Nebil ÖZGENTÜRK
Tüm Yazıları
İyi ki Doğdun Ataol Abi!!!
Ana Sayfa Tüm Yazılar İyi ki Doğdun Ataol Abi!!!

Bu yazı burada bitmez.

Yazıya başlarken öncelikle doğum günlerimin onur konuğu Ataol Abi’nin doğum gününü kutluyorum, en samimisinden!!! Başlığa çokk şaşırmayın “BU AŞK BURADA BİTER”e saygıdır aslında olan biten, ki zaten en güzel yazılar henüz yazılmamış olandır ya, ben de Ataol Abi’nin anlatılacak çokkk hikâyesi olduğu için yazı-satırlar bitmez dedim… Evett… On yıllar oldu, abi kardeşliğimiz Ataol Behramoğlu’yla ve daha çokkk sürer umarım… Sürmesi için çokkkk sebep var; zamanı unutmak, hayata aynı pencereden bakmak, sofra dostluğunu diri tutmak, saygı sevgiyi esas almak, üretilen ne varsa karşılıklı hakkını vermek, usta-öğrenci saygısını eksik etmemek, saygıyı atlamadan en keyiflisinden şakalar yapmak… Hayatı sevmekkkk, hayatındaki serüven dolu hatıralara şaşırmak ve özellikle ayakta alkışlamak. Özetle, hayatın anlamını kavramak. Şiirindeki gibi… YAŞADIKLARINDAN ÖĞRENDİĞİ ÇOKKK ŞEY OLDUĞUNU BİLMEK… Evetttt… YAŞAMI MI? Baksanıza lütfen şu incelikli şiir dolu hayata… Portre tadında…

Ataol Behramoğlu; Haydar’dan olma, İsmet’ten doğma. Dört kardeşin en büyüğü, Barış’ın babası… Kars’ta ilkokulu, ortaokulda uzun yollara gitme hayalini, lisede İstanbul’u okudu, başkentte üniversiteyi… Üniversitede geçmiş ve geleceği, Moskova’da Rus edebiyatının kalbini! Paris’te, Çankırı’da, orada, burada, şurada ve daha pek çok kentte, hayat okulu tedrisatından geçti. Darbelerin mağduru, düşüncesinin mağruru, uzak ülkelerin sürgünü, kavgaların ve sevdaların şairi… Dev yürekli şairlerin omuzdaşı, şiire gönül vermişlerin abisi, şairlerin efendisi… Zaten 19’undan beridir ki özenle dizilmiş şiirlerinin şairi ve tabii ki daha fazlası, daha fazlası… Yaşamı ve şiiriyle uzun ve serüven dolu bir yürüyüştür onunki. 12’sinde hece şiirinin ustalarından şiirler okudu, 13’ünde kendi dizelerini. 20’sinde Ankara’da Rus dili okurken Ege’yi bir baştan bir başa yürüdü hiç durmadan, otostop da cabası! 25’inde pankartların ardında halkla ve dostlarıyla yürüdü; 30’unda Moskova’da Gorki’yi, Puşkin’i, Çehov’u Tolstoy’u ezber yaptı. 35’inde şiir savaşçısıydı, 40’ında Barış Derneği’nin mahkûmu. 50’sine kadar 12 Eylül Askeri Darbesi’nin Paris sürgünüydü; 60’ında doçent, 65’inde profesör oldu. Ataol Behramoğlu… 60 yıldır şiir, 50 yıldır da kitap yazar ve o, iyi bir okuryazar. En çok da düşlerini, kavgasını ve sevdasını şiirle, şiiri yazıyla, yazıyı da şiirle anlatan adamdır! O şiirler ki bir uzak ülkenin şairine göre, dünyaya açılan bir penceredir kimi zaman; kimi zaman da insandan insana cömertçe söylenmiş, yapmacıksız dizelerdir. Behramoğlu ilk şiirinde, pencerede ağlayan annesini, avare dolaştığı sokakları, masmavi bir bulutun peşinden, dönüşü olmayan yerlere gidişini anlatır. Ve o ilk şiir Melankoli’de, biricik dert ortağı olmuştur bir fener. 2015 Ocak’ında yazdığı son şiirindeyse evinin oğluşuyla, bir dostunun oğlu arasındaki muazzam aşk kayda geçer. Gelecek yarım yüzyıla masum bir selam niyetine! Oğluş ve Arın… Ataol Amca’sından Arın’a 2015 armağanı bir şiir. Ataol Behramoğlu’nun yarım yüzyılda dize dize ördüğü bazı şiirler var ki özgürlüğe, kavgaya adadığı kimi dizeler aşk şiiri diye kulaklara kazınır mesela; çünkü o şiirler ki sevdadan beslenmiştir. Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve kederi de yaşamalısın namusluca, bütün benliğince acılar da sevinçler gibi olgunlaştırır insanı… Bazen de aşka kazıdığı satırlar hep bir ağızdan marşa dönüşür, kalplere yerleşir, uğruna ölümlere gidip gelinen bir inançla örülmüş sevdayı anlattığı için. Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim. Yüreğimde bir çocuk, cebimde bir revolver… Dertli bir aşk ozanı misali, hüzün de ağır basar şiirlerinde Ataol Behramoğlu’nun ve can sıkıntısını şiirine dönüştürür pek çok zaman. İşte yine can sıkıntısı bana bir şiir yazdıracak… Darağaçlarına en çok kurban verilen bir ülkenin çocuğudur o. Bu yüzden mi bilinmez ama sanki şu gelip geçen dizeler Pir Sultan’a selam olsun diye de yazılmıştır; Cellat uyandı yatağında bir gece Tanrım dedi/ bu ne zor bilmece/ Öldükçe çoğalıyor adamlar/ Ben tükenmekteyim öldürdükçe/ Ve hayat işte… Üç fidan; Ankara’da karanlık bir hücreden alınıp darağacına götürülmek istenirken, uzak bir dünya kentinde onlar için açlık grevi yapan da Ataol
Behramoğlu’dur! Yalındır şiirleri Behramoğlu’nun. Bazen, bir benzerini herkes yazabilir sanırsınız ama yanıldığınızı hemen anlarsınız. O yalınlık ve sadelik ya da günlük hayattan alınma dizeler, finalde bir roman ya da film hikâyesi kadar etkili olur kimi zaman. 60’lı yıllar gençliğini sarıp sarmalayan ‘’Bir Gün Mutlaka’’ buna örnektir mesela. “…Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları… Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam’da… Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya… Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz. Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislam… Bir gün mutlaka yeneceğiz… Bir gün mutlaka yeneceğiz… Bunu söyleyeceğiz bin defa… Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla… Ben
ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda… Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla… Yürüyeceğiz çoğala çoğala…”

İlk şiir kitabı Bir Ermeni General, hayatın büyük dolaşımına tam yarım yüzyıl önce, 1965 kışında karıştı Ataol Behramoğlu’nun. Ve hayat işte, ilk kitabın yayımlanmasından elli yıl sonra da şiirlerinin pek çoğu şarkı oldu, konserlere taşındı. Bazen bir şarkı “Aşk iki kişiliktir” sözleriyle romantik oldu, bazen “Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm” şiiri bir şarkıya hüzün kattı, bazen de “Yaşamak bu yangın yerinde” dizeleri bir ağıda dönüştü. Genç yaşta türkülerle tanışan Behramoğlu; geç yaşta dahi bağlamasını elinden bırakmayacak, sazın sesine meftun olacaktı hep. Hatta “70’inde bile zeytin dikeceksin” diyen ozanın tavsiyesine uyarak piyano öğrencisi de oldu, on yıllardır dinlediği melodileri dinletmeye koyuldu dostlarına. Çok zamandır ders verir, amfilere koşar Ataol Behramoğlu. Öğrencileri için Ataol Hoca’dır, kadrosunda olduğu üniversite için Profesör Behramoğlu. Kürsüsünün Ana Bilim Dalı Başkanı’dır. Ama laf aramızda, caka satmaz hiç. Unvanını, dostların ve hayatın ortasında kullanmayı tercih etmez. O, bin yıllık dostlarının Ataol’udur sadece! Ve bin yıldır çok az Türkiyeli şaire nasip olurcasına, dünyanın binbir şiir kongresini dolaşır durur kendi öyküsünü dokuya dokuya. O dev salonlarda bazen şiirin öğrencisidir bazen de kongrenin onur konuğu. Aragon’u da tanıdı, Neruda’yı da… Ritsos’u da, Octavio Paz’ı da… Şiirlerinde bu yüzden büyük ve erken ölüp giden ölümsüz şairler hep selamlaşır. Jose Marti de, Nâzım da, Atilla Josef de; Apoliner, Ahmet Arif Külebi, Turgut Uyar da… Hapisliği de tattı, otel kâtipliği de yaptı Behramoğlu. Öğretmen de oldu, gece bekçisi de… Ona sadece şair demek haksızlık olur. Yarım yüzyıldır şiirler yazadururken hem hayat kavgası hem de daha güzel bir dünya için militan da oldu, Halkın Dostları arasına da katıldı. Barış Derneği’nin bir neferi ya da Türkiye Yazarlar Sendikası’nın hem üyeliğini hem genel başkanlığını yaptı. Yazının ülkeye dair sevdalısı, düşüncenin sonsuz özgürlük savaşçısıydı. Ülke sorunlarına damardan duyarlı bir yurttaştı. 20’li yaşlarında, Moskova Devlet Üniversitesi’nde Rus edebiyatını Türkçeye çevirerek bizim topraklarımızda taçlandıran da o. Bu yüzden Puşkin’in Lermantov’un, Gorki’nin, Çehov’un hem genç dostu hem de onların Türkçe sesiydi yıllar yılı. Che Guevara öldüğünde bu topraklardan yükselen ilk seslerden biri de oydu. Ona adanmış türkü tadında şiirler yazan… Saymakla bitmez büyük ödüller aldığı kadar, her cunta döneminde ceza da almıştır Ataol Behramoğlu; “Kitaplarını imha edin” kararı alınacak kadar! Behramoğlu; bir başka kavga adamı, kardeş Nihat Behram’a göre “Ölü bir dünyaya canlı, nefes alan, hisseden, hissedilen, canı olan şiirler sunan bir şair.” Ve şiirlerin sunumunu da yapmaktan mutlu olan bir şair, genç bir dostuyla yaptığı müzikli şiirli gösteriyle… Ataol Behramoğlu, hem yurtsever hem dünyalı, hem sosyalist hem Kemalist, hem toplumcu hem birey hakları savunucusu, hem özgürlükçü hem korumacı, hem askeri darbe hem sivil darbe karşıtı… Ulusala da saygılı evrensele de… Yaş aldıkça, yazdığı dizeler arttıkça, şiirleri de gençleşti Ataol Behramoğlu’nun… Genç şairlerle yarışmaya devam etti durdu. Gurbette, yalnızlıkta alaturka şarkılar söylemeyi çok sever Behramoğlu. Sabahları ise Chopin, Schubert dinlemeden duramaz.

Şiirleri hem hevesli hem ürkek, hem dişi hem erkek, hem kavgacı hem barışçı… Hem taze hem uzun ömürlü… Hem yerli hem evrensel… Hem Hayyam’dır biraz, putları kıran hem Lorca’dır barışı anlatan. Behramoğlu, yarım yüzyılda nice ölümsüz şiir yazıp durdu, her döneme damga vuran. 1960 Kuşağı gençliğini, Bir Gün Mutlaka ile etkiledi; 70’leri Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var ile. 80’lere Türkiye Üzgün Yurdum ile 90’lara Yangın Yeri ile 2000’lere Aşk İki Kişiliktir ile yol çizdi. Ve bugünleri, bir yandan “Nerde varsa böyle zulüm, çaresi isyan olmuştur” diyerek, diğer  yandan “Hayata uzun veda” ederek tanımladı. Yürüyüşü hep sürüyor. Şiiri, yazıları, isyanı, üzüntüleri… Behramoğlu, yürüyüşü en çok Adalar’da sevdi. Yıllar var ki Büyükada’yı, Foça’yı kendine mesken tuttu. Kimi zaman şiir yazar Ada’sında. Çoğu zaman da şiir okur ya da dinler karısı, hayat arkadaşı Hülya’dan. Evinin duvarlarını süsleyen resimlerde, ressam karısının hülyalı gözlerini görür. Hülasa hep hayatın şarkısını söyledi Ataol Behramoğlu, uçsuz bucaksız hayatın. Ve hayat devam ediyor onun için hâlâ. Öyle ya, ömür dediği şey hayata sunulmuş bir armağandı ve hayat sunulmuştu Ataol’a, hayaller bir de. Büyük heyecanla yazdığı İnsan Kendisinin Rüyasıdır şiirindeki gibi… Sonunda sanki her şey eşitlendi. Geriye şiirler kalacak belki. Rüyanın gerçekliğine tanıklık edecek.

Yazarın Diğer Yazıları
SAYGILAR ZEKİ MÜREN’E…Bir doğum günü şarkısı niyetine…

Aralık 1931’de doğdu Zeki Müren. Yaşasaydı şimdi 92 yaşında olacaktı ama 1996 Eylül’ünde göçüp gitti bu dünyadan. Yaşasaydı geçen yıllara bakıp çok şaşırırdı galiba. Damarlarına kadar hissederek kucakladığı ve erken bıraktığı sahne dünyasında kurallar da kuralsızlık da ona fazlasıyla garip gelecekti. Şah ile şahbazın, at izi ile it izinin, ses ile şovun birbirine karıştığı bir […]

Devamını Oku
Efsane Hoca Nermin Abadan Unat’ın Kısa Portesi

Cesur hayatları, mucizelerden gelip geçmiş kadınları, bıkmadan usanmadan anlatmalı… Her fırsatta, her defasında… İşte, Nermin Abadan Unat… Cesur bir kadın, macera ve mucizelerle dolu bir ömür sürdüren abide, efsane bir akademisyen. Gazetecilik de yapar hocalık da, araştırmalara da boğulur ve memleket hikâyelerine de, yani ülkemizin tarihine de hâkimdir. Bu satırlar kaleme alınır MACERA DOLU ÖMRÜN […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku