Yaşar SEYMAN
Tüm Yazıları
İran’da Kadınlar Destan Yazıyor!
Ana Sayfa Tüm Yazılar İran’da Kadınlar Destan Yazıyor!

“Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
Seni, kendinde tekrarlayarak
Çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek
Ben bu ayette seni ah çektim, ah
Ben bu ayette seni
Ağaca ve suya ve ateşe aşıladım.”

“Yeniden Doğuş” şiirinden Furûğ Ferruhzâd bugünün İran’ını ne de güzel betimliyor. Ali Şeriati, “Ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye geldim.” sözü sanki Mahsa Jina Amini’nin ölümüyle devrimler şehri
Tahran’da gündem aldı. Kadınların başörtülerine takılanlar; yazarları Sadi-i Şirazi’nin “Gülistan” eserinden, “Yaralarım Aşktandır” diyen Furûğ Ferruhzâd’dan, 2003 yılında ilk kez İranlı ve Müslüman kadın Şirin Ebâdî’ye verilen ‘Nobel Barış Ödülü’nden habersiz yaşıyorlar…

Haberli olduklarını dünyaya sesleniyorlar!

“Sen uçuşu hatırla,
Kuş ölümlüdür.”
Furûğ Ferruhzâd

MAHSA JÎNA AMİNİ

Sakkız kentinden yirmi iki yaşında bir genç kız başkent Tahran’a gezmeye geliyor. Her İranlı gibi onun da başkentini gezmek, görmek, zihnine, gönlüne almak en doğal hakkı iken bu hakkı ona çok görüyorlar. Akılları onun saçının telinde, başındaki örtüde ve işkence ile Mahsa Jîna’yı öldürüyorlar. Ailenin çığlığı İranlıların vicdan çığlığına dönüşüyor. İlk kez farklı zamanlarda eylem yapıp ses veren Kürtler ve Azeriler, yani farklı halklar ortak ses veriyor. Çünkü İran’ı bir arada tutan yıllardır farklı halkların, inançların, kültürlerin harmanlanmasıdır.

İranlı şair Furûğ Ferruhzâd boşuna bu dizeleri yazmıyor:

“Kaçıyorum bu insanlardan
Görünüşte benimle olan
Fakat içlerinde hakaretten
Eteğime binbir yama yamalayan”

Bakın bir başka Müslüman ülke olan Pakistan’ın başbakanı Zülfikâr Ali Bhutto tek kızına çarşaf giydiren, peçe takan İsfahanlı eşi Nusret Begüm Bhutto’ya ne diyor;

Benazir Bhutto anlatıyor:

“Annem, bizi bekleyen babama, ‘Benazir bugün ilk kez çarşaf giydi.’ dedi. Babam biraz düşündü ve sonra, ‘Çarşaf giymek zorunda değil.’ dedi. ‘Hz. Peygamber en iyi peçenin, gözlerin arkasındaki peçe olduğunu söylemiş. Bırak onu kıyafetiyle değil, aklıyla ve karakteriyle yargılasınlar.’ Böylece ben gri yaşamdan kurtulan ilk Bhutto kadını oldum.”

“Benazir” kitabımdaki bu söz beni derinden etkiler.

İran’da bir süre önce kadınlar Benazir Bhutto gibi başlarını örtmeye başlayınca İran’da Benazir rüzgârı esmeye başladı dediğim zaman, bir de baktım ki Irak ve diğer Müslüman ülkelerde de bu görüntüler yer aldı.

Geçen yıl Afganistan’da iktidara gelen Taliban kadınları toplumsal yaşamdan uzaklaştırdı, iş yaşamından kovmakla yetinmeyip burka girmelerine karar verdi. Kız çocuklarının okullarını kapatarak onları karanlık bir dünyaya tutsak bıraktı. Kadınlara kamu yaşamını da yasakladı.

İran’da özellikle Mahsa Jîna Amini’nin öldürülmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Göz göre göre kadınların örtülerine takılanlara kadınlar, başörtülerini yakarak, ellerinizi saçlarımızdan çekin diye haykırarak meydanlarda isyan bayrağı açıp ateşler yaktılar.Eylem öyle bir boyut kazandı ki kadınlar da, onlara dayanışma gösteren erkekler de saçlarını kazımaya başladılar. Erkeklerin bu anlamlı dayanışması karşısında yaşananlar, İran’da kadınlara yapılan zulmün yansıması olarak kalmadı, genç erkeklere idamlar başladı.

Sadi-i Şirazi, Gülistan kitabında ne de güzel ses veriyor:

“Sen bir ekmek elde edesin de gafletle yemeyesin diye Bulut, rüzgâr, ay, güneş ve gök koyulmuştur işe Hepsi senin için telaş içinde emre itaat ederken Senin itaatsiz olman insafa sığmaz.”

Yaşamının baharında isyanın simgesi Jîna’nın adını eksik ve yanlış bile yazsanız, Mahsa Jîna Amini, dünyalar güzeli bir genç kız… Onun ölümüyle yakılan ateşte boğulmanız ne zamandır bilemem, bildiğim bu isyan tüm dünyayı sardı. Duydunuz mu?

Sosyal medyayı karartsanız da, isyanları bastırsanız da Asya’nın kültürel zenginliği olan, sokakları ozanlarla dolup taşan, İranlı kadınlar tutsak bir yaşam sürerken emeklerinin ürünü İran halıları dünyayı gezdikçe, içerde kadın hakları savunucuları, hukukçuları, çevrecileri sizin rahatınızı kaçıracaklar. Çünkü siz Ortadoğu’nun Sartre’ı olarak tanınan Ali Şerîatî’yi de yok eden bir zihniyetin temsilcilerisiniz.

Büyük ozan Şah Hatâyî ne güzel yazıyor:

“Ezel bahar olmayınca/Kırmızı gül bitmez imiş/
Kırmızı gül bitmeyince
Sefil bülbül ötmez imiş/ Bülbüller gelir ötmeye/Güle
sarılıp yatmaya
Bağıban gülü satmaya/Gül kadrini bilmez imiş”

Mahsa Jîna Amini… Bir kadın ismi… Belki de İran’daki karanlığa bir ışık. Mahsa Jîna Amini; “ahlak zebanileri”, zalimler seni incitti, dünyanı karartı, toprak seni incitmesin. Mahsa Jîna, yaktığın meşale ile kadınların yoluna ışık tuttun. Bazı ışıkların bedeli ağır olur. Elbette bir gün o ülkelerde de güneş doğacak!

Güle güle Mahsa Jîna Amini diyeli yüz günü geride bıraktık. Jîna’nın öldürülmesiyle başlayan yangın, İran’ı yakmakla kalmadı, tüm gençleri, kadınları yakmayı sürdürüyor. Bütün bir ülke ayakta, idamlar dünyanın gözü önünde yapılıyor. Bazı kentlerde kepenkler kapalı, bilim yuvaları kaynıyor, sanatçılar öldürülüyor, işçiler grevde, halk balkon ve pencerelerde çığlık çığlığa… Bu ateş daha çok yanacak.

Güzel günler kapıda mı?

Görünmüyor.

Görünen, İran eski İran olmayacaktır.

Destan yazan kadınlar ve erkekler, İran’ı değiştirecekler!

Yazarın Diğer Yazıları
Umut Kadınların Elinde

Bir bilim insanına yol gösteren kitaplar… Canan Dağdeviren ozanlar kenti Sivas’tan, İstanbul’a göçen bir ailenin üç çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşiyle büyüyen kızına babası hem fizik hem de kimya dalında ilk Nobel alan, Vistula nehri ile okyanusa akan Marıe Curie kitabını alır. Canan, radyum ve polonyumu bulan Marie’nin kitabını okur. Bu kitaptan çok etkilenir ve […]

Devamını Oku
Cumhuriyet’imizin 100. Yılında Bir Cumhuriyet Öğretmeni

Atatürk, gündüz cephede savaşırken akşam ise çadırında Çalıkuşu’nu okurdu. Çalıkuşu’nu okuyup bitirdiğinde, “Biliyor musunuz dün gece Reşat Nuri Bey’in Çalıkuşu romanını okudum, çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu’yu, genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet’e vereceğim. (İsmet İnönü) Sonra da sizler okuyun” demişti… Bu da bizim Altındağ’ın Efsane Feride Öğretmeni… Onun da […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku