Nebil ÖZGENTÜRK
Tüm Yazıları
Bilimin ve Cumhuriyetin Işığında. Adı: Türkan Saylan
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bilimin ve Cumhuriyetin Işığında. Adı: Türkan Saylan

Kızıl saçlı kadın; yarım asır boyunca bir masal kahramanı gibi aramızda dolaşmıştı, dokunmuş, el vermiş ve sahici bir karakter olarak hayatımızdan gelip geçmişti.

Rahibe Teresa gibiydi, melek kalpli… İdealist bir Cumhuriyet kızıydı; iyi bir doktor olmaya kendini adamış, mütevazı bir bilim insanı, cesur bir cüzzam savaşçısıydı. Demokrattı, çağdaş yaşam takipçisiydi ve hayata bakın ki bunca entelektüel yapısına, onca bilimsel yıllarına rağmen şiddet görmüş bir kadın, bir anne ve umut yolcusuydu. Evet evet, evinde şiddet gördüğünü ifade edecekti ama kavgayı sevmeyen, kindar olmayan, haksızlığa karşı sözünü esirgemeyen duyarlı bir yurttaş olarak da kadın tarihimize geçti. 400’ü aşkın bilimsel yayına, binlerce kız çocuğunun, kardelenin analığını, öğretmenliğini de eklemişti.

Türkan Saylan’dı o…

Her şeyden önce bir ablaydı. Beş çocuklu bir ailenin, kardeşlerinin Türkan ablası olarak başlamıştı hayata. Onlara kol kanat geriyor, sorumluluklarını üstlenerek anne babasına yardımcı oluyordu. Büyüdükçe kardeşlerine duyduğu sorumluluğu tüm insanlara hissetmeye başladığını fark etti. Bu duygusuna karşılık gelen meslek ise hekimlikti. Daha genç kızken hekim olmaya karar vermişti. Ve tıp eğitimini bitirdikten sonra aldığı bursla İngiltere’de yüksek lisansa devam edecekti Türkan Saylan. Zor bir dalı seçmişti, Türkiye’nin ilk deri ve zührevi hastalıkları uzmanları arasına girdi.

Genç ve idealist hekimin mesleğe başladığı yıllarda cüzzam herkesin korkulu rüyası ve tedavisi zor bir deri hastalığıydı.

Ama şefkatli, sevgi dolu bir hekim olacaktı. “Herkes istemez ama ben yaralarla uğraşmayı, temizlemeyi seviyorum.” diyordu. Hastalarıyla tek tek ilgileniyor, tecrit edilmemeleri gerektiğini, korkulacak bir hastalık olmadığını topluma anlatmaya çalışıyor, Anadolu’yu dolaşıp taramalar yapıyordu; cüzzam hastalarının meleği olmuştu adeta… Türkan Saylan’ın çabaları sayesinde ülkemizde cüzzam hastalığı kontrol altına alınmıştı; ve uzun çalışmalar sonucu Lepra Hastanesi’ni kuracak, yıllarca ücretsiz çalışacak, pek çok ödül alacaktı; Evrensel Gandi Ödülü de bunlardan biriydi.

Yine binbir özen ve emekle kurduğu Cüzzamla Savaş Derneği’ne yıllarını verecekti ama asıl başka bir kuruluş, asıl bir başka kurum onun ülke çapında tanınmasını sağlayacaktı. Türkiye’nin dört bir yanından ihtiyacı olan çocuklara kapısını açan ve onların eğitimden barınmasına pek çok ihtiyacını karşılayan bir yuva olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ydi bu!..

Bir yandan hekimliği sürdürürken yaşamının son gününe kadar kız çocuklarının okutulmasından, insan haklarının kazanılmasına kadar pek çok alanda çalışmalarını ve mücadelesini sürdürdü.

Ancak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni yönetirken haksızlıklara uğrayacaktı. Derneğe baskın yapılacak, evraklara el konacak, asılsız ithamlarda bulunacaklardı. Çünkü her çıktığı televizyon programında Cumhuriyet’i savunuyordu. Çünkü söyledikleri ürkütmüştü. Türkan Hoca çok üzülecek, çok kırılacaktı ve bu yüzden hastalanacaktı.

Ve 2000’li yıllar… Yaşamının son günlerinde kanser hastalığıyla boğuşurken bir kumpasın kurbanı olacaktı. Evi arandı, trajikomik bir durumla bilimsel makaleleri suç unsuru yapıldı. O gün balkona çıkıp kendisi için toplanan kalabalığa selam verişi ve o fotoğraf milyonların hatıralarına hüzünle kazınacaktı. Türkan Saylan’a yapılanlar toplumda büyük bir vicdan yarası oluşturmuştu; ve 2009 yılının 18 Mayıs’ında hayatını kaybettiğinde, 19 Mayıs’ında da uğurlandığında hakkında soruşturma yapıldığı açıklanacaktı.

Ve ölümünden sonra tabii ki aklanacaktı. Geride kardelenlerini ve onu örnek alan pek çok genç kızı, genç kadını bırakmıştı. Son gününe kadar yaptıklarını hem kendisine hem de ülkesine armağan edecekti, yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen yorgun savaşçı…

İşte bu yüzden ‘yaşadım, iyi yaşadım’ diyecekti.

Ölümünden sonra doğan pek çok çocuğa Türkan ya da Saylan adı verilecekti. Umut yolcusu ve rol modeli Türkan Saylan.

Evet, tüm bu satırlardan sonra, kızıl saçlı kadınımızın karakter tahlilini ve memlekete dair dünyasının özetini yapalım… Nasıl tanımlamalı sizce?..

Bir iyilik meleği mi, Türkiye’nin Rahibe Teresa’sı mı ya da kardelenlerin sultanı mı, Çağdaş Yaşam’cıların manevi annesi mi? Belki de Türk tıp dünyasının Türkan Hocası, yaşamın dışına itilmişlerin profesör ablası..

Sonuna kadar idealist bir Cumhuriyet kızıdır, iyi bir hekim olmaya gayret etmiştir hep, mütevazıdır, bilim insanıdır, cesaretini eksik etmeyen bir cüzzam savaşçısıdır, genç doktor adaylarının Türkan Hoca’sıdır… Ve demokrattır, çağdaş yaşam takipçisidir, tabii ki isyanları da vardır. Ve… 1960’ların mavi yolcusudur, bu yüzden de hep çevreci olmuştur… Kadındır, annedir Türkan Saylan… Şiddeti de görmüş bir eski eştir!

Bir de…

Yıllar boyu kanserine kafa tutmuş, kanserle yaşamayı öğrenmiş bir umut yolcusudur! Türkan Saylan için, doğu ya da batı, farketmez, kuzey ya da güney de… Yurt ve dünya köşelerinde, yıllar boyunca bir gönül yolculuğu yapmıştır o… Mesela, bir cildiyeci olarak, yüzdeki şark çıbanını, gamzeli bir gülüşü izler gibi izlemiştir…

Cüzzamla mücadele konusunda yürüttüğü çalışmalardan dolayı Gandhi Ödülü almış bir bilim kadınıdır zaten…

Dilini bilmediği bir kadında vefalı bir kız kardeş hissi uyandırmıştır. Evle okul arasındaki eşikte kalakalmış bir kızı güvenle kucaklayıp sırasına taşır…

Herkesin kendisinden umut kestiği bir âdemoğluna inançla yürüyebileceği bir yol göstermiştir…

Haksızlık ve arsızlığa karşı dilini sakınmamış, sözünü esirgememiş, isyanını haykırmıştır… Ama kavga etmemiştir…

Duyarlı yurttaş olmaya çalışmıştır hep… Yaşadığı Arnavutköy’e, üçüncü köprünün yapılmasına da karşı çıkmıştır, plansız programsız gökdelenlere de…

Dostluklarının eskimesine izin vermemiştir. Yitip giden arkadaşlarını unutmamıştır, düşünceden işkence gören, öldürülen tanışlarını da…

Darbecilerden hesap sorulmasını istemiştir… Sesini kısmamıştır yıllar yıllı..

Şiirde, Orhan Veli’ci, Attilâ İlhan’cı, Nâzım’cıdır… Ve klasik müzikçidir…

Sosyalliğe de zaman ayırmıştır, bilime de… 401 bilimsel yayını, ona yakın kitabı vardır orta yerde…

11 bin kız öğrencinin, deyim yerindeyse kardelenlerin görünmeyen öğretmenidir… Hem de iki kemoterapi arasında binlerce kilometre yol alarak; okul açmış, öğretmen aramış, yurt kurmuştur…

Bugün, hâlâ bizden biraz uzaklaşana, şaşkınlıkla bakana, bazen şaka, bazen ciddi, “neden öyle cüzzamlıymışım gibi davranıyorsun” diye soruyorsak, çok eskilerden bir esinti değildir bu söz…

Hastalık eskidir ama… Onunla başa çıkanlardan biri de Türkan Saylan’dır… Gözlerden uzak tutulan, birer günahkâr, bazen suçlu –lanetli- sayılan cüzzamlıları kapatıldıkları hastanelerden, arka odalardan çıkaran Türkan Saylan’dır.

Toplumun görmezden geldiği, dışına attıklarına da el uzatmıştır; fahişelere, travestilere, eşcinsellere… Onlar için de eşit yaşam hakkı istemiştir…

Üniversiteler için, üniversitesi için, özerklik için de nefer olmuştur Saylan..

Ve…

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin, yani kermeslerle, yemeklerle, genel kurullarla oyalanan derneklerin arasından kolaylıkla sıyrılan bir eğitim gönüllüsü kurumunun…

Kurucusu ve değişmez önderi olmuştur…

Binlerce çocuğun, okuma yazmasıyla, meslek edinmesiyle ilgili değil sadece, yetenekleri için de koşusunu sürdürmüştür hep…

Çözüm üretmeyi tercih etmiştir Saylan… Ve şiddetin her türüne karşı durmuştur ki Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu üyesi dahi olmuştur…

Hayatı rengârenk ve tozpembe olmayandır… Çok üzüldüğü, çok üzenleri olandır… TÜRKAN SAYLAN… HAYATA KALANDIR…

Yazarın Diğer Yazıları
SAYGILAR ZEKİ MÜREN’E…Bir doğum günü şarkısı niyetine…

Aralık 1931’de doğdu Zeki Müren. Yaşasaydı şimdi 92 yaşında olacaktı ama 1996 Eylül’ünde göçüp gitti bu dünyadan. Yaşasaydı geçen yıllara bakıp çok şaşırırdı galiba. Damarlarına kadar hissederek kucakladığı ve erken bıraktığı sahne dünyasında kurallar da kuralsızlık da ona fazlasıyla garip gelecekti. Şah ile şahbazın, at izi ile it izinin, ses ile şovun birbirine karıştığı bir […]

Devamını Oku
Efsane Hoca Nermin Abadan Unat’ın Kısa Portesi

Cesur hayatları, mucizelerden gelip geçmiş kadınları, bıkmadan usanmadan anlatmalı… Her fırsatta, her defasında… İşte, Nermin Abadan Unat… Cesur bir kadın, macera ve mucizelerle dolu bir ömür sürdüren abide, efsane bir akademisyen. Gazetecilik de yapar hocalık da, araştırmalara da boğulur ve memleket hikâyelerine de, yani ülkemizin tarihine de hâkimdir. Bu satırlar kaleme alınır MACERA DOLU ÖMRÜN […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku