Derya ERKENCİ
Tüm Yazıları
Islak Mendil
Ana Sayfa Tüm Yazılar Islak Mendil

Akşam olup hava karardığında, gün boyu yaşanan anlarla ilgili ikincil anlamlar, durumlara ait gizli bilgiler aramaktan yorgun düşmüştüm. Ölü bir peygamberdevesi gördüm yerde.

Akşam olup hava karardığında, gün boyu yaşanan anlarla ilgili ikincil anlamlar, durumlara ait gizli bilgiler aramaktan yorgun düşmüştüm. Ölü bir peygamberdevesi gördüm yerde. Böyle şeyler yalnız rüyalarda olur sanırdım. İsterdim; vakit kaybetmeden hemen derin hisler hakkında konuşalım, o balta girmemiş ormanlara girelim, umutsuzluğun belini sağlam muhabbetle kıralım. Neyleyim ki daima mazeretimdir kötü alışkanlıklarım. Kendi
hesabıma değil, ortam için yaşarım. Beni bugünlük idare edin. Yapayalnızken insan çoğu zaman, acının şiddeti mi azaldı yoksa ona karşı direnci mi arttı, ayırt edemiyor. Bir yerden sonra mecburen, elimden bir şey gelmeyişine tutunmalıyım. Farkındayım, son günlerde çok abarttım. Islak mendili bir an önce bırakmalıyım.

Biraz düşünüp kendi düşüncelerimden alıntı yapar gibi yüksek sesle konuşuyorum: En belirgin hatıraları olan fotoğraflardan “Onların bende negatifleri var.” diye bahseden bir neslin geleceğe ilişkin ‘pozitif’ fikirleri zaten nasıl olabilir ki? Şehirde bütün mecralar dijitale dönerken, binalar ve üzerindeki resimler büyüdükçe küçülüyorum. Sonunda trafik lambalarındaki yüzü olmayan adam ben oluyorum. İlmim var, siyasetim yok. Nereden peydahlandığı belli olmayan beyhude umutlara tahammül edemiyorum. El âlem, kendini güvende hissetmediği alanlarda bir bardak çay içmeye bile teşebbüs etmiyor. Gerçekten özgür olabileceğine inanmayan herkes, aşka ihtiyacı olduğunu zannediyor. Tabii aşk da tek başına bu yükü kaldıramıyor.

“Unut beni, yalvarırım beni unut.” demişti. “Unut beni” demek, kimi zaman aslında çaresizlikle söylenmiş
bir “beni asla unutma” manasına da gelebilirdi. Titreyen dudaklarımla “Demontesin sevgilim.” demiştim. “Ne kadar
uğraşırsam uğraşayım parçalanıyorsun ama kırılmıyorsun. Hem kendisi olamayan insanlar, olmak istedikleri kişiyi canlandırırken çok kötü oyuncudurlar.” Asabı bozuk gülerek “Hayatım, lütfen bana sosyal medyada paylaşılan özlü sözler gibi cümleler kurma.” diye yanıt vermişti. Ne yapayım? Bu kadar oluyor. Mükemmellik ve samimiyet bir araya getirilmeye çalışılınca şüphe uyandırıyor. Nerede eski ben? O entel halimden eser yok şimdi. Gece uyurken ruhumuz bile duymadan içimiz boşaltılıyor.

Hayatın manası, sığ ruhlarla müsemmadır belki de. Geçmişin bayağı hediyelikleri, tel maşa eşantiyonları balkonlardaki yerlerine adapte olup yeni ve başka bir estetik durumun parçası olmayı başardılarsa işler yolunda demektir. Bitmiş aşkları ve eski eşyaları düşünüp efkârlanmak meslek olsaydı, şimdiye kadar zengin olmuştum. Bunları düşündükçe üşüyorum. Markette kasa kuyruğunda bile gündüz düşleri görüyorum. Dünya görüşüm akla zarar, boşluklarda yaşıyorum. Kimseye ilham vermeden, enerji ya da farkındalık demeden, Merkür’den hiç bahsetmeden karşılıklı bir şeyler yiyip iki kadeh içip eski usul muhabbet etmek istiyorum. Sakallarıma pamukçuklar yapışıyor, üstelik kanserojen olduğu da söyleniyor. Yarından tezi yok. Islak mendili bırakıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Rutubetli Pasajlar

Her şeyin değerini yitirdiği o anlarda sevgi, vefa, hatıralar ve mutluluk, çocukluk hastalıkları ve insan psikolojisinin çıkışsız dehlizlerinde eriyip kaybolur. En eski karanlık geçmiş; kendisinden sonra gelen geçmişi yutar, yok eder. Bütün manayı emer. Hareket ve duygu, gergin diyalogların kurbanı olur. Samimiyet öldüğünde hatırası da silinir, hiç var olmamış gibidir. Herkes bir şey arar, bir […]

Devamını Oku
Ey Yas…

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku