Haydar ERGÜLER
Tüm Yazıları
Şenay: Sevdik Kardeşim (Türkçe Sözlü)
Ana Sayfa Tüm Yazılar Şenay: Sevdik Kardeşim (Türkçe Sözlü)

Türkçe Sözlü’de bu sayı: Sev Kardeşim!

İkisi birlikte akla geliyor yıllar sonra, soyadları aynı ya, adları da yakın: Şenay ve Şerif Yüzbaşıoğlu. Şenay soyadını kullanmıyor, hem ne gerek var, herkes biliyor! Neyi mi? Şenay’ın dediğini, o hiç geçmeyeni, isteği, arzuyu, özlemi, Şenay’ın adında gizli değil apaçık olan şeyi, şenliği: “Hayat Bayram Olsa!”

Kim demez, kim istemez? O zaman ve şimdi ve elbette hep ve her zaman. Biri dillendirir hayatı, sesi olur bayramın, olmasa da hayat bayram, olmuş gibi söylenir, sevinçlerden bir dilek tutulur, belki söyleyen unutulur ama o şölen duygusu unutulmaz. Çünkü insan da ‘ya varsa’ tehdidi ve kuşkusuyla korkutulduğu, boyun eğdirildiği ‘öteki dünya selameti’ için bu dünyaya gelmez, bayram varmış diye gelir, aşk olsun diye gelir, güzelliğe gelir ve umduğu gibi bulamasa da çoğu kez dünyayı, yine de umut eden varlıktır insan ve toprağa kavuşuncaya dek kalbi de, aklı da, gönlü de gözü de bu dünyadadır, çoğunlukla da gözü dünyada kalır.

Şenay adı, görünümü, şeffaflığı, inceliği, çocuksuluğuyla bir masal kahramanı gibidir, pembe düşleri olan, mutluluk arayan, iyilik perisi bir Polyanna gibidir. Sanki dünyaya söylemek istediği tek bir şey vardır, o da mutluluk dolu bir şarkıdır, o şarkıyı söyleyip, “Hayat Bayram Olsa” deyip gidecektir.

Birbirine bağlı iki şarkıdan ikincisidir “Hayat Bayram Olsa”, ilki “Sev Kardeşim” adlı 45’liktir. Yıl 1972’dir. İkisinin de müziği, sözleri, nahifliği, duyarlılığı öyle yakındır ki birinden diğerine kolayca geçilir. Sevmek de hayatı bayram etmek sayılmaz mı? Orkestra şefi ve besteci Şerif Yüzbaşıoğlu’nun eşi olan Şenay başka şarkılar da söyleyecektir, bunlardan biri ünlü Fransız şair Charles Cros’un Orhan Veli diliyle Türkçeleştirilen unutulmaz “Çirozname” şiiridir. Tamamı önce okunup sonra dinlenesidir, Türkçenin olanaklarıyla Fransızcayı buluşturan Orhan Veli’nin hüneri ise her türlü övgünün üzerindedir. Şiirin sonu şöyledir: “ben bu hikayeyi düzdüm-basit mi basit/ kudursun bazı
adamlar-ciddi mi ciddi/ve gülsün diye çocuklarküçük mü küçük”

11 Ekim 1973, o zamanların “Halkçı Ecevit”inin Taksim mitingi vardır, çok iyi anımsarım, çünkü üç arkadaş oradaydık, Erkut, Ömer Ateş ve ben. Gençlik hali. Ecevit’i hem seviyor hem de sosyalist solu, Dev Genç’i desteklediğimiz için mitingde onu protesto ediyorduk. Yine de partililerin üzerimize yürümesini kürsüden Ecevit’in uyarısı engellemişti. O mitingin bir özelliği de Ecevit’in mavi gömleği, ak güvercinler uçurması, ‘Ak Günler’ dilemesinin yanında Şenay’ın da açık sahneye çıkıp Ecevit’i yürekten desteklediğini söyleyerek, o günden sonra
‘Ortanın Solu marşı’ da sayılan “Hayat Bayram Olsa”yı söylemesiydi: “İnsanlar el ele tutuşsa/ birlik olsa/uzansak sonsuza/bütün dünya buna inansa/bir inansa/hayat bayram olsa!”

Ecevit 14 Ekim 1973 seçimlerini kazandı, hayat bayram oluyor diye ümitlendik, o günden beri de ümidimizi yitirmedik, çünkü “Birgün Mutlaka” diye de bir şiir vardı ve şarkıya inandığımız kadar, hatta ondan da çok şiire inanıyorduk, inanıyoruz. Sevmeye, kardeşliğe, arkadaşlığa, yoldaşlığa, hayata, bayrama, mutluluğa kim inanmaz hem, hele “Birgün Mutlaka” diye bir şiirle de bu inanç pekişiyorsa!

Şenay 2013 yılında, 66 yaşında veda etti, çıtıpıtı Kadıköylü, kolejli bir kızdı; hümanist şarkılar yazdı, siyasal tutumunu saklamadı, magazinden saklandı, müziğin içinde oldu hep, biz de onu iki şarkısıyla da olsa ‘Sevdik Kardeşim’, ve Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkısındaki gibi “Hiçbir zaman hayat bayram olmadı” ama, Şenay’ın inceden dileğine katıldık, “Hayat bayram olsa” dedik!

Tam 50 yıl olmuş! 1973 Ekim’inde, Ecevit’in Taksim mitinginde Şenay’ı dinlerken 17 yaşındaydım, 17, daha 17, yeni gençtim, Dev Genç’tim, tepeden tırnağa umut doluydum, şimdi 67’yim, eski gençlerdenim ama hâlâ Dev Genç’im, şimdi de Levent Yüksel’in “Sana söz yine baharlar gelecek” şarkısına kulak ve gönül vererek, yine baharı bekliyorum, bekliyoruz.

Hiçbir şey umudu, baharı ve devrim düşüncesini gönlümden, aklımdan silemez. Şarkımız değişmez, “Sev Kardeşim” deriz, gerçi o günlerde biraz dalga geçerdik apolitik olanlarla, ‘Sev Genç’ diye ama, olsun, “Biz kimseye kin tutmayız”, olsun, yeter ki “gençliğimiz var” olsun, belki hayat bayram olur, yine baharlar gelir, ne güzel olur!

Tülay ve Zerrin Özer: “İkimiz Bir Fidanız” Zerrin Özer’i tanıdık önce, sonra da ablası Tülay’ı. “Zerrin Özer’in ablası” olarak da tanındı. TRT televizyonunda kalın camlı gözlükleriyle alışıldık pop şarkıcısı görüntüsünden uzak, işyerinde keşfedilmiş, nedense bana 1960’lı yılların gözde şiir imgesi olan noterde çalışan kızları anımsatır. Şenay nasıl iki şarkısıyla günümüze kalmışsa, Tülay da tek şarkısıyla, unutulmaz “İkimiz Bir Fidanız” yorumuyla sevgilerde kalmıştır. Şarkı ‘acısız arabesk’in de mucidi besteci ve şarkıcı Hakkı Bulut’un bir eseridir. Arabesk değildi, Hakkı Bulut da yalın bir icra olmasını istemişti, ne var ki beste onun olunca arabesk iliştirmesi yapmak da kaçınılmazdı. Pop Arabesk denilmiş olmalı ki, Tülay ‘alabildiğine bağımsız Türk hafif müziği’ yaptığını söyleyecekti. Başka şarkılar
da yaptı ama hep o şarkıyla hatırlanıyor, kim bilir belki de çok şarkı yapıp hiçbirinin hatırlanmamasındansa tek şarkıyla akıllarda kalmak yeğdir. Şairlerin de başına gelir, şikâyetçi de olurlar, ama zamanın belleğine kim karışabilir, kim onu değiştirebilir? Başkaları da söyledi “İkimiz Bir Fidanız” şarkısını ama, ses rengi mi desek, söyleyişteki doluluk mu, tarz mı, her neyse en çok Tülay’a yakıştığını ve onunla hatırlandığını da herkes kabul eder sanırım.

Şarkının “güller açan dalıyız” bölümü iki kardeşi de anlatıyor olmalı, “ikimiz bir fidanın” diye başladığına göre. Bilinen hikâyenin bir kez daha yinelenmesi, kızkardeşin ablayı geçmesi. İkisi birbirlerine en çok gözlük numaralarıyla benziyor olmalı. Eğer Zerrin Özer, yalnız sesiyle değil, görüntüsüyle de Janis Joplin’e benzerliğini güçlendirmek için kalın camlı ve yuvarlak gözlükler takmıyorsa tabii. Gerçi yakışıyor da, hatta tıpkı ablası Tülay gibi onu da, Janis Joplin’e ister benzesin ister benzemesin ‘entel gözlük’ tabir edilen yuvarlak gözlükleriyle tanıyoruz. Tülay’ın “İkimiz Bir Fidanız” şarkısı varsa, Zerrin Özer’in de “O Yaz”ı var! Asude bir bahar ülkesinde gibi yaşanmış yazın çığlık çığlığa söylenişi var. Önce kök sarmaşıklar gibi dolanmanın, sonra da sökülerek gürültüyle ayrılmanın büyük, korkunç ve karanlık yalnızlığı var. Zerrin sanki hepimizin yerine o yazın harflerine dek söküldüğünü, sözcüklerin dallarından kopartıldığını görmüş ve bunun ancak heceleyerek söylenebileceğini düşünmüş, başladığındaysa içinden kopan çığlığı bastıramamış ve adeta onun tutsağı olarak şarkısının peşinde “O Yaz”a sürüklenmiş! “Nasıl da buluşurduk bahçelerde/şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde/ben sana sen bana komşu evlerde/kök sarmaşıklar gibi karıştık o yaz”.

İlk plağını 1976’da doldurmuş, Janis Joplin hayranı olduğu da iyice belli olsun diye, Joplin’in “Move On” parçasını “Bizler ve Onlar” adıyla Türkçeleştirmiş, tabii 68 ruhu sürdüğü için o yıllarda, barış işareti yaptığı hippi giysili bir resmi de var kapakta. Derya Bengi “70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Görecek Günler Var Daha”da (YKY, Ocak 2020) şöyle anlatıyor devamını: “Ama Zerrin’i Janis Joplin değil Orhan Gencebay şöhrete ulaştırdı. Gencebay’ın ‘Gönül’ünün diskosunu yine Esin Engin yaptı, ama bu kez Anadolu Pop’la değil, disko ateşiyle. Özer ailesinin şansı arabeskten açılmıştı bir kere.”(agy., s.168)

“Gönül” şarkısı da adeta Zerrin Özer için yazılmıştır, nasıl da kahredici, yakıcı, yıkıcı, eh yer yer de küfür eder ya da lanet eder gibi bir söyleyişi vardır ki, başkası o şarkıyı ağzına almaya korkar! Korkutucu da olmuştur belki, kim bilir, böylece de hakkını en çok vererek söylemek de Zerrin Özer’e kalmıştır, uslanmayan bir deli divane gönle seslenmek de: “Nedir bu çektiğim senden/gönül derdin hiç bitmiyor/yediğin darbelere bak/bu da mı sana yetmiyor gönül?”

“Son Mektup”, “Bir Gülü Sevdim” gibi arabeskle yoğrulmuş şahane yorumlarını da dinledik Zerrin Özer’in, ama bir Çiğdem Talu-Melih Kibar şarkısı olan “Her Şey Seninle Güzel” kadar sesine yakışan pek az parça vardır, hecelemiş mi yudum yudum içmiş mi, damla damla dökülmüş mü, her neyse, fakat bir senfoni olsa ve dakikalarca değil saatlerce sürse, gerilimi hiç azalmadan dinlenir bence: “Her şey seninle güzel, yolda yürümek bile/Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile/Her şey seninle güzel, bu toprak bu taş bile/İçimdeki bu korku, gözümdekiyaş bile/Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa/ seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana…”

Şenay’ın şarkısıyla başladık, “Hayat Bayram Olsa” dedik, Levent Yüksel’le “Sana Söz” dedik, Zerrin’le de “Her şey Seninle Güzel” olacak diyelim öyleyse bu baharda!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Genç Osman Gibi Meşhur

“Böyle ikrar ile böyle yol ile/ vefasız yar bana lazım değilsin...” diye Türkçe çalıp Türkçe söylemeye başladı.

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku