Zülfü LİVANELİ
Tüm Yazıları
Tanıdığımız Macellan!
Ana Sayfa Tüm Yazılar Tanıdığımız Macellan!

Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı tartışmalarından bıkmadınızsa, size bu konuda ilginç bir örnek vereceğim.

Stefan Zweig’ın “Macellan” adlı bir kitabı var. Bu kitapta ünlü kâşifin Avrupa açısından taşıdığı büyük önem anlatılıyor. 1517 yılında bilmediği denizlere açılan Macellan’ın yaptığı iş, bugünün dünyasına uyarlarsanız, uzayın ve evrenin keşfiyle aynı değerde.

Macellan sefere 5 gemi ve 265 mürettebatla çıkıyor. Bu önemli geziye bir Avrupa projesi gözüyle bakabiliriz. Tayfalar arasında her Avrupa ülkesinden insan var. Şimdi gelelim işin, bizim açımızdan önemli yanına. Bu en önemli Avrupa keşif projesine Türkler de katılmış. Stefan Zweig’ın belirttiğine göre gemilerde Türkler de görev yapıyor. Düşünün 1453’te Konstantinopolis alınmış, 1517’de Macellan gemilerinde Türkler var. Tarihe bu gözle bakıldığında bugünkü bakış açılarımızın ne kadar sığ ve dar olduğu ortaya çıkmıyor mu?

Daha önceki yazılarımdan biliyorsunuz: Ben Türkiye’nin tarihiyle, Avrupa’nın bir parçası olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. Yurtdışı konuşmalarımda da sık sık bunu anlatıyor ve Macellan gibi örnekler veriyorum. Belki “modernleştik” diye övündüğümüz bugünümüz, tarihimize göre Avrupa’dan daha uzak bir noktada ama bir gerçek var ki Osmanlı’dan ve Türkiye’den söz etmeden Avrupa tarihi yazılamaz.

Biz tarihimizle Avrupalı ama son elli yıllık uygulamalarımızla taşralıyız. Siyasetimizin, ticaretimizin, kentlerimizin aşırı derecede göç alması ve deyim yerindeyse bir Ortadoğu işgaline uğraması bizi Avrupa kimliğimizden bir parça uzaklaştırdı. Balkanlar’daki Osmanlı izlerini, bugünün İstanbul’uyla Ankara’sıyla karşılaştırdığınız zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Buna rağmen Avrupalıyız biz. Bu tarihin bir parçasıyız. Bu konuda orta çağın Macellan’ı bile geniş bir bakış açısına sahipken, aksini söyleyenlere ne oluyor?

Yazarın Diğer Yazıları
Delilik

Benim başucu kitaplarımdan birisi Erasmus’un “Deliliğe Övgü” adlı muhteşem eseridir. Ne zaman canım sıkılsa, ne zaman insanların açgözlülüklerinden, hırslarından, tatmin edilmemiş egolarından ve aptallıklarından sıkılsam, hemen Erasmus’a sarılır sarılır, birkaç paragraf okurum. Böylece 1469’da doğup 1536’da ölen ünlü Rönesans hümanistinin eleştiri oklarını yönelttiği ve alay ettiği insan soyunun, aradan geçen bunca yüzyıla rağmen pek fazla […]

Devamını Oku
Yeni Yılınız Işıklı Olsun

İnsanlar sürekli bebek olarak kalıyor: Nasıl bir bebek karnı tok, altı kuru, sırtı pek, yatağı sıcak ve sancısı yokken gülüyorsa, yetişkinler de aynen öyle. Her şeyden önce beslenmesini, barınmasını ve ısınmasını sağlama almak zorunda. Eğer koşullar tamam değilse, insanların yüzü gülmüyor. Başlıyor huzursuzluklar. Hava da bu koşullardan biri. Güneşin bütün parlaklığıyla yüzünü göstermediği günlerde sabahları […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku