Zeynep ORAL
Tüm Yazıları
O Bir Bereket Tanrıçası…
Ana Sayfa Tüm Yazılar O Bir Bereket Tanrıçası…

Sümer Kraliçesi, Hitit Kraliçesi, Toprak Ana… Ona ne çok isimler taktılar… Ama benim ona en çok yakıştırdığım niteleme: “Bereket Tanrıçası”. Anadolu dediğimiz bu bereketli toprakların kültür birikimini biz ölümlülere sunan bir tanrıça…

Kimi insanlar vardır, asla yaşlanmazlar. O, bunlardan biri. Yaşı kaç olursa olsun gülen gözlerinin gerisinde hep bir afacan çocuk tazeliği ve ışıltısı… O, yani Muazzez İlmiye Çığ…

Sümer Kraliçesi, Hitit Kraliçesi, Toprak Ana… Ona ne çok isimler taktılar… Ama benim ona en çok yakıştırdığım niteleme: “Bereket Tanrıçası”. Anadolu dediğimiz bu bereketli toprakların kültür birikimini biz ölümlülere sunan bir tanrıça…

Öyle ya Sümerlerin, Hititlerin, Asurların kullandığı çiviyazısının arşivini oluşturanların önde geleni o… Kitaplarla, sayısız makaleyle, incelemeyle, Sümer ve Hitit uygarlıklarına ışık tutan o… Tabletlerdeki yazıları kitaplara dökerek uluslararası bilim dünyasına sunan o… Muazzez İlmiye Çığ (doğumu 1914), ülkemizin en verimli bilim kadınlarından.

Arkeoloji Müzesi’nden emekli olduktan sonra da çalışmalarını sürdürdü. Bu eşsiz Sümerolog, bilimsel çalışmaları kadar, popüler eserleriyle de bilimle yaşam arasında sımsıkı bir bağ oluşturdu. Birkaç kuşak bizler onun kitaplarıyla
büyüdük, öğrendik, kendimizi geliştirdik…

“Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk”, “Hititler ve Hattuşa – İştar’ın Kaleminden”, “Gılgameş – Tarihte İlk Kral Kahraman”, “Ortadoğu Uygarlık Mirası”, “Sümer Hayvan Masalları”, “Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği”, “Vatandaşlık Tepkilerim”, “Atatürk Düşünüyor”… Onlarca kitabından ilk aklıma gelenler.

O sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda cumhuriyet tutkunu, laiklik tutkunu, Atatürk tutkunu, demokrasi tutkunu bir yurttaş. Bu ilkeleri savunmak için yapmayacağı yoktur.

En son 2019 yılının kasım ayında buluşmuştuk. Mersin’de Kongre ve Sergi Sarayı’nda sahneyi iki ulu çınarla; biri 106, biri 91 yaşındaki iki ulu çınarla Muazzez İlmiye Çığ ve ressam, hattat, Etem Çalışkan’la paylaşmıştım. Harf Devrimi’ni, cumhuriyet devrimlerini, Atatürk sevdasını konuşmuştuk.

Muazzez Hanım konuşurken sık sık ellerimi yakalıyordu. Ve hiç unutmuyorum ellerim kuş oluyor, su oluyor, ateş oluyor, bir elim Sümer ve Hitit’e; bir elim Atatürk’ün Harf Devrimi’ne uzanıyordu…

Onunla sayısız konuşma, röportaj yaptım. Geçen yıl yaş gününü kutlamak için onu telefonla aramıştım. Telefonu “Canım benim sana uzun ömürler diliyorum.” diye açtı. Sesi cıvıl cıvıldı. Benimkinden çok daha genç ve dinamikti.

Telefonda yine ortak anılarımızı paylaştıktan sonra bugün söylemek istediğiniz bir şey var mı, diye sormuştum…
Yanıtını dinledim. Bu kez, gözyaşlarını tutamayan ben olmuştum.

“Suçsuz yere hapse atılan, kilit altına alınan gazeteciler için, gençler için acı çekiyorum. Gazetecilik yaptıkları için, düşünceleri için ceza alıyorlar, hürriyetleri engelleniyor. Çok üzülüyorum, kahroluyorum. Acı çekiyorum.”

Evet, gerçekten acı çekiyordu… 100 yaşını çoktan aşmış olan bilim kadını arkadaşım ülkede olup biten her şeyin farkındaydı! Ve acı çekiyordu! Oysa bakıp da görmeyen milyonlar vardı çevremizde. Gözyaşlarım öfkedendi, başka
bir şeyden değil!

Hapiste olmayan gençlere bir öğüdü var mı diye sorduğumda ise “Onlara şunu söyle,” dedi ve ekledi: “Çok okuyun, çok çalışın, çok sevin!”

Bir başka konuşmamızda sormuştum: Muazzez Hanım hayatta en çok ne istemiş biliyor musunuz? Astronot olmak, uzaya gitmek… Ve hâlâ bu istekten vazgeçmiş değil… Bütün uzay edebiyatını, uzay kitaplarını okuyup hatmetmesi
bundan. Büyüyünce astronot olmak istiyor…

Muazzez İlmiye Çığ, sadece kitaplarını keyifle okuduğum biri değil, aynı zamanda, evet, arkadaşım. Yıllar boyu izlediğim etkinlikleri tartıştığım; birlikte eylemlere, protestolara katıldığım; soruları arayışları paylaştığım bir arkadaşım. O hem korkusuzdur, hem sağduyuludur.

“Vatandaşlık Tepkilerim” adlı kitabında, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçuyla yargılanan, bir yıl hapsi istenen ve ilk celsede beraat eden “Cesur Yürek”… O zaman 92 yaşındaydı.

Antalya Altın Portakal’da Birinci Kadın Zirvesi yapılıyordu. Laiklik adına arkadaşım oradaydı… Fazıl Say mahkeme kapılarında süründürülürken, arkadaşımın sanatçıya yazdığı mektup elden ele dolaşıyordu:

“Size bir büyükanne olarak ricam, densizce konuşanlara hiç kulak asmayın, sözle ve yazı ile en ufak bir yanıt vermeyin ki çatlasınlar! Onlara en güzel karşılık daha üstün eserler çıkarmaktır. Var olun! Sağ olun! Bütün duam bu…”

Bodrum Kalesi’nde yaş günü kutlanıyor. Karyalılar, Halikarnaslılar, Bodrumlular, Geziciler, Çapulcular bir araya geldiğimizde “Beni bırakın, Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkın.” diyordu!

Arkadaşım için tek kutsal var. O da YAŞAMAK! Dolu dolu yaşamak. Öğrenerek, öğreterek yaşamak… O nedenle günümüzde cehaletin prim yapmasına hâlâ öfkeleniyor ve isyan ediyor…

Nice ışıklı yıllara Sevgili Muazzez İlmiye Çığ… Sevgiyle, saygıyla, minnetle!

Yazarın Diğer Yazıları
Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü

Yaşar Kemal’i en iyi tanımanın yolu, onun kitaplarını okumaktır. Bunu en yalın haliyle, en açık seçik şekilde söyledikten sonra, kırk yıl boyunca süren dostluğumuzdan damıttığım “Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü” üzerine birkaç anımı paylaşabilirim. 1.Yıl, 1974… İzmir doğumlu, “Ben Anadoluluyum” diyen, ünlü Amerikalı sinema yönetmeni Elia Kazan İstanbul’a geldi. “Amerika Amerika” adlı filmi Türkiye’de yasaklandığı […]

Devamını Oku
AYDINLIĞIN VE ÇAĞDAŞLIĞIN ADI :Türkan Saylan

Artık çok yoruldum; artık konferans, panel, açıkoturumlara paydos! Sivil toplum kuruluşlarında koşuşturmaya son! Bana mı kaldı, biraz da başkaları uğraşsın! Ne zaman böyle abuk sabuk sızlanmaya başlasam, gözümün önünde bir yüz belirir. O Türkan Saylan’ın yüzüdür. Karşısındakinin taa en içine, yüreğine bakan bir çift çakır göz! O bakış, insanı yargılamaz, sınamaz. O bakış, yalnızca, size […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku