Ulaş GEROĞLU
Tüm Yazıları
6 Şubat

6 Şubat 2023… Çağımızın en büyük felaketiyle zaman durdu. 25 yıldır hazır olmamız gereken, bilim insanlarımızın az sayıda bulduğu her fırsatta bıkmadan anlatmaya çalıştığı, uyardığı gerçekliğimizle yüzleştik. Hem de daha önce şahit olmadığımız, eşi benzeri görülmedik bir şekilde saatler içinde iki büyük depremle sarsıldık.

6 Şubat 2023… Çağımızın en büyük felaketiyle zaman durdu. 25 yıldır hazır olmamız gereken, bilim insanlarımızın
az sayıda bulduğu her fırsatta bıkmadan anlatmaya çalıştığı, uyardığı gerçekliğimizle yüzleştik. Hem de daha önce şahit olmadığımız, eşi benzeri görülmedik bir şekilde saatler içinde iki büyük depremle sarsıldık. Gecenin en
derin saatinde gerçekleşen depremin şokunu atlatamamışken ikinci depremle ne olduğunu anlayamadık. Tüm dünyanın gözü önünde yıkıldık. Binalar, mukavvadan yapılmışçasına yırtıldı, kumdan kaleler gibi dağıldı…

Gece gerçekleşen ilk depremin sebep olduğu felaketi anlayabilmek için hepimiz sosyal medyaya bakıp, televizyon ekranlarının başında nefes almadan durumu anlamaya çalıştık. İzlediğim bir videoda işittiğim sesler, gördüğüm görüntü aklımdan çıkmıyor. Dışarıda olanlar hala evlerinden ayrılmamış insanlara “dışarı çıkın” diye seslenirken sağlı sollu yıkıldı binalar. Ben ilk defa böyle bir afet anına tanık oldum. Daha sonra benzer görüntüler çoğalsa da ve hatta canlı yayın sırasında muhabirler olanı biteni tüm dünya ile an be an paylaşsa da izlediğim ilk video çıkmayacak asla aklımdan.

Bizim bildiğimiz; biriken enerjiyle fay hatlarının kırılması sonucu deprem meydana gelir. Bizim bildiğimiz; depremden sonra devam eden sismik hareketlerle, ölçeği küçük artçılar gerçekleşir. Bu yüzden uzmanlar ilk depremden sonra afet bölgesinde yaşanacak artçılara karşı insanları uyarmaya başlamıştı ki ikinci büyük deprem gerçekleşti. Hem bilimsel olarak hem de tecrübelerimize göre karada gerçekleşmiş eşi benzeri görülmedik bir felaketti yaşadığımız. Depremler hem büyük ölçekli hem de yüzeye oldukça yakındı. Yıkımı da, acısı da büyük oldu…

Resmi verilere göre başta Hatay ve Kahramanmaraş olmak üzere on ilimizde on iki binden fazla bina yıkıldı. Kar altında köyler, yolu yarılmış şehirler, yıkılan hastaneler, pistleri çöken havalimanları, sokakları kapanmış, elektriği kesilmiş, doğalgazın ulaşmadığı, temiz su şebekelerinin çalışmadığı Avrupa’nın birçok ülkesinden büyük bir coğrafyaydı etkilenen. Normal şartlarda bile yılın bu mevsimi ulaşması zor köylere, kasabalara, kentlere gidebilmek
için yurdun dört bir yanından gönüllüler ve STK’lar yola çıktı. Bölgeye gidemeyenler sosyal medya hesaplarını kullanarak afet bölgesinden gelen binlerce ihbarı yetkililere bildirmeye başladı. Afetin paniği ve çaresizlikle hemen kimsenin ilk anda aklına gelmeyen başka bir felaketle dağlanmış yüreğimiz kavruldu, titreyen nefesimiz kesildi. Soğuk! Enkaz altında kurtarılmayı bekleyen canlar ve kurtarılan yaralılarla soğuk arasında hiçbir şey olmayacaktı.
Zamanla yarış başladı…

Çaresizlik nedir? Elbet kendi hayatımızda çaresiz kaldığımız birçok şey oldu. Yeri geldi zamanla telafi ettik, yeri geldi üzerinden geçtik. Fakat hepimiz belki ilk defa ortak bir çaresizliğin içine düştük. Artık bizim için çaresizlik; güneş, günü terk ederken usul usul düşen kar taneleri oldu. Bizim için çaresizlik; uykuyla soğuk arasında direnmek zorunda kalmak oldu… Bizim için çaresizlik; dışarıda kalanların içinde yanan ateşle soğuğu hissedememek oldu…

Yirmi dört saat geçmişti ki dünyanın her yerinden yardım için yola çıktılar. Ülkeler ve hatta savaş hâlinde olan Ukrayna; dördüncü seviyede verdiğimiz alarma kayıtsız kalmayacaklarını ve yardım için hazır olduklarını açıkladı. Çoğuyla kavgalıyız, çoğuyla yeni husumetlerimiz, geçmişe ait yaralarımız var. Çoğu kendi aralarında da anlaşamıyor
ama geldiler. Bir oldular, birlikte can telaşına düştüler. Kendi inançları neyse, öyle dua ettiler. Kendi gelenekleri neyse öyle sevindiler her kurtardıkları canla.

Ve biz… Canım memleketimin, canım insanları… Ne verebiliyorsak sırtlanıp yardım merkezlerine koştuk. İnsan zincirleriyle elden ele, sırt sırta dualarla yükledik tırları ve yola çıkardık. Hani yeni neslin duyarlılığı hep tartışılıyor ya, o yeni nesil, tüm tartışmaları sona erdirdi. 15’lileri gördük sabahlara kadar telaş içinde yardımları hazırlayan. 20’lileri gördük canla başla afet bölgesine koşan.

Kurtuluş için, hürriyet için böylesini yaşadık bir asır önce. Ve o kurtuluşun birinci asrında tekrar sınandık birlik ve beraberlikle. Dost- düşman unutuldu; çatışmalar, fikirler, farklılıklar çıktı akıllardan. Gerçeği hatırladık hep birlikte. Bir olmanın, birlik olmanın gücüne şahit olduk. Aynı gözyaşlarıyla, aynı telaşla ve endişeyle buluştu insanımız. Aynı gerçeklikle, aynı sonuçla yine yan yanaydık… İyi ama biz bu gerçekliğe, sonuca neden mahkûm ediliyoruz? Asya’nın en doğusu beşik gibi sallanırken, insanları sadece kahveleri masaya dökülmesin telaşı yaşarken, biz neden binlerce canın yitip gittiği gerçekliğe mahkûmuz? Beni uyku tutmuyor. Gecelerin bu kadar çabuk sona ermesini beklediğim, saate bu kadar fazla baktığım olmadı benim. Daha önce hiç sabahları böyle telaşlı, böyle bir endişeyle karşılamadım.
Sahipsiz sesler işitiyorum. Duyuyorum nefes alışlarını, kalp atışlarını. Beni uyku tutmuyor ve biliyorum uyuyabilenler var ve onlara soruyorum nasıl mahkûm ettiniz bizi böyle bir karanlığa?

Belki zamanı değil şimdi. Belki uzun süre bu sorunun cevabını arayacağız. Hak etmiyoruz bu sonucu, bu gerçekliği. Hak etmiyoruz soğuktan korktuğumuz, canımızın derdine düştüğümüz geceleri…

Belki bu sefer birileri çıkar “özür dileriz, sorumlu biziz” der diye bekledim. Demediler. Kaderden, plandan bahsettiler. Şimdi haberler geliyor. Müteahhitler tutuklanıyormuş. Ya onlar da mahkemelerde kaderden ve plandan bahsederse? Mesela bir müteahhit var, yaptığı onlarca binanın hiçbiri yıkılmamış. Şimdi çıkıp o da “tedbir bizden” derse?

Artık bir şeyleri değiştirelim. Ne olur değiştirelim. Bilimle inatlaşmayalım ki yıkılmayalım. Sorumluluktan planlar ve
fıtratı bahane ederek kaçmayalım. Eskiyi koruyamayanın, yenisine kanmayalım. Düşmeyelim ki kaldırılmak zorunda
kalmayalım. Ne olur…

Tüm ülkemizin başı sağ olsun…

Yazarın Diğer Yazıları
İstasyon İnsanları

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir biletHenüz bilmeseler de hayat bundan ibaret” Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur […]

Devamını Oku
Hoş Gel!

Dünyanın kendi etrafında üç yüz altmış beş kere, güneşin etrafında tam bir tur dönüşüdür geride kalan yıl. Yani aslında döne döne aynı noktaya gelip, yeniden başladığımız için bu kadar sevinçliyiz. Başlangıç tarihimiz 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yarısı saat tam 00:00. Son on saniyeyi geri sayarak, kimi zaman önde, kimi zaman birkaç saniye geride […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku