Mazlum Çimen
Tüm Yazıları
Amcadan abiye, Abiden Dosta
Ana Sayfa Tüm Yazılar Amcadan abiye, Abiden Dosta

Sanıyorum ilkokul yeni bitmiş, konservatuar dönemi başlamıştı. Ataol Abi’yi ilk görüşümdü.. Kavacık’taki evimize gelmişti. İncir ağacının altında babamla, yani Nesimi ile sohbet ediyorlardı. Tanışmanın ardından ben masaya ufak tefek şeyler getiriyordum, bu arada Ataol Abi bir şiir konuşuyordu, okuyordu… Demirel ile ilgiliydi şiir, Demirel’i yeriyordu tabii ki. Hoşuma gitmişti ve soru sormalar başladı bende, bu […]

Sanıyorum ilkokul yeni bitmiş, konservatuar dönemi başlamıştı. Ataol Abi’yi ilk görüşümdü.. Kavacık’taki evimize gelmişti. İncir ağacının altında babamla, yani Nesimi ile sohbet ediyorlardı. Tanışmanın ardından ben masaya ufak tefek şeyler getiriyordum, bu arada Ataol Abi bir şiir konuşuyordu, okuyordu… Demirel ile ilgiliydi şiir, Demirel’i yeriyordu tabii ki. Hoşuma gitmişti ve soru sormalar başladı bende, bu da Ataol Abi’nin hoşuna gitmişti. İlk tanıma mutluluğum böyle başladı. Başladı diyorum çünkü daha sonraki süreçte çokça gelecekti bize..

Farklı zamanlarda, başka mekânlarda, değişik ortamlarda ve genelde ortak konularda ortak dertlere buluşan iki kardeş ve iki dost olduk Ataol Abi’mle. Daha sonra hayat öyle güzel ördü ki bizimle ilgili zaman dilimini, bizi dost yaptı… Düşünsenize beni… ve ben tabii ki bahtiyarım.. Bir o kadar da şanslıyım ki, şiirleriyle de arkadaş oldum. Daha da ötesi anı topladım anlattıklarından ve biriktirdim de kendisiyle geçirdiğimiz zamanları çoğaltarak yaşamaktan.. Ne güzeldir ki ve güzel olan da odur ki biz ne zaman buluşsak, karşılaşsak gülmeye başlar güleriz… Ne güzel… Ve hatırlamaya, hatırlatmaya başlarız yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi…

Sohbeti seviyoruz… Bitmesin istiyoruz çoğu zaman, eğer hayattan çalmamızı sağlıyorsa o sohbet…

Bir sohbet hatırlıyorum. Ataol Abi’ye Kars gezimizde de hatırlatmıştım… Gülmüştük… Sanırım 1988 ya da 1989 gibiydi… Aylardan da ekim olsa gerek, kasım da olabilir, tam emin değilim. Salacak İskelesi, kayalıklar, tenekemizde ateş, midye ve şarap…

İhsan Baba (İhsan Yüce), Ahmed Arif, Ataol Behramoğlu ve ben…

Lezzetine doyum olmaz bir sohbet var ve yapışmışım bir kenarından sohbete, neler dinliyorum, neler duyuyorum. Ahmed Abi kendinden fışkırıyor, anlatıyor, okuyor, konuşuyor; İhsan Baba hafıza denilen tüneli öyle bir ustalıkla temizliyor ki müthiş… Ataol Abi inanılmaz bir serdümen, nasıl yönlendiriyor, tazeliyor sohbeti… Hayranlıklarım karışıyor, boş verip hepsini aynı seviyorum bir anda…

Ama eyvah, eyvah, eyvah… O da ne! Midye bitiyor… Midye biterse sohbet biter… Mazlum dal oğlum denize… Dalıyorum kayalıklar altına, midye çıkartıyorum… Bir müddet gidiyor ama bir müddet… Sohbet bitmesin istiyorum… Tekrar dalıyorum kayalıkların altına, denize… Aylardan sanıyorum ekim… Hadi kasım da olabilir
tam hatırlayamıyorum… O yaşta donla… 7’nci dalışımda kolumdan tutuyor Ataol Abi: “Ne yapıyorsun? Donacaksın Mazlum…” Abi midye bitiyor, diyorum… “Yahu kardeşim, bırak bitsin, donacaksın.” diyor… Abi midye biterse sohbet bitecek… Sohbetsizlikten donacağız bu sefer, diyorum… Müthiş sarılıyoruz… Seviyor beni Ataol Abi’m…

Evet, Ataol Abi’m… O sahil yok artık, o midyeler de bitti, onlar da gitti zaten… Ama biz hâlâ devam ediyoruz seninle. Taze midye kabuklarının arasından hayata bakarak ve akarak… Seviyorum seni… Merak etme, bu bitmez… Ben hâlâ dalıyorum…

 

Yazarın Diğer Yazıları
Amcadan abiye, Abiden Dosta

Sanıyorum ilkokul yeni bitmiş, konservatuar dönemi başlamıştı. Ataol Abi’yi ilk görüşümdü.. Kavacık’taki evimize gelmişti. İncir ağacının altında babamla, yani Nesimi ile sohbet ediyorlardı. Tanışmanın ardından ben masaya ufak tefek şeyler getiriyordum, bu arada Ataol Abi bir şiir konuşuyordu, okuyordu… Demirel ile ilgiliydi şiir, Demirel’i yeriyordu tabii ki. Hoşuma gitmişti ve soru sormalar başladı bende, bu […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku