Kenan BAŞARAN
Tüm Yazıları
Sıradan

Bir yaprak daha düştü her şeyden. Ömürden, ihtiraslardan, hayallerden, planlardan, kurgulardan.

O aralık ayının o malum gecesi, dünyanın dört bir yanından milyarlarca dilek yankılandı; kimi göklerde belli olan güce, kimisi de boşluğa… Bence inançsızlar bile “pıs pıs” bir şeyler diledi. Niyet, daha çok mutlu olmak. Hâliyle daha fazla savaş ve kavgaya yazgılı bu dilekler. Öyle ya, gökten haybeden üç elma düşmüyor. Tüm ağızlar, zafer inancıyla mırıldandı. Muhakkak. Kim kaybetmeye âmin der ki…

Aralığın o malum gecesinin değil de, o geceye kadarki tüm günlerin, bütün zihinsel dirençlerime rağmen, bana da umut verdiğini itiraf etmeliyim. Dilek tutmayalı, piyango almayalı yıllar olsa da senenin son ayının sokaklarına sinen belirsiz iyimserlik, ışıltılı vitrinler, bir müjde alacağına kesin inanmış insanların savurduğu bir iyilik ile güzellik hâli ve de kokusu. Tüm bunlar, benim de içime bir iyimserlik serpti. Aldanmak da bir ihtiyaç demek.

yimser gülüm, aralığın o son gecesi solar. Gelen yılın benim için daha iyi olmayacağını akıl eden iflah olmaz bir kötümserim. Tartışmasız. Yanımda biri dilekte bulunmaya görsün, şarlarım. Burnundan getiririm. Bir an bile mantığı elden bırakmamaya yeminli bir kötümserim. Oyun oynamayı bırakmış üzülesi biri. Benim acımasız akıl yürütmem, son gece duyguya galebe çalışıyor. Yeniden direnç kalkanlarım kalkıyor. Duygusala teşneliğim son buluyor. Hiçbir içkinin şuursuzlaştırmayı başaramadığı bir akıl tutarlılığı. Oysa ben de duygunun yanıltmalarına ihtiyaç duyarım. Fena hâlde. Komik bir şey: Esas doğum günüm belirsiz de olsa, yükselenime de alçalanıma baktırıp, falcıların palavralarını satın almak istiyorum. Yıldızların aşk, para ve sağlık bahşetmesine duacı olmak istiyorum… Bilge yaşlıların, “Her şeyin başı sağlık.” öğüdünü duymaz değilim. Ama beri yanda, “Para olunca sağlık da olur.” ergen itirazını da. Hırslanma deli gönül, hırslanma.

Aslında hırslandığım falan yok. Geçici bir heves. Aksine, epeydir tüm iddialarımdan vazgeçtim. Aşk-para-sağlık üçgeninde köşe kapmacayı
da bıraktım. Bu kalenderliğin öyle anlamlı bir
sebebi de yok. Kendiliğinden çöken bir his. Ani
hava değişimindeki sis gibi. Şikâyetçi değilim.
Sisler farını, açmayacağım. Unutmanın örtüsü
olacak sis. Koklayabilirim. Derin bir sarhoşluk,
kaybolmuşluk ve tekinsizlik özlemini gidermesi
için.
Sıfırlanmak; tüm arzulardan:
Sıradanlaşmak…
Beynimdeki tüm muharebeleri kaybetmeye
razıyım. Beyaz bayrağım hazır, jilet gibi ütülü.
Bitsin yeter ki. Birçok muharebenin de doğrudan
tarafı değilim zaten. O savaşta neden varım, kim
beni soktu, bilmiyorum. Unutuş, başlamış çoktan. Almanya girince girmişim gibi savaşlara…
Ve Almanya kaybettiği için de çoğunda mağlup
vaziyetteyim.
Sıradanlaşmak istiyorum.
Bir şey miyim ki? Değilim. Kendime karşı sıradanlaşmak talebi. Sahip olduğum iddialardan
caymak için masaya oturmaya hazırım. Nereyi
imzalamam gerekiyorsa, gösterin. Kalem lüften!
Vasatlığın rahat ve umarsız döşeğine uzanmanın düşündeyim. Onlarca yıllık temennilerin
ve kazanmaya ant içtiğim mücadeleler, kaşlarımın arasına değmiş. “Ah dedim ağladım” az
önce.
Gözlerim kayıttan çıktı, ellerim grevde. Dilim
Hindu suskunluk talim terbiyesinde.
Sıradanlaşmak istiyorum. Nasıl? Seyrelerek.
Daha az bakarak, el uzatarak, korkarak.
Daha az.
Sonsuz dijital kütüphaneleri, ikinci bir emre
kadar mühürletmek için zabıtalar gelsin diye
bekliyorum.
Daha az film, müzik, maç, paylaşım.
Az, daha az.
Ne RT’ler, ne kırmızıya boyanmış kalpler, ne
de itiraz yorumları sağaltıyor.
Çokluğun değersizliğinden, şımarıklığından
ve tatminsizliğinden kurtulmanın derdindeyim.
Az ve özün, seçim hakkını isabetli kullanmanın
telaşını yaşadığım o aşağılanan fukaralığına
dönme hasretindeyim.
Geçip giden şu yılda da onlarca film izledim.
Hazlarla taşmadım. Hiçbiri, 95 yazında bir
öğrenciyken Beyoğlu’nda izlediğim “Yağmurdan
Önce” gibi vurmadı beni. Yüzlerce saat müzik
de dinledim geçen yıl. Onların da hiçbiri, sinema
çıkışında koşarak aldığım “Konuş Onunla”nın
müzikleri kadar çarpmadı. Azalmak, seyrelmek
ve tenhalaşmak…
Sıradanlaşmak.
Yani emek vermek istiyorum. Ufak tefek; ne
yapacaksam emekle tatmak. Kendimi ciddiye
almamak, engellerimden kurtulmak.
The Banshees of Inisherin’deki dostluğun
sebepsizce bitmesi gibi, bitirmek. “Çünkü artık
senin muhabbetinden keyif almıyorum.” demek
bir sebep değilse tabii.
Tek başıma büyük ufuklara değil de sadece az
öteye doğru yürümek. Sakin, sakin. Dünsüz ve
yarınsız da… Zamanı, unutarak yenmek. Yarım
asırlık koşuyu madalyasız, yalnızca katılmış
olmanın şeref ve haysiyetiyle bırakmak.
Kendi kulvarımda sıradan biri.
Dinginleşmiş.
Çocuğuma arzu ve hezeyanlarımı yüklemeyi
bırakmak, tasarlayıcı babalıktan da istifa. Goriot Baba ahmaklığının trajik sonu.
Çok kimseler için önemli biri değil, kendim
için değerli. Bencilce bir kopuş; büyük kavga ve
zafer vaatlerinden.
Dünyanın bir yerlerinde asırlar öncesi sıradanlaşmış ama buralarda uğrunda hâlâ daha
hapisler yatan usanmazlara hürmeten üstelik
sıradanlaşmak…

Yazarın Diğer Yazıları
Uçan Parmaklar

Semboller çağındayız. Belki de hiç çıkmadık bu çağdan. Misal, Babil’in kulesinden beri binalar, iktidarların güç nişanesi oldu. Sınırsızlık arzusunun dışa vurumu oldu göğe yükselen her büyüklük. Sayılar da sembollüktür. Tıpkı yüzyıl dönümleri gibi. Cumhuriyet’in 100. yılındayız. Birileri laflarla kutluyor. Cumhuriyet’imizin en büyük sembolü kadındır. Onun şahsında özgürlüktür, ilericilik, adalet ve dayanışmadır. Yüz yaşındaki Cumhuriyet’i koruma […]

Devamını Oku
Filenin Devrimcileri

Eda Erdem Dündar, Ebrar Karakurt, Melisa Vargas, Gizem Örge, Zehra Güneş, Cansu Özbay, Hande Baladın, Simge Aköz, Ayça Aykaç, Derya Cebecioğlu, Elif Şahin, Saliha Şahin, Aslı Kalaç, İlkin Aydın… Filenin Devrimcileri… Biz onların ellerine baktık. Filenin üstünde yükselen ellerine baktık, sadece… Eda’nın tek ayak üstünde zarif vuruşlar yapan ellerine baktık. Bir Pegasus gibi uçan Vargas’ın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku