Derya ERKENCİ
Tüm Yazıları
Şahsiyet İdeolojisi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Şahsiyet İdeolojisi

Sen hayatın adına doğru yerdeysen anlamlı tesadüfler birbirini kovalar, her şey bir şekilde bağlantılıymış, ahenkli bir bütünün parçalarıymış gibi görünür derler ya hani. Mademki sevmiyorsun artık beni, ben de hayata armağan ediyorum seni.

Hayatta iyi olduğum gereksiz konular var. Benim bile var bunlarım, var sen düşün. Tecrübe diyorlar adına, al kokla.
Yine de ümitli uyandığım günlerde çok fena oluyorum. Çok sevmenin her şeye yeteceğine inanılan bir çağın çocuğuyum. Kendiliğime tutkulanıp birey olmam zor. Alışmamış özü teklik kesmiyor. Yeni bir tür şahsiyet ideolojisi var, adına özgürleşme deniyor. Birbirine teslim olmak isteyenlere bu şehirde yer yok. Ruh nihayet merhameti terk etmiş, geçmişin en mahrem huyları yerlerde sürünüyor. Sen bana bakma, parmak uçlarım tenini not defteri niyetine kullanıyor. Göz kamaştırmak hülyalı bir hatıra, zaten takipçi sayım da gittikçe azalıyor.

Senelerce ayıramazken meyvelerin lezzetlerini, zehirli sarı örümceklerin kalın ağları arasında gizlenen acı ve taneli
böğürtlenler gibi içime çektim seni. Anlatmayı denedim, koku denen şey nasıl anlatılır bilemedim. Sen farkında olmadan hep doğru tahmin ettin. Hiç sekmez, hayat üzerime pisler on senede bir. Ömür geçer temizlenene dek, zaten senelerim kolay harcanır. Aşkım şaşkın, şehrin esrarlı lağım sularına karışır. İnsanlarda tahrip edici sorgular filizlendirmek gibi berbat bir etkim var biliyorum. Ah evet biliyorum, keşke böyle olmasaydı diye her gün diliyorum. Rüzgârla habire değişen şekilsiz bir kum tepesi yerine dümdüz ve kıraç bir çayıra benzeseydim diyorum.

Onlar ki gözünün ucunda yaşla dolaşan insanı sevmezler. Hep metin olmanı beklerler. Seni hem kanatır hem de ağlamana tahammül göstermezler. Babam gözü pek bir adamdı. Bense içimin acımasını canımın acımasına tercih ederdim. Şimdilerde eğer acıdan ölmek üzere değilsem son ana kadar kimseye mızmızlanmam, bedeni ağrılarımdan bahsetmem, kızılcık şerbeti içtim derim. Fakat ruhum yaralanıyor, içim kederle doluyorsa hemen gönülden feryat ederim. Kendimize acımayı ne çok sevdik biz. Hatta bir dönem bunu takım sporu haline bile getirdik. Oysa kendini sevmek diye de bir şey varmış, sonradan fark ettik. Bozguncuyuz, bencilliğin zarif boynunu kırmak için ahdettik.

Çünkü hayatın dinamikleri siyasetinkinden çok başka. Orada yeteneklerimizin, emeğimizin ve tutkularımızın bir karşılığı var. Orada daima biz kazanıyoruz. Hayat, sanat, varoluş, geçim sıkıntısı, mutluluklar, kaygılar ve kederler; her şeye rağmen dengem var. Yaşamaktan hoşnudum, çıldırmadan bir şekilde idare ediyorum diye salak salak kendimi kandırırken mezarının toprağı çoktan çökmüş eski arazların hafif meltemiyle uçuverdi strafordan evim. Üzme kendini. Sen hayatın adına doğru yerdeysen anlamlı tesadüfler birbirini kovalar, her şey bir şekilde bağlantılıymış, ahenkli bir bütünün parçalarıymış gibi görünür derler ya hani. Mademki sevmiyorsun artık beni, ben de hayata armağan ediyorum seni.

Yazarın Diğer Yazıları
Rutubetli Pasajlar

Her şeyin değerini yitirdiği o anlarda sevgi, vefa, hatıralar ve mutluluk, çocukluk hastalıkları ve insan psikolojisinin çıkışsız dehlizlerinde eriyip kaybolur. En eski karanlık geçmiş; kendisinden sonra gelen geçmişi yutar, yok eder. Bütün manayı emer. Hareket ve duygu, gergin diyalogların kurbanı olur. Samimiyet öldüğünde hatırası da silinir, hiç var olmamış gibidir. Herkes bir şey arar, bir […]

Devamını Oku
Ey Yas…

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku