Nasuh MAHRUKİ
Tüm Yazıları
Maraş Deprem Felaketinin Ardından
Ana Sayfa Tüm Yazılar Maraş Deprem Felaketinin Ardından

Maraş merkezli, 13.5 milyon yurttaşımızın yaşadığı 11 şehrimizi altüst eden…

Maraş merkezli, 13.5 milyon yurttaşımızın yaşadığı 11 şehrimizi altüst eden, sadece Cumhuriyet tarihimizin değil belki de son 500 yılın en şiddetli yıkımlarına yol açan deprem fırtınasının bir deprem felaketine dönüşmesinin, her şey bir yana asıl kök sebebi de, Cumhuriyet’i tam manasıyla anlayamamamız ve özümseyememizdir. Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir, ancak biz Cumhuriyet’imize sahip çıkamamanın bedelini her geçen gün artarak ödemeye devam ediyoruz. Bize ulusça çok acı ama çok büyük tecrübe kazandıran 17 Ağustos 1999 Depremi’nden 23- 24 yıl sonra meydana gelen bu korkunç felakette de enkaz altındaki yurttaşlarımızın hepsine tam anlamıyla maalesef yetişemedik.

Depremlerden, sellerden korunamıyoruz. Sadece o da değil; ormanlarımızı yangınlardan, kamu kaynaklarımızı, eğitimimizi, kadınlarımızı şiddet eğilimli özgüvensiz erkeklerden, çocuklarımızı sapıklardan, yeşil alanlarımızı, kıyılarımızı, SİT alanlarımızı, şimdilerde milli parklarımızı hatta askerî alanlarımızda olduğu için hâlâ kalabilen şehir içi ormanlarımızı, denizlerimizi, ırmaklarımızı, göllerimizi kirletilmekten, her tür temel yurttaşlık hak ve özgürlüklerimizi, tehlikelerden sakınamıyoruz. Çünkü bütün bunları koruyacak, geliştirecek ve daha fazlasını yapabilecek olan Cumhuriyet’i bir türlü anlayamıyoruz.

1939’da meydana gelen, 33 bin yurttaşımızın canına mal olan Cumhuriyet tarihinin 6 Şubat 2023’e kadarki en büyük depremi, 7.9 büyüklüğündeki Erzincan depreminden bu yana edindiğimiz, depremlerle mücadele ve afetlere hazır
olma konusundaki çok büyük tecrübe ve birikimimize rağmen, tarihimizin en korkunç depreminde ne yazık ki yine hazır değildik ve yetersizdik. Bedelini bölgedeki yurttaşlarımız ödedi.

Afetler tanımı gereği, onunla mücadele etmek için hazırlanmış unsurların yetersiz kaldığı durumlardır. Ciddi bir kapasite yetersizliği sorunuyla karşı karşıya kalırsınız, elinizdeki imkân ve kabiliyetler yetersiz kalır. Nitekim Türkiye ilk saatlerden itibaren durumun büyüklüğünü anlayıp, 4. seviye afet ilan etmiş ve uluslararası yardım çağrısı yapmıştı ancak kendi en büyük ve en güçlü kası Türk Silahlı Kuvvetleri’ni anlaşılmaz şekilde hızlı hareket edemedi. Oysa o güne dek bütün depremlerde, afetlerde en önce Türk Silahlı Kuvvetleri görev alırdı, bunun için hazırlıkları, planlamaları, görevlendirmeleri, eğitimleri ve tatbikatları vardı. Afetlerle mücadele Türk Silahlı Kuvvetleri’nin göreviydi ve olay olur olmaz, hiçbir yerden çağrı veya görevlendirme beklemeden harekete geçer, emir komuta zincirini işletir, hazırlıkları ve planlamaları çerçevesinde operasyonu başlatırdı.

Biz çok iyi bildiğimiz kurtarma çalışmalarında bile eksik kaldık ve kurtarmada en değerli olan ilk saatleri ve ilk 24 saati kaçırdık. Oysa afetlerde en çok hayatı ilk saatlerde ve ilk gün kurtarırsınız, ikinci gün biraz daha az, üçüncü gün biraz daha az ve böyle devam eder ve bir noktada da hayat kurtarma çalışmaları sona erer. Bu nedenle afetlerde zamana karşı ölüm-kalım yarışında çok hızlı, çok etkin ve çok verimli olmanız gerekir. Bunu da ancak etkin ve doğru bir planlamayla ve önceden hazırlıkla yapabilirsiniz.

Türkiye Afet Müdahale Planı’nda koordinasyondan, arama kurtarmadan, insani yardımdan hatta çadır kurmaktan bile sorumlu olması gereken tecrübeli, donanımlı, ehliyetli ve liyakatli personelimizin yeteri kadar yetiştirilememiş olması bütün süreçlerde tıkanıklığa, gecikmeye, yanlış kararlara ve sürecin her afet noktasında yönetilememesine yol açtı. Bu yüzden, 17 Ağustos’a kıyasla çok gelişmiş mevcut imkân ve kabiliyetlerimize, enkaz arama kurtarma konularındaki büyük tecrübemize, arama kurtarma konusunda tecrübeli büyük insani gücümüze rağmen, bu depremlerde kurtarabileceğimiz kadar insanı ne yazık ki kurtaramadık.

Bundan sonrası için bence hepimizin düşünmesi gereken, yeni bir afet daha Türkiye’nin başka bir bölgesinde başımıza gelmeden tüm bu eksik ve hatalarımızı gidermek zorunda olduğumuzdur. Aksi takdirde benzer hatta beter acıları tekrar tekrar yaşamaktan kendimizi kurtaramayız.

 

Yazarın Diğer Yazıları
ERKEĞİ KADINDAN ÜSTÜN GÖREN TOPLUMLAR GERİ KALMAYA VE KAYBETMEYE MAHKÛMDUR

Bunca çok, başarılı ve çağdaş sürdürülebilir örneğe rağmen, laikliği hâlâ benimseyememiş, dini kurallarla yönetilen ve toplumsal hayatını dine göre düzenleyen ülkelerin en önemli sorunu kadına ve kadının toplumsal hayatın içindeki yerine bakışıdır. Kadın ve erkeği günlük hayatın içinde birbirinden uzak tutmasıdır. Daha doğdukları andan itibaren kız ve erkek çocuklarının yetiştirilmesinde, ayrı sınırlar ve ayrı özgürlükler […]

Devamını Oku
BAŞÖĞRETMEN Atatürk

“Cumhurbaşkanı olmasaydım, Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim.” sözü, Atatürk’ün eğitime verdiği önemi göstermesi bakımından çok anlamlıdır. Kendi eğitimine ve kişisel gelişimine küçük yaşlardan itibaren büyük önem veren ve, “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.” diyen Atatürk’ün, kendi gibi milletinin eğitimine de özel […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku