Aylin ÜNAL
Tüm Yazıları
Devam Etmek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Devam Etmek

Hem gecenin hem de şubatın üçü. Dışarda korkunç bir yağmur var. Zile basıp kaçan çocuklar gibi yıldırımlar.

Geleceğe dair her şey bir boşlukta ve içimde süregelen bir kaygı var. Suya düşüyor hayallerime dair umutlar. Annemi düşünüyorum. Tıpkı diğer herkes gibi sabah erkenden kalkıp işe gidecek. Bir camı aralayıp gökyüzüne bakıyorum bir de sıcak odama. Tek dileğim, yağmurun ve korkunç fırtınanın sabaha dinmiş olması. Eğer hava normale dönmezse yandım. Çünkü ben de annemle aynı yere geldiğimde aynı sorumlulukları almak zorundayım. O an beynimi küçük kurtçuklar sardı ve beni içten içe kemirmeye başladı.

Bir gün, dışarıda kıyamet kopasıya yağmur yağacak. Yıldırımlar inletecek her yeri ancak ben olduğum yerden kalkıp işime gideceğim ya da yapmam gerekenler için anımdan ödün vereceğim. Silip en baştan başlayamıyorum. İleri saramıyorum. O halde devam etmek mecburiyetindeyim. Bu gerçek biraz yıkıcı.

Değişimden korkan tüm kaygı yumakları gibi korkuyorum olduğum yerden kalkıp devam etmeye. Uzun zamandır hiçbir güzel duygunun yaratamadığı ilhamla buluşuyorum.

“Ben bu gece muhakkak öleceğim, Yıldırımların düştüğü yere bir mezar dikeceğim.”

Çünkü ölesiye korkuyorum olağan düzenin değişmesinden ve bunu devam ettirecek sorumlulukları üstlenmekten. Gökyüzü kadar çalkantılı bir şiir yazıyorum böylece. Birkaç gün sonra evler yıkılıveriyor öylece. Ben odamdaki kalemliklerin yeri değişirse nasıl aynı istikrarla hayatıma devam edebilirim diye düşünüyorum. Bir gecelik yıldırımlardan korkuyorum. Telefonun öbür ucunda bir ses var sadece. Şehri, evi virane olmuş ve ardına bile bakmadan geleceğe yürüyen bir cesurun sesi. O gün aynı hisleri en baştan sorguluyorum.

Önce bahanelerin ardına gizlenen alışkanlarımı yokluyorum. Tıpkı kolumuz bacağımız gibi sahiplendiğimiz kötü huylarımız gibi. Sonra da kendimle konuşuyorum.

“İçimde yersiz bir korku var,
Devam etmek de zor ölüm kadar.”

Diyebilen tarafımı susturuyorum. Geleceğe dair olan ne varsa tüm plansızlıklar ve yokuşlarla kabulleniyorum. Önce sessiz bir kabulleniş, sonra biraz gürültülü. Odamda ne varsa indirip baştan aşağıya yeniden düzenliyorum. Üstüme yıkılacak da olsa, bir sabah kış karanlığında, yağmurda çamurda terk etmek zorunda da olsam o dört duvarı ve içindekileri kendimle birlikte devam etmeye zorluyorum. Tıpkı yaşamayı, korkulardan daha çok ciddiye alan yıkıntının beşiğindeki dostum gibi.

Karanlığa bürünse de sabahlar, mevsimleri ara ara çalsa da kış orada yaşayacak olmak korkutmuyor beni çünkü ilk defa devam etmenin kârıyla tanışıyorum. Yıldırımlar davul çalarken gecenin köründe yanan ışıkların varlığına sığınıyorum. Zamansız bir yağmur gibi devam etmek. Ayağına bulaşırken çamur olmuş toprak, çiçekler yeşeriyor ezdiğin yerlerde.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Devamını Oku
Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku