Nebahat AYHAN
Tüm Yazıları
Güle Yel Değdi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Güle Yel Değdi

“Şairler şiir yazıyor. Ressamlar resim yapıyor. Ve biz ozanlar türküler söylüyoruz. Peki bütün bunları niçin yapıyoruz? Dünya alışkanlıktan değil de sevgi ve mutluluktan dönsün diye.”

Süleyman Bey ve Hacı Hanım’ın üçüncü çocuğu Kızılırmak kenarında 1 Mayıs 1971’de doğar. Sürgün çocuklarının adı Umut, Özlem olur ya onunki de HASRET’tir.

Adları asi, hayalleri Kızılırmak’ın ötesi… Sivas İmranlı’da bir HAN adlı mezrada doğar. Burada gördüğü güzellikler, renkler , duyduğu sesler ezgiye, türküye dönüşmüş, hem doğduğu hem yandığı ve dirildiği memleketi olmuştur… Ona göre türküler evrenseldir ve illa ki rengi mavidir.

Ailesi, o 3 yaşındayken İstanbul’a göç eder. Babası Almanya’da işçidir. Akrabası olan iki kardeşten öğrenir saz çalmayı. Karanlıktan çekip çıkarır yüreğini. Yaralanmış ve kopmuş teline rağmen Hasret’in tam da bağrına kurulur ve bozar sonsuza değin sükûnetini. Başlar sazıyla hayatı pençelemeye.

Önce bağlama; sonra bir gitar… İnadı, merakı, inancı, ısrarı ve çabası onu çok küçük yaşta ustalaştırır. Sanatta okulu kültürü; yaşamda okulu inancıdır. Kürt-Alevi aşireti Koçgirili oluşu, inancının ve kimliğinin zenginliği müziğine yansır.

“Bu yarayı dosttan aldım ezeli olur.” türküsü şiarı olur. Ozanlar dostları; gönlü hep yaralı, dermanı bağlamasıdır. Halk müziğini geliştirmek için dünya müzikleriyle ilgilenir. Bütün etnik kültürlerin zenginliklerini öğrenir ve özümser. Ustalaştıkça mütevazılığı artar. “Anadolu! Ne arıyorsak burada bulacağız.” deyip halkı, toprağı ve emeği vurgular. Ozanlık geleneğini geçmişten geleceğe aktarma sorumluluğunu bilimsel ve akademik bir bilinçle gerçekleştirmek ister.

Kimsenin bilmediği ahvallerin, parmak ile sayılamayan, kırmak ile tükenmeyenlerin de yakarması vardır; bilmek için cesaret, görmek için yürek ve Hayy’dan gelip Hû’ya insan-ı Kamil olarak dönebilmek gerektir.

Türkmen Alevi dedelerinin saz çalma tekniğini üç telli sazın ustalarından olan Nesimi Çimen’den öğrenir. Şelpe… Bağlamayı el yordamıyla özgürlüğe, tel ve tenin o muhteşem tınısına, sınırsız bir evrenin ezgisine ulaştırmaktır. Başka ufukları aralamak, başka doğuşlara uyanmak, bağlamanın yeteneğini özgürleştirmektir.

Dört parmağın tellerle dansını ruhta dirilik ve coşku yaratan sanatı inceler, araştırır ve geliştirir. Zeybek, deyiş, semah ve yörelere özgü tezene vuruşlarını şelpeyle çalar. Kendi ifadesiyle bu zengin toprağın derinine, köklerine iner ve evrenselliğe yükseltir.

1987’de henüz 16 yaşında ilk resitalini verir ve ilk albümü “Gün Olaydı”yı çıkarır. Bestelerin çoğu kendine aittir.

1988’de Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencisi ve “Bitmeyen Türküler, Dostlar Muhabbeti”nin yönetmenidir.

1989’da “Gece ile Gündüz Arasında” Hollanda’da Genç Türkler Festivali’nde Türkiye temsilcisidir, daha sonraki yıllarda “Türk Haftası” etkinliklerine katılır.

1991’de “Rüzgârın Kanatlarında” adlı albümü yayımlanır. “Güle Yel Değdi” dediği türkü için “Bu benim kendime yazdığım bir ağıttır.” der ablasına. Aynı yıl Almanya’da Yeter Fırtına ile evlenir ve oraya yerleşir. Almanca öğrenir ve Köln Üniversitesi’nin müzik bölümünde öğretmen olarak girdiği sınavı kazanır; fakat bu haberi alamadan katledilmiştir…

1992’de, ustalarla “Türküler Yalan Söylemez” adlı kasette üç türkü seslendirir. Dünya görüsü Pir Sultan’ın, Nesimi’nin ve Hallacı Mansur’un Enel Hak’kıdır.

Kitap okumayı sever ve okuduklarını müziğine yansıtır. Virani’yi, Kaygusuz Abdal’ı, Nesimi’yi, Hatayi’yi okur. Yaradan’ın insanda vücut bulduğunu söyler.

Ömrü yetseydi “Enel Hak Projesi”ni gerçekleştirecek, Hallac-ı Mansur’ların, Seyit Nesimi’lerin düşüncelerini yazıya, albümlere döküp halka taşıyacaktı.

2 Temmuz 1993’te katledildiğinde 22 yaşındaydı.13 Eylül 1993’te oğlu Roni Hasret doğdu.

Ağacın yeşiline, göğün mavisine, güneşin sıcağına, karın ayazına yazdık.

Yazdıkça yandık, yandıkça yazdık. Her akşam olmadan önce solgunlaşan gökyüzünden davudi o muhteşem sesten çoğu gidip azı kalamayan bir ömürden yazdık.

Ağzı diline tabut konuşamaz olanı “Geri kalan ömrüm nerde?” diyeni, seher yıldızına uçan kuşa firari sözleri arifen aşk ile çarpan her yüreğe yazdık.

Bir insan ömrünü neye verirmiş, öğrendik. Gül bahçesindeydik, gül diktik gül derledik, Kara kuru kavruk içimiz hep Madımak, dışımız alaz,
Tenim de telim de tutuşmakta hâlâ; bu hederlik ah bu beterlik
Göğsümüz ki koca bir bağlama Ozanım;
Zira Madımak yanmakta hâlâ.
Yaşanamayacak gecelerinde ve gündüzlerinde resmi kalır, hevesi kalır, sevdiklerini göresi kalır; sesi, sözü, öyküsü yarım kalır.

Ne zaman çürüdü bu toprak, ne zaman yükledi insan ateşe ayıbını; ne zaman küle döndü gül
Hasret’im Mavi Tay’ım
Öyle bir külsün ki kıskandırdın güneşi.
Hâlâ martıların kanadında rüzgâr
Hâlâ güllerin yaprağında allar
Mevsim hep bahar.
Savrul GÜL GÜL kokulara renklere
“Toplatılır yazılarım, yakılır dizelerim, kurutulur gözlerim
Geride genç ölüm kalır” demişsin
Çürük toprağımın solmaz çiçeği oluşunu nasıl da bilmişsin!

Selam olsun sana, daimdir devrin!
Selam olsun sana, daimdir devrin!

Yazarın Diğer Yazıları
Gecenin Nemi Düştü Gözlerimize

İstanbul Bakırköy’de, 5 Nisan 1945’te doğar adını Türk müzik tarihine “Bay DADALOĞLU” olarak geçiren Muhtar Cem KARACA. Doğuştan uğrar “müzik” denilen bir fidana. Annesi tiyatro sanatçısı Toto KARACA, babası tiyatro kurucusu Mehmet KARACA olunca tiyatro ve müziğin beşiğinde sanatın ninnisiyle büyüyüp gelişir. Önce 14 yaşında ilk aşkının ilgisini çekmek için müzik yapar… Sonra umudunu iyiye, […]

Devamını Oku
Cumhuriyet’in Kızları, Dünya Sultanları

Özgür, azimli, savaşkan ve muzaffer; hayatlarının ve kararlarının sahibi; kişilikli, korkusuz; çağdaş, eşit, yaratıcı ve güçlü; genç, güzel, özgüvenli ve zeki Türk kadınları bir araya gelirse ne olur? 1961’de ilk kez uluslararası maça çıkar, 1970 ve 1980’lerde adını duyurmaya başlar, 2000’den sonra da önemli başarılar elde ederek bizim Filenin Sultanları olurlar. 2003’te Ankara’da Avrupa Kadınlar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku