Zeynep ORAL
Tüm Yazıları
1 Nisan Ne Zaman?
Ana Sayfa Tüm Yazılar 1 Nisan Ne Zaman?

Yeryüzü Yurdum Benim…

Sahi 1 Nisan ne zaman? Yoksa geldi ve geçti mi? Hiç 1 Nisan şakası yaptınız mı? Yapabildiniz mi? Tam ben şaka yapan kimse görmedim diyecektim ki ; içimdeki öteki ses, “Hop! Dur bakalım, bu ülkede her şey şaka gibi.” demez mi… En iyisi içimdeki sesleri susturmak.

Bu 1 Nisan’da Türkiye’de en yaygın dolaşan söz sevgili efsanevi yazar İlhan Selçuk’un bir yazısı oldu: “Her şeyin yalan üzerine yürüdüğü bir ülkede, 1 Nisan yapmak istiyorsanız doğruyu söyleyiniz.” Hem de yıllar önce söylemişti bu sözü! Amma ileri görüşlüymüş!

Deprem, ekonomik sıkıntılar, gelecek endişesi ve kimsede gülecek gülümseyecek hâl mi kaldı derken 1 Nisan geldi geçti bile! Hani dert yok bile olsa, derman bol bile olsa, yine de herkes seçimlere öyle bir odaklanmış ki varsa yoksa kim kime oy verecek hesapları yapmaktan kimse 1 Nisan şakası bile düşünemedi… Belki de hayatın kendisi öylesine 1 Nisan şakası gibi ki şaka yapmaya gerek kalmadı…Öyle ya da böyle, ben bu yazıda yine de 1 Nisan’a odaklanma niyetindeyim…
NASIL BAŞLADI?

1 Nisan şakası nereden geliyor? Neden? Niçin? Ne zaman? Nerede çıkmış ortaya? Önce şunu bilmekte yarar var: Yeryüzünde mizahın her türü, ironi, taşlama, hiciv, yergi, fıkra, fars, alay, atışma vb. hepsi ama hepsi bir gerçeklikten kaynaklanır. Laz fıkraları da buna dahildir.

1 Nisan’la ilgili olarak her kültürde farklı bir öykü bulunuyor. Bunlar içinde en yaygın olanı Fransa’dan gelen. Bizde de kaynak olarak o gösterilir. Hikâye şöyle:

Efendim 1564 yılına kadar resmi yeni yıl 1 Nisan’da başlarmış. İlkbaharın gelişi kutlanırmış. O gün adaklar adanır, tanrılar kutsanır, yenir içilir, bol bol eğlenilir, doğanın uyanışı kutlanırmış. Eski Yunan’dan ve Antik Roma’dan kalan bir adet…

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak’a aldırır. Dört bir yana haber salınır. Bundan böyle yeni yıl kutlamaları 31 Aralık ve 1 Ocak’ta yapılacak diye… Ama kolay mı bu kararı her yana duyurmak! İnternet yok, faks yok, telefon yok… Kralın kararını duymayanlar 1 Nisan’ı yine de kutlamaya devam eder. Kararı bilenler, bilmeyenlerle alay etmeye başlar… Bilenler, bilmeyenlere “aptal” demektense, “Nisan Balığı” diyerek şakalaşır. Bir süre sonra gelenek haline gelir. 1 Nisan’ı yılbaşı kabul edenlere Nisan Balığı denmeye başlanır.

İngiltere, “Nisan balığı” yerine daha dolaysız bir biçimde buna “April Fools’ Day – yani Nisan Aptalları Günü” der…

Bu konuda İskoçya çok iddialıdır. Onlar 1 Nisan’a “Gowk” veya “Cuckoo Günü”… Yani “Horoz Günü” der… Neden horoz? Şöyle ki, İngiliz edebiyatının piri sayılan Geoffrey Chaucer’in ortaçağı anlatan “Canterbury Masalları” (1392) kitabında zeki bir tilki, aptal bir horozu oyuna getirir. Hatta bu 1 Nisan şakalarını Fransızlar değil, biz başlattık bile derler…

Hindistan’dan Belçika’ya, ABD’den Japonya’ya her yerde rastlıyoruz 1 Nisan şakalarına…

ŞİİRDEKİ MİZAH
Madem aylardan nisan, madem umutluyuz, madem karartmayacağız Nâzım Hikmet’in deyişiyle sol mememizin altındaki cevahiri, bu yazıya bir de mizahı kucaklayan şiirleri katalım. Ama başlarken de dedim ya… Mizahın gerisinde hep bir gerçeklik, hep bir eleştiri var.

Orhan Veli’den “Delikli Şiir” ve “Bedava”:
“Cep delik, cepken delik, / Kol delik, mintan delik / Yen delik, mintan delik, / Kevgir misin be kardeşlik.”

“Bedava yaşıyoruz, bedava;/ Hava bedava, bulut bedava;/ Dere tepe bedava;/ Yağmur çamur bedava;/ Otomobillerin dışı,/ Sinemaların kapısı,/ Camekanlar bedava;/ Peynir ekmek değil ama/ Acı su bedava; / Kelle fiyatına hürriyet,/ Esirlik bedava; / Bedava yaşıyoruz, bedava.”

Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan “Selam ve Haram”: “Biz dünyadan gider olduk / Kalanlara selam olsun / Ama hep böyle gidecekse bu dünya / Kalanlara haram olsun”.

Metin Eloğlu’ndan “Çilingir Sofrası”: “Bu zıkkımın yanında / Arnavut ciğeri ister, bir./ Çiroz salatası ister, iki./ Cacık ister, üç.// Adalet, müsavat, hürriyet demeye / Sadece yürek ister.”

Can Yücel, kimi zaman Şili’deki Tencere’ye seslenir: “Tencere dibin kara / Seninki benden kara” Kimi zaman da meyhanedeki garsona:

“Garson dedim, bana biraz sabır ver / Allahtan isteyeceğinizi benden istiyorsunuz paşam, dedi./ Öyleyse bir Allah ver dedim / Gitti, bir daha da gelmedi.”

Can Yücel bu dizelerle, eleştiri oklarını kahkaha çiçeklerine dönüştürür. Her hafta Leman ve Öküz dergilerinde yayımlanan şiirleri ironinin en güzel örnekleriyle doludur: “Vapurda” şiirinde şöyle der: “Bir yılan düştü vapurda yanıma / Sarıldım denize” Ve “Hıyararşi” adlı şiiri: “Hıyar diyorum / Yoo ben turşuyum diyor”

Şiirle ekonomik konularda millete ders verdi. “Köprü altındaydım geçen gün / Bi balık bi balık bi balık/ İstavrit sarı kanat çinekop / İşte dedim Marx’ın meram ettiği bolluk!”

Ve “Sendikal” başlıklı şiiri: “Yağmur bir ses olsaydı sırf/ Toplu sözleşmeye oturur muydu topraklar.” Gelin bu yazı, Ataol Behramoğlu’nun “Millet ve Zamlar” şiiriyle bitsin:

“Millet yararına imiş
Sırtımıza yüklenen yeni zamlar
Ya bilmiyorlar zam nedir
Ya bizim milletten değil bu adamlar!”

Yazarın Diğer Yazıları
Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü

Yaşar Kemal’i en iyi tanımanın yolu, onun kitaplarını okumaktır. Bunu en yalın haliyle, en açık seçik şekilde söyledikten sonra, kırk yıl boyunca süren dostluğumuzdan damıttığım “Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü” üzerine birkaç anımı paylaşabilirim. 1.Yıl, 1974… İzmir doğumlu, “Ben Anadoluluyum” diyen, ünlü Amerikalı sinema yönetmeni Elia Kazan İstanbul’a geldi. “Amerika Amerika” adlı filmi Türkiye’de yasaklandığı […]

Devamını Oku
AYDINLIĞIN VE ÇAĞDAŞLIĞIN ADI :Türkan Saylan

Artık çok yoruldum; artık konferans, panel, açıkoturumlara paydos! Sivil toplum kuruluşlarında koşuşturmaya son! Bana mı kaldı, biraz da başkaları uğraşsın! Ne zaman böyle abuk sabuk sızlanmaya başlasam, gözümün önünde bir yüz belirir. O Türkan Saylan’ın yüzüdür. Karşısındakinin taa en içine, yüreğine bakan bir çift çakır göz! O bakış, insanı yargılamaz, sınamaz. O bakış, yalnızca, size […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku