Pelin Batu
Tüm Yazıları
Mitolojinin Meşhur Âşıkları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mitolojinin Meşhur Âşıkları

Kybele ve Attis, İsis ve Osiris, Apollo ve Defne, Aeneas ve Dido, Eros ve Psyche, Tristan ve İsolde, Hero ve Leandros,
Orfeus ve Euridike, Rama ve Sita, Lancelot ve Guinevere, Leyla ve Mecnun, Yusuf ve Zuleyha…. diye uzayıp gidiyor liste. Tarihin, mitolojinin ve edebiyatın unutulmaz âşıklarını sıralamaya kalksam bu sayfayı dolduracak kadar çoklar.

Kybele ve Attis, İsis ve Osiris, Apollo ve Defne, Aeneas ve Dido, Eros ve Psyche, Tristan ve İsolde, Hero ve Leandros,
Orfeus ve Euridike, Rama ve Sita, Lancelot ve Guinevere, Leyla ve Mecnun, Yusuf ve Zuleyha…. diye uzayıp gidiyor liste. Tarihin, mitolojinin ve edebiyatın unutulmaz âşıklarını sıralamaya kalksam bu sayfayı dolduracak kadar çoklar. Antik Mezopotamya’dan günümüze bu tanıdık âşık/ maşuk hikâyesiyle efsanelerde ve esatirlerde, mitlerde ve masallarda karşılaşıyoruz. Edebiyat biliminde bu arketipe “star-crossed lovers” yani talihsiz aşklar denilir çünkü çoğunda Romeo ve Juliet oyunundan da hafızalarımıza kazındığı üzere bir türlü kavuşamazlar. Kimisinde âşıkların aileleri birlikteliklerine karşı çıkar, farklı sosyal sınıfa aittirler ya da türlü türlü engeller yüzünden bir araya gelemezler. Star-crossed deyimi, günümüzde yanlış kullanılıyor ve birbiri için yaratılmış âşık, anlamını almaya yüz tutmuş vaziyette. Oysaki eski zamanlarda kaderimizin yıldızlarda yazılı olduğuna inanıldığı çağlarda yıldızların birbirlerine karşı durması demek, o insanların yolunun açık olamayacağı anlamına geliyordu. İngilizcede “disaster” (felaket) kelimesi de tam da buradan geliyor. Felaketler ancak dis (dışında, uzağında) + aster (star yani yıldız), kısacası yıldızsız olduğunuzda başınıza geliyor. İnsanlar kimi yıldızların uğursuz olduğuna inanır(mış), dolayısıyla kem bir yıldızın altında doğmuşsanız ya da patikanız birisiyle o şanssız yıldız altında kesiştiyse ondan iyi bir şey çıkmasının mümkünatı yok demektir.

Her şeyi Sümer’den başlattığım için ilk destan olan Gılgamış Destanı’ndaki reddedilmiş bir tanrıçanın öfkesiyle başlayan bir seri felaket, belki de âşıkların tanrıları öfkelendirme temasını oturttu. Gılgamış ve Enkidu bir taraftan iki denk ve dost, ama kimi edebiyat eleştirmenine göre tarihte ve edebiyattaki ilk LGBT çifttir. Gılgamış, Enkidu’yu kaybedince hayatının anlamını yitirir, kendi ölümlülüğünü sorgular ve uzun bir seri maceraya koyulup ölümsüzlüğün formülünü arar. Orfeus ve Euridike mitindeyse sevgilisini kaybeden Orfeus ne yapıp eder, yaşayan insanların asla giremediği ölüler diyarına girmeyi başarır (Tanrıları musikisiyle ikna eder). Sevgilisini karanlık ülkeden çıkarmasına izin verirler, bir şartla: asla geri bakmaması gerekir. Tahmin edin ne olur? Geri bakar ve Maurice Blanchot’ya göre edebiyat burada başlar! Çünkü sevgilisi Euridike gölgelere karışırken Orfeus’un ağaçları bile ağlatacak şiirleri ve şarkıları başlayacaktır. Mitolojide pek çok aşk tanrısı ve tanrıçasının savaş ve ölümle ilişkili olması tesadüfi değildir. Aşk, ne de olsa çoğu insan için bir savaştır. Kara sevda maalesef kötü biter.

Bir de yasak aşklar vardır ki bunların da sonu genellikle iyi bitmez. Paris; Hera, Athena ve Afrodit arasındaki “hangimiz daha güzel yarışına” dahil olunca o tarihe kadar dünyanın gördüğü en büyük savaşın müsebbibi olur. Zeus, tanrıçalara bulaşmamayı iyi bildiği için hiç karışmaz. Paris kararsız kalınca rüşvet teklifleri sunulur: Tanrıların
tanrısı Zeus’un eşi Hera, Paris’e tüm Asya ve Avrupa’yı vaat eder. Akıl ve savaşın tanrıçası Athena, Paris’e savaşta mutlak güç vaat eder. Aşk tanrıçası Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını vaat eder. O, Sparta Kralı Menelaos ile evli Helen’dir. Truvalı Paris saraydan kız kaçırınca olanlar olur ve gerisini hepiniz biliyorsunuz. Truva düşer. Kral Arthur
efsanelerinde de benzer bir aldatma teması vardır. Arthur’un en güvendiği şövalyelerden bir tanesi olan Lancelot, Arthur’un biricik eşi Guinevere’e âşık olunca mecnun olur, aşklarını gizli tutmaya çalışırlar ama yakalanırlar ve böylece yuvarlak masa ve Arthur’un pek çok idealle kurduğu düzen düşer, iç savaş başlar. Bu “yasak elma/aşk” hikâyelerinin ortak noktası, anlaşıldığı üzere klasik aileyi sarsan “kötü âşıkların” cezalandırılmasından çok,
dahil olan tüm fertlerin veya ülkelerin birbirine girip kaosu doğurmasıdır.

Sonuçta mutlu aşk yok mudur? Şairler sadece ulaşamadıkları sevgilileri için mi en katranlı dizelerini kaleme alırlar? Genellikle evet. Romeo ve Juliet hasbelkader zehirlenmese ve intihar etmeselerdi evlilik hayatları nasıl olurdu diye soranlara bir komedi oyunu bile yazıldı. Birbirlerine terlik fırlatmadıkları kaldı. Bugün Google’a “Romeo ve Juliet” yazınca ilk karşınıza çıkan sorulardan biri, Romeo ve Juliet akıllı telefon çağında ne yapardı? Oluyor. Gördüğümüz üzere nice âşık çift, karşı karşıya oturduklarında birbirlerine değil cep telefonlarına bakıyor.

Ama sonuçta aşk bitmiyor ki; filmleri, çizgi romanları, hikâyeleri, hayatı süsleyen, ona kan ve can katan, onu derinleştiren, insanları güzelleştiren yegane duygu. Ama huzurlu sevgiler, iyi dostluklardan çok heyecan verici eserler çıkmadığından, 3000 küsur senedir trajik aşk hikâyelerinin binbir versiyonunu okuyor ve dinliyoruz. Aşk masalları hiç bitmeyecek, ona inancımızı kaybetsek de, soyutlansak da, buz kesilsek de aşk beklenmedik bir anda kapımızı çalınca hepimiz birer Jane Austen ya da Lord Byron kesilebiliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları
Umut ve umutsuzluğun arasından

21.yüzyılın en yaratıcı ve yıkıcı yazarlarından Osamu Dazai, intihar etmeden üç yıl evvel kaleme aldığı Pandora’nın Kutusu adlı otobiyografik eserinde, insanların umutla kandırıldığı gibi umutsuzlukla da kandırılabildiklerini hatırlatır. Umudumuzun cılız ışığını karartan, yaşama sevincimizi çalan, bize umut vaat edip bizi çıkmaz bir sokağa çıkaran, heyecanlı bir yükselişten sonra İkarusvari yere çakılmamızı sağlayan umutsuzluğun da umut […]

Devamını Oku
Kadınlar Devrimi

Kadın meselesi, Cumhuriyet’imizin ilk gününden itibaren gazetelerde, meydanlarda ve siyasette büyük kavgaların ve polemiklerin nedeniydi. Kadınlar, hukuk nezdinde eşitlik, eğitim, miras, seçme hakkı talep ederlerken devleti temsil edenlerin çoğu bu hakları vermek bir tarafa, şeriatı geri getirmek için yasa tasarıları bile öneriyordu. Neyse ki Mustafa Kemal, Tunalı Hilmi, Recep Peker ve İsmet İnönü gibi vekiller […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku