kesinlikle böyle bir durum var, katılıyorum. n Tiyatro yapıyorsun ve Türkiye’nin neredeyse
her yerini dolaşıyorsun “Kibarlık Budalası” oyu

nuyla. Tiyatro senin için ne ifade ediyor? Kendini
sahnede olduğunda nasıl hissediyorsun?
Tiyatro serüvenim 2008 yılındaki “Çılgın Yenge”
oyunuyla başladı. Sonra da hiç ara vermeden senede
bir oyun, iki senede bir oyunla sürdürüyorum. Şu
anda da Moliere’in “Kibarlık Budalası” oyununu sah

neliyoruz Tiyatro Kedi ile birlikte. Çok güzel gidiyor.
Çok yoğun. Hem İstanbul’da hem de Türkiye’nin çe

şitli şehirlerinde oynuyoruz. Müthiş bir ilgi ve sevgiyle
karşılaşıyorum. Hınca hınç doluyor salon. Çok şükür
tiyatroya güzel bir ilgi var. İnsanlar beni görmekten,
ben onları görmekten dolayı çok mutlu oluyorum.
Oyun sonrası fotoğraflar çekiliyor, ağlayanlar oluyor.
Birebir iletişimi çok seviyorum. Bunu da tiyatro
sayesinde yaşayabiliyorum. Bu yüzden tiyatroyu
bırakmayı hiç düşünmüyorum. n Mesleğini çok sevdiğini biliyorum. Oyun

cu olmak için doğmuş birini görüyorum seni
görünce. Sen dünyaya yeniden gelsen yine oyuncu
olur muydun? Oyunculuk senin için ne demek?
Oyunculuğu gerçekten çok seviyorum. İzlediğim ilk tiyatro oyunu “Çalıkuşu” idi, izlediğimde oyuncuları sahnede görünce müthiş bir büyüye kapılmıştım
ve “Ben tiyatro oyuncusu olacağım.” demiştim.
Seneler sonra da kısmet oldu. Oyunculuk benim için
gerçekten çok önemli ve çok severek yaptığım bir
meslek. Zaman zaman şöhretten bunaldığım, keşke
olmasaydım dediğim dönemler oldu ama şu anda
bunun o kadar güzelliğini ve saygınlığını yaşıyorum
ki… Dünyaya yeniden gelsem yine oyuncu olmak ve
insanların sevdiği bir insan olmak isterdim.
n Çok güzel ve özel bir kadınsın. Yolda yürürken “Bu kadar güzel kalmayı nasıl başarıyorsunuz, çok güzelsiniz” dediklerine bizzat şahit
oluyorum seninleyken. Güzellik senin için ne ifade
ediyor?
Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için. Özel
olmak çok daha önemli benim için. İnsanların
bu tür sözleriyle, hem yolda hem sosyal
medyada karşılaşıyorum. Biraz genetik olduğunu
düşünüyorum. Annem ile benim anne-kız olduğumuza kimse inanmazdı. Yaşından çok genç gösteren bir kadındı annem. Genç görüneyim hevesim
asla yok. Sadece yaşımın güzeli olmayı seviyorum.
Hiçbir zaman yaş takıntım olmadı, yaş saklama gibi
yollara da hiç başvurmadım. Ki bunu yapanlar çok,
biliyoruz. Yaşımın güzeli olmak, sağlıklı olmak,
fresh olmak, bakımlı olmak önemli benim için. Yediğime içtiğime de çok dikkat ediyorum. İçten beslenmenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Dışarıdan
sürülen şeylere çok fazla inanmıyorum. Kendime iyi
bakmaya çalışıyorum.
n Ya kalp güzelliği? Güzel insan kime dersin?
“Adam gibi adam olmak” diye bir deyim var.
Bunun sendeki karşılığı nedir?
Tabii ki kalp güzelliği çok önemli. En önemlisi
hem de… İç güzelliğin dışa vurduğuna, kesinlikle
inananlardanım. Fesat ve kötü olan insanların
bakışları da ifadeleri de sert oluyor. Gözlerden
okumak mümkün bence. İyi insan olmak benim
için çok önemli. Bir insanın parası varmış, yatı-katı
varmış benim için hiç önemli değil. Beni tanıyan herkes bilir; benim en büyük özelliğim asla
insanları kategorize etmem, ayırmam. Herkese
aynı şekilde davranırım. Adam gibi adam olmak
deyimine gelince… Çok zor onu bulmak. Sorarsan
herkes böyle diyor, kendi dürüstlüğünden bahsediyor ama… Çok nadir. Tabii kadınları da katarak
söylüyorum içine. Son dönemlerde herkes çıkar,
menfaat, dedikodu, iftira peşinde. Bunlar benim
çok korktuğum ve hiç sevmediğim şeyler. Mümkün
olduğu kadar insanları olduğu gibi kabul etmeye
çalışıyorum ya da istemediğim insanlar çok da yüz
göz olmadan görüşmeyi kesiyorum. O şekilde bir
savunma mekanizması geliştirdim. Çok az insan
var zaten görüştüğüm. Seçiyorum. Çünkü çok
güvenilir olmadığını biliyorum insanların. Adam
gibi adam; dürüst, yalansız, çıkarsız, doğal, samimi şefkatli ve aldatmayan erkek. Bir kadın olarak
ben de öyleyimdir. Asla yapamayacağım şeyin
sözünü vermem, sözünü verdiğim şeyi de mutlaka
yaparım. Boş sözler veren, palavracı insanlardan da
hoşlanmıyorum.
n Ülkemizde bir kadın sanatçı olarak hiç dezavantajlı olduğunu düşündüğün anlar oldu mu?
Kadınların sektörde ayrı tutulduğuna inanıyor
musun?
Bir yaşa geldikten sonra, özellikle otuzlu yaşların sonunda, kırklı yaşların başında, ülkemizde
kadın oyuncular maalesef sadece anne rollerine
layık görülüyor sadece. Dünyada da durum böyle.
Bu konuda belgeseller de yapılmıştı bir dönem.
Özellikle güzel oyuncuların maalesef çok genç
denebilecek yaşlarda sektörden biraz dışlanması
söz konusu. Bu çok dayatılan bir şey kadınlara. Hep
genç, hep güzel, özellikle son dönemlerde olduğu
gibi hep çok zayıf olmak zorunda kadınlar gibi…
Böyle bir dezavantaj var. Erkeklerde bu yaşanmıyor.
Kırk yaşını geçmiş erkeklere bile genç oyuncu deniyor. Ülkemizde maalesef böyle bir şey yaşanıyor.
n Peki kadın olmak? Kadına şiddet haberlerini görmediğimiz bir gün bile yok ne yazık ki…
Hepimizin içi parçalanıyor bu haberleri görünce.
Sen bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun? Kadını bu
kadar edilgen görmek seni üzüyor mu?
Kadına şiddet hepimizin yarası. Gün geçmiyor ki
yeni bir şiddet ya da öldürülme haberi görmeyelim…
Ki gördüklerimiz sadece yansıyanlar. Kim bilir nerelerde, neler yaşanıyor daha bilmediğimiz. Çok öfkeleniyorum, içim parçalanıyor. Nasıl önüne geçilemiyor?
Cezaların çok artırılması gerekiyor. Her ne olursa
olsun hiçbir kadın, hiç kimse bunu hak etmiyor. Son
derece karşıyım şiddete.
n Biliyorum ki çok fedakâr, kızı için dünyayı
yıkabilecek bir annesin. Anneliği bana anlatır
mısın?
Annelik çok çok özel bir duygu, müthiş bir
paylaşım. Daha karnınıza düştüğü anda, göbek
bağıyla kurduğunuz o paylaşım bir ömür boyu
sürüp gidiyor. Anne olmak hiç anlatılır bir şey değil
ki… Ecem benim hem en iyi arkadaşım hem dert
ortağım hem bebeğim. Hiç büyümüyor çocukları anneler için. Özel bir duygu dediğim gibi. Ne
yaparsa yapsın tam anlamıyla kızamadığınız, öfkelenemediğiniz, ne olursa olsun iyiliğini istediğiniz
oluyor evlatlarınız. Onu görünce çok mutlu oluyorum. Bana “Anne nasılsın?” dediğinde “Sen iyiysen
iyiyim.” diyorum. Annelik böyle bir şey. Büyük bir
sevgi, büyük bir aşk.

Yazarın Diğer Yazıları
CANANGÜLLÜ

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli […]

Devamını Oku
Başı Dik Sosyal Demokrat: Berna Laçin

Kışa mı girdik, sonbahar mı devam ediyor, bilemiyorum. Fakat şu anda doğanın en sevdiğim hali var; Ağaçlar bütün yalınlığıyla çırılçıplak. Kırmızı, kahverengi sararmış yapraklar… Doğanın bu halini seviyorum; insana benzetiyorum, insanın orta yaşlılıktan yaşlılık dönemine geçişine benzetiyorum nedense. Bu güzel yolculukta bu kez konuğum Berna Laçin. Sevgili Berna’yı gazetecilik günlerimden tanıyorum, onunla defalarca röportaj yapmışlığım, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku