Ataol BEHRAMOĞLU
Tüm Yazıları
Sevgili Mustafa Kemal
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sevgili Mustafa Kemal

Yazarlar, şairler, sanatçılar, düşünce ve eylem insanları arasında sevdikleriniz, hayranlık duyduklarınız vardır kuşkusuz. Bunlardan, kendileriyle aynı dönemde yaşadığınız, kişisel olarak tanışmamış olsanız da yaşamına tanıklık ettiğiniz, gördüğünüz, sesini işittiğiniz kimileri sizin için “sevgili” sıfatına hak kazanabilir.

Fakat sizden önce yaşamış , kişisel olarak tanımamış olduklarınız arasında “sevgili” diyebileceğiniz insan sayısı sanırım çok azdır. Çoğu kez en sıradan hitaplarda kullanılıyor olsa da bu sözcük, benim için çok değerlidir. “Sevgili” sözcüğünü kullanabilmem için söz konusu kişinin sadece yapıtında, düşüncesinde ya da eyleminde değil, kişisel yaşamında da bana dokunan, beni düşündüren, etkileyen, sarsan bir şeyler olmalıdır. Benim için Mustafa Kemal (Atatürk) bu ender insanlardan biri, belki de en önde gelenidir.

 

Selanik’te orta halli bir ailede dünyaya gelen çocuğun çok da uzun olmayan bir yaşamda kendi çabasıyla tırmandığı yükseklik baş döndürücüdür. Son dönemlerdeki söyleşilerimi, konu o olmadığı halde genellikle Mustafa Kemal’den söz ederek şu sözlerle tamamlıyorum:

Büyük askerler vardır. Büyük devlet adamları, devlet kurucuları vardır. Büyük aydınlar vardır. Fakat bu üç özelliğin tek bir kişide toplanmış olması enderdir. Mustafa Kemal Atatürk bu ender kişilerdendir.

 

Fakat onun kişiliğinde beni etkileyen sadece bunlar değil, başkaca kişisel özellikleridir de… Sonsuz yaşama sevinci. Yaşamı sadece yaşamak ve anlamak çabası değil; onu daha iyiye, daha doğruya dönüştürme isteği, bilinci ve iradesi… Gerektiğinde ölümü ve kimi durumlarda en yakınlarınca bile anlaşılamamayı göze alarak doğru zamanda doğru şeyi yapma cesareti, kararlılığı. Yine gerektiğinde gerilemeyi de bilmesi… Ve sonsuz yalnızlığı… Bence o sadece “tek adam” değil; gelmiş geçmiş en yalnız, yapayalnız adamdı…

 

Mustafa Kemal hakkında beni en çok etkilemiş, düşündürmüş kitaplardan biri, “aleyhinde” yazılmış olan “Bozkurt”tur…

 

Kitabın İngiliz yazarı, onun gençliğinden söz ederken, eylemsiz kaldığında kendini avutmak için gece hayatına, eğlenceler daldığını, fakat eylem söz konusu olduğunda bütün bunlardan bir anda arınarak bir yıldız gibi parladığını yazıyor… Bu satırlarda beni etkileyen, sözü edilen kişinin bir derviş, kupkuru bir ideal adamı değil, her şeyiyle bir insan oluşuydu… Hakkında okuduğum asıl önemli ve bence belki de en önemli kitap ise Prof. Dr. Suat Sinanoğlu’nun her zaman baş ucumdaki “Türk Humanizmi” adlı yapıtıdır. Atatürk’ün düşünce dünyasını iyi tanımak, iyi anlamak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalıdır. Bu kitabın bendeki Türk Tarih Kurumu 1980 tarihli basımının 216 sayfasında, “Söylev ve Demeçler”den aktarılmış satırlar zihnime çıkmamacasına kazınmıştır. Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu’nun Türkiyeyi ziyaretindeki resmi kabülde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Cumhurbaşkanı, büyük asker, büyük devlet adamı Atatürk, konuk dışişleri bakanına ve oradakilere hitaben yaptığı konuşmada şunları söylüyor:

“Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz, diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi karakterim itibarı ile ikinci hayat telâkkisini tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde… Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir…”

 

Prof. Sinanoğlu bu sözlere ilişkin şu yorumu yapıyor: “Burada Atatürk, laik bir ahlâk anlayışının temellerini atmaktadır…”

Doğru kuşkusuz… Fakat yukarıdaki satırları alıntılarken bile benim gözlerim yaşarıyor… Çünkü bir resmi kabulde konuşan büyük asker, büyük devlet kurucusu, büyük aydın; siyasetten, ülkeler arası ilişkilerden filan değil, hayattan, gelecek kuşakların şerefinden, saadetinden söz ediyor…

Benim için Mustafa Kemal Atatürk, bu nedenle, sadece devletimizin kurucusu, “Türk milleti”nin çağdaş dünya sahnesine eşit haklarla çıkarıcısı büyük bir kurtarıcı ve kurucu olarak değil; düşünen, acı çeken, kaygı duyan, yüreğinde gelecek kuşakların şerefinin, saadetinin kaygılarını da taşıyan saf, iyi, yüce bir insan olarak büyük, önemli ve sevgilidir…

Yazarın Diğer Yazıları
“Göl” üzerine

Sanırım hemen herkes gibi zaman olgusu (ve kavramı) üzerine çocukluk dönemlerinden bu yana hep düşündüm. Daha önce de yazılarımda sözünü etmiş olmalıyım, on yaşlarımda ya da az sonrasında bir ara zihnime, zamanı durdurabilir miyim sorusu takılmıştı… Aynı yollardan gidip gelmek… Bir hareketi sabitleştirmek… Böylece sanki bir ân’ı, o en küçük zaman dilimini kalıcı kılarak sonsuzlaştırmak, […]

Devamını Oku
Öğrenmek

Hayatım öğrenmekle geçti. Kendimi bildim bileli öğreniyorum. Bundan şikâyetçi miyim? Hayır. Öğrenmek mi öğretmek mi diye sorsalar, hiç duraksamaksızın, öğrenmek derim. Öğrenmenin nesini mi seviyorum? Sanırım her şeyinden çok, sürecini. O süreç, tıpkı aşkta olduğu gibi, bilinmezlikler, güçlükler, keşiflerle doludur. Fakat yine tıpkı aşkta olduğu gibi heyecan vericidir. Sonrası mı? Sonrası da güzeldir kuşkusuz. Öğrendiğinizi […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku