Nasuh MAHRUKİ
Tüm Yazıları
Ulusal Egemenliğin Bir Zerresi Dahi Verilemez
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ulusal Egemenliğin Bir Zerresi Dahi Verilemez

Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Mustafa Kemal ve kahraman silah arkadaşları…

Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Mustafa Kemal ve kahraman silah arkadaşları, 103 yıl önce, 23 Nisan 1920’de, Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla, Türk milletinin egemenliğini artık kayıtsız şartsız eline aldığını, Ankara’dan bütün dünyaya haykırdı. Yıkılmış, işgal edilmiş, başkenti ve padişahı ele geçirilmiş, Meclis-i Mebusan’ı dağıtılmış, düşmanlarının artık yok olacağını zannettiği büyük Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliğini Ankara’dan bütün dünyaya ilan etti.

Mustafa Kemal “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” diyerek Birinci Meclis’i açtı.

Vicdanında milli bir sır olarak sakladığı cumhuriyet idealinin temelini de 1921 Anayasası’nın ilk maddesi olan, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ile attı. Türk milletinin her bir ferdi, daha önce padişahın kulu olduğu kendi vatanında, TBMM ile eşit, özgür ve egemen yurttaşlar oldu.

Egemenliği görülmemiş kuvvetteki işgalci düşmanlardan, özgürlüğü de babadan oğula geçen saltanattan, “Ya İstiklal, ya Ölüm” diyerek başlattığı Milli Mücadele ile zorla alan Atatürk, özgürlük ve egemenlik konusunda tavizsizdir. Hepimize şunu öğütler: “Ulusal egemenliğimizin bir zerresini dahi vermeye yeltenenlerin kafalarını koparacağınızdan eminim.”

Atatürk’ün bu çok önemli uyarısını anlayamamış olmamızın ve milli egemenliğimize tam manasıyla sahip çıkamamızın sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.

Dünyayı çok iyi kavrayan, çok okuyan, çok araştıran, okuduklarının sentezlerini yapan ve ufkun ötesini görebilen Atatürk, geleceğin çağdaş Türkiye’sini önce düşüncelerinde yarattı. En ince detayına kadar planladığı, örgütlediği ve yürüttüğü milli mücadeleyle işgalden kurtardığı vatanı, padişahın mülkü olmaktan çıkarıp milletin yaptı. Saltanatı, hanedanın elinden alıp millete verdi. Kişi devletini halk devleti yaptı. Milleti padişahın kulu olmaktan kurtarıp vatandaş yaptı ve ümmet millet oldu, kendi vatanında her şeyin hakimi, sahibi, egemeni oldu.

Her 23 Nisan’da, parlamenter demokrasiye geçişle bir doğu toplumu için bir mucize olan bu olağanüstü değişimi, dönüşümü, ilerlemeyi, çağdaşlaşmayı kutluyoruz. Atatürk, işte bu mucizeyi de büyük dehasıyla çocuklara armağan etti. Dünya’da çocuklarına bir bayram armağan eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Atatürk Türkiye’sidir. Çünkü çocuk gelecektir ve bugünün çocuğu yarının yetişkinidir.

Atatürk; vatanı korumak, çocukları korumakla başlar dedi çünkü sağlıklı geçen çocukluk sağlıklı bir nesil yaratır. Bir ülke ancak insanıyla gelişir, büyür, layık olduğu yere ulaşabilir. Yarın güçlü, özgür, bağımsız, refah toplumu ve geleceği umut dolu bir ülke olmak istiyorsak bugün en değerli varlıklarımızı, çocuklarımızı büyük bir özenle korumalı ve elimizden gelen en iyi imkanlarla yetiştirmeliyiz.

Atatürk, milli egemenliğin tesis edildiği günü çocuklara armağan etmiştir. Tıpkı kurtuluş için savaş kararını eyleme geçirdiği 19 Mayıs gününü, gençlere armağan ettiği gibi. Çünkü Atatürk’ün uzak görüşlü dünyasında, çocuk ve genç her şeyden önemlidir. Çocukların ve gençlerin eğitimi ve çağdaş değerlerle yetiştirilmeleri en öncelikli konudur.

Atatürk; Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır, der. Çünkü çocuk gelecektir ve bugünün çocuğu yarının yetişkinidir. Sağlıklı geçen bir çocukluk ve gençlik, sağlıklı nesiller yaratır. Bir ülke ancak insanıyla gelişir ve büyür, layık olduğu yerlere ulaşabilir. Yarın güçlü, özgür, bağımsız, refah toplumu ve geleceği umut dolu bir ülke olmak istiyorsak bugün en değerli varlıklarımızı, çocuklarımızı büyük bir özenle korumalı ve elimizden gelen en iyi ve en çağdaş eğitimle ve imkanlarla yetiştirmeliyiz. Bunu başaran milletler, çağdaş medeniyetler içinde layık oldukları yere ulaşmayı başaran milletler olurlar.

 

Yazarın Diğer Yazıları
ERKEĞİ KADINDAN ÜSTÜN GÖREN TOPLUMLAR GERİ KALMAYA VE KAYBETMEYE MAHKÛMDUR

Bunca çok, başarılı ve çağdaş sürdürülebilir örneğe rağmen, laikliği hâlâ benimseyememiş, dini kurallarla yönetilen ve toplumsal hayatını dine göre düzenleyen ülkelerin en önemli sorunu kadına ve kadının toplumsal hayatın içindeki yerine bakışıdır. Kadın ve erkeği günlük hayatın içinde birbirinden uzak tutmasıdır. Daha doğdukları andan itibaren kız ve erkek çocuklarının yetiştirilmesinde, ayrı sınırlar ve ayrı özgürlükler […]

Devamını Oku
BAŞÖĞRETMEN Atatürk

“Cumhurbaşkanı olmasaydım, Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim.” sözü, Atatürk’ün eğitime verdiği önemi göstermesi bakımından çok anlamlıdır. Kendi eğitimine ve kişisel gelişimine küçük yaşlardan itibaren büyük önem veren ve, “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.” diyen Atatürk’ün, kendi gibi milletinin eğitimine de özel […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku