Seda ŞANLI
Tüm Yazıları
Masal

Kalakalmışlardı bir yerlerde yorgun nefeslerle ama nerede?

Belki bir kâbusun içinde, belki köklerinin bağlı olduğu doğdukları yerde, belki de varlığını bile bilmedikleri bir yaşam
bölgesinin en ücra köşesinde. Neresi olduğu fark etmeyen bu enteresan, hatta şahsına münhasır coğrafyada gün geçti, günler geçti, aylar geçti. Ancak kalmışlık ve karmaşıklık hâkimdi yeryüzüne hâlâ. Yüzünü güneşe dönüp göç eden kuşlardan bağımsız, boynu büküktü toprak ananın, anaların, babaların ve cümle çocukların. Geçen zaman içinde değişmedi hiçbir kader ve yeni yıkanmış nevresim kokusunda uyumadı hiçbir baş. Analar misafir ağırlamadı, hafta sonu buluşmaları olmadı, çocuklar okul servisini kaçırmadı, büyükler işe geç kalmadı. Şaşkınlık ve çaresizlik hâkimdi bu eşine az rastlanır coğrafyada. Ama hiçbir keder sonsuza kadar sürmemeli. Olacaktı, yaşam yeniden başlayacaktı. Yüzyıllardır olduğu gibi yıkılan, yok olan her şey yeniden kurulacaktı. Yitip gidenlere yeminleri vardı.

Derler ki; öğrendiler vazgeçmemeyi, umuttan umudu kesmemeyi, direnmeyi, yine sevmeyi, baharla can bulan tabiat gibi yeniden var olmayı hissetmeyi. Ve hiçbir masal mutsuz bir son ile bitmemeli…

Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Ataol Behramoğlu’nun bu güzel şiirinde dediği gibi, bahar geldi her yerinden bereket fışkıran masal gibi ülkeme. Mevsim bahar olsa da yüreklerdeki sızılar, acılar hâlâ zemheri. Masal olan ülkem sanki mahşer yeri. Ama yine de yokluk içinde yokluğu, yoksunluğu el birliği ile dindirmeye çalışıyor insanlar. Karakışın ardında bıraktığı izler silinsin diye, ruhlarındaki acılardan oluşan enkazlar kaldırılsın diye kenetleniyorlar. El veriyorlar birbirlerine yüzlerde ufak bir gülümseme görebilmek için. Sarıyorlar yaralarını gözlerdeki yaşın kuruması için. Sarılıyorlar sessizce, atan kalbe yakın olmak için, kimsesizliğin kimi olmak için. Hatıralarını ektikleri topraktan yeni yaşamlar biçmek için…

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Uzun zamandır baharlar gençliğimin baharlarına benzemese de baharı bekleyen kumrular başka diyarlara gitmişse de bu bahar bambaşka değişimlere gebe. Yaren leylek bile onca yorgunluğuna rağmen gelip konduysa yerine, umudun kapısı açık olmalı yeniliklere. İçimde bir tohum var çatlamayı bekleyen. Her şeye rağmen filizlenip özgürce kök salmak isteyen. Tüm acıları silmek için gökyüzüne dokunmak isteyen. Gözlerini yumup güneşi koklamak isteyen. Bulutlara sarılmak, bulut gözlü buzağıları sarmalamak isteyen. İnanmakla başlayacak her şey. Her şeyin güzel olacağına, başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmakla.

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan

Birlikte türküler söyleyeceğimiz günler var elbet. Var elbet yaşamın coşkusunu iliklerine kadar hissetmek. Bir çocuğun gülüşünde kaybolmak ya da sevginin kollarında yolunu bulmak. Var elbet bir orman gibi kardeşçe yaşamak. Öğretilmiş hayatlar değil, öğrenilmiş hayatlar var elbet. Acının, kederin, korkunun yerine; neşenin, sevginin, şefkatin başrolde olduğu hayatlar. Her seferinde yeniden can bulan doğa ile kasveti geride bırakacağımız mis kokulu baharlar, yaşanılacak mutlu anılar var. Umudun kalplerde bıraktığı o tatlı heyecan var. Mutlu sonlu masallar, eşlik edilecek şarkılar, kurulacak sofralar, kutlanacak bayramlar var. Büyüğü, küçüğü el ele toplumca dayanışmanın olduğu, adaletin, huzurun, insanca yaşamanın, aydınlık yarınların var olduğu hayaller var, hayallerim var… Dedim ya içimde bir tohum var çatlamayı bekleyen. Başka nasıl söylesem? Ne demişti Ataol Behramoğlu “Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü.”

 

Yazarın Diğer Yazıları
Sahici

Son zamanlarda kendi gerçekliğimden koptuğumu çok sık hissediyorum. Truman Show filmindeki figüranlardan biri gibiyimsanki. Dört bir tarafımız kurgu videolarla, etkileşim yani sözlük anlamıyla karşısındaki kişiyi kendi duygu ve istekleri doğrultusuna yöneltmek uğruna yapılan türlü saçmalıkla doluyken (yapay zekadan bahsetmiyorum bile!) sahici nedir? Gerçek ve doğru bilgiye nasıl ulaşılır? Biz çocukken sorularımızın cevaplarını bulmak için tek […]

Devamını Oku
Kadınca

Hangi yıldı, takvimler hangi günü gösteriyordu ve saat o anda hangi dakikayı gösteriyordu bilmiyorum yaratılış anında.

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku