Zülfü LİVANELİ
Tüm Yazıları
Akılcı Olmak Yeter?
Ana Sayfa Tüm Yazılar Akılcı Olmak Yeter?

Aydınlar arasındaki kamplaşmaları anlamakta hep güçlük çekmişimdir…

Aydınlar arasındaki kamplaşmaları anlamakta hep güçlük çekmişimdir. Bir ideolojiye, bir kişiye, bir görüşe tam yandaş ya da tam karşı olma durumu, benim özlüğümdeki ‘entelektüel’ tanımıyla yan yana gelmiyor. Militanlık, özgür düşünceyle bağdaşabilen bir tavır değil ama nedense aydın çevrelerde ‘şucu’ ya da ‘bucu’ olma ihtiyacı hep hissedilir. Formül, bir kişiye ve onun çevresindekilere bağlanmak, onu körü körüne savunmak ve o kampta yer almaktır. Zaman içinde, bağlanılan kişi ve ideoloji değişebilir. Hatta tam tersi fikirleri temsil eden kutuplara da geçilebilir. Bu aşırı değişiklik durumunda değişmeyen tek şey ‘bağlanma ihtiyacı’dır. Şahıslar çevresinde oluşan kamplardan birine katılma arzusudur. Oysa bir aydını ‘şucu’ ya da ‘bucu’ değil akılcı olmak erdemli kılar. Böyle bir bağlanmanın sonunda her şey siyah beyaz olarak görülmeye başlar. Her siyasal ya da sosyal gelişme, o grubun işine yarayıp yaramaması açısından ele alınır. Övgüler ve tepkiler buna göre düzenlenir. Oysa dünya siyah beyaz değildir. Hele sosyal bilimlerde hiç kesinlik yoktur ama bağlanan aydın, kesin tavırlar içine girer. Yandaşı olduğu fikirler yüzde yüz doğru, karşıt fikirler yüzde yüz yanlıştır. Kesin yargılara varır ve kendisine ördüğü ‘bilmem neci’ kozası içine kıvrılıp rahat eder. Bunu tutarlılık olarak görür. Aslında tutarlılık değildir bu, bir çeşit bağnazlıktır. Nasıl olsa onu övecek ve görüşlerini haklı bulacak yandaşları da vardır. Dünyaya kuşkuyla yaklaşan ve soru soran bilim, bu avantajları sağlamaz insana. Bir kampa bağlanmadan düşünmek, sürekli diken üstünde oturmak gibi tedirgin edici bir iştir. Ayrıca bağımsız, özgür kafalı bir aydın olmanın bedeli vardır. Hiçbir kampa bağlı olmadığınız için ‘şucu’ ya da ‘bucu’ olarak tarif edilemez ve yalnızlaşırsınız. Birbirinin gözünün içine düşmanca bakan kamplardan hiçbirine ait olmama durumu kuşkuyla karşılanır. Hatta tutarsız sanılırsınız. Karşı çıktığınız birinin hakkını da savunma ve yandaşı olarak görüldüğünüz düşünceleri eleştirebilme özgürlüğü tanırsınız kendinize; ve bağımsız düşünceye alışık olmayan iklimlerde, tuhaf bir kişi olarak algılanırsınız. Ama dünya düşünce ve kültür tarihi, özgür düşünebilen ve kafalarını kimseye kiraya vermeyen insanlarla yüceltilmiştir. Ne otoriteye kapılanmıştır onlar, ne de bir tarikat şeyhine, bir ideolojik önderliğe. Bedelini ödeseler bile özgür düşünceyi seçmişlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları
Delilik

Benim başucu kitaplarımdan birisi Erasmus’un “Deliliğe Övgü” adlı muhteşem eseridir. Ne zaman canım sıkılsa, ne zaman insanların açgözlülüklerinden, hırslarından, tatmin edilmemiş egolarından ve aptallıklarından sıkılsam, hemen Erasmus’a sarılır sarılır, birkaç paragraf okurum. Böylece 1469’da doğup 1536’da ölen ünlü Rönesans hümanistinin eleştiri oklarını yönelttiği ve alay ettiği insan soyunun, aradan geçen bunca yüzyıla rağmen pek fazla […]

Devamını Oku
Yeni Yılınız Işıklı Olsun

İnsanlar sürekli bebek olarak kalıyor: Nasıl bir bebek karnı tok, altı kuru, sırtı pek, yatağı sıcak ve sancısı yokken gülüyorsa, yetişkinler de aynen öyle. Her şeyden önce beslenmesini, barınmasını ve ısınmasını sağlama almak zorunda. Eğer koşullar tamam değilse, insanların yüzü gülmüyor. Başlıyor huzursuzluklar. Hava da bu koşullardan biri. Güneşin bütün parlaklığıyla yüzünü göstermediği günlerde sabahları […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku