Barış İNCE
Tüm Yazıları
“İyi ki” Dediğimiz Gazetecilik
Ana Sayfa Tüm Yazılar “İyi ki” Dediğimiz Gazetecilik

Geçtiğimiz ay “İyi Gazetecilik, İyi ki, Gazetecilik” başlığıyla bir kitap çıktı. Timur Soykan ile gerçekleştirdiğimiz gazeteciliğe dair bir sohbet…

Bu fikir şuradan geldi aklımıza… Çeşitli bölgelerde zorlu şartlarda uzun yıllar görev yapan Polonyalı ünlü gazeteci Ryszard Kapuściński’nin deneyimlerini paylaştığı “Bu İş Siniklere Göre Değil” adlı bir kitap da Delidolu etiketiyle çıkmıştı. #Okumak temasıyla çıkan bu kitabın Türkiye versiyonu olur mu, olursa kim olur diye düşündük.

Tabii 2022-2023 yılına baktığımızda gazetecilik açısından en büyük ödüllerin geldiği haber, “6 yaşında bir kız çocuğunun evlendirilmesi” ile ilgili olan Timur Soykan’ın yaptığı haberdi. Elbette gazeteciliğin dünü bugünü gibi bir konu, tek haberlik bir habercilik başarısı ile anlatılamaz. Timur Soykan ise yaklaşık 30 yıldır bu işe emek veren, ana akımda yöneticilik yapmış, gazeteciliğin etik değerlerini önemsemiş, sendikalı olduğu için bedel ödemiş bir isim. Tüm bunlar, son yılın habercilik olayıyla birleşince Timur abi konusunda uzlaştık. Yaşı 50’ye yaklaşmış, 20 yaşından beri mesleğin içinde olan, Türkiye’nin en çok satan gazetesinde haber müdürlüğü yapmış, şu anda karanlığa karşı mücadele eden biri Timur Soykan…

Timur Soykan’la ilgili olumsuz hiçbir söz duyamazsınız. Yaşının çok ötesinde bir isim olduğunu düşünüyorum. Üstelik anlattığı tanıklıklara da bakarsanız son 30 yılı çok iyi bir şekilde ortaya koyarsınız. Buraya nasıl geldik sorusunun yanıtını da bulmaya yaklaşırsınız.

Bu duygularla İstanbul’a gittim. İstanbul’da yaşayan gazeteciler için kimi “özel” görüşmelerin yapıldığı yerlerden biriydi Taksim Gezi Pastanesi. Belki biraz da o dönemin alışkanlığıyla, Gezi Pastanesi’nde randevulaştık sevgili Timur’la… Duayen fotoğraf sanatçısı Servet Dilber’le sabahın erken saatlerinde buluştuk, mekândaki yerimizi sağlamlaştırdık. Servet Abi ışığa, nesnelere odaklanırken uzun bir nehir söyleşinin notlarına son kez baktım. O sırada Timur Soykan kapıdan, her zamanki gibi biraz gecikerek de olsa, girince tüm başların ona doğru döndüğünü gördük. Sadece işini iyi yapmak isteyen, bunun karşılığında da hak ettiği itibarı görmek dışında beklentisi olmayan gazetecilerin yüzündeki o mahcubiyetten vardı Timur’un ifadesinde de…

Kitap bittiğinde farklı yerlerde çalışsak da aynı duyguları taşıdığımızı gördüm. Bakış açımız değil, tercihlerimiz farklıydı. Dürüst gazeteciler için iki seçenek olur: Ana akım dediğimiz yerde kalıp orada iyi şeyler yaparak kitleleri doğru bilgilendirmeye çalışmak. İkinci seçenek ise güçlü bir muhalif medya kurmaya çalışarak orada istediğimizi özgürce söylemek ve orayı kitlesel hale getirmeye çabalamak. İkisinin de zorlukları var. Ben ikincisini seçtim. Timur Abi, ana akımda kaldı ve istediklerini yapmayı başardı da… Bu bir bakış açısı farkından ziyade hayatın içindeki tercihler, olanaklar, tahammül seviyesi gibi şeylerle ilgili… Yoksa geldiğimiz nokta yine aynıdır.

Son olarak şunu söylemek isterim: “Benim” dediğim şey edebiyattır ama baktığınızda bu mesleğe de 20 yıla yakın emek vermişim. Son 18 sene aynı yerde gazetecilik yapmışım. En karanlık dönemlerde , gerçeğin arkasında durarak bu çarka çomak sokmuşum. Bağımsız bir gazetenin yaşamasına ve tanınmasına katkı koymuşum. Neticede mesleğimi yaparken yaşadıklarım bana sağlık sorunları olarak geri dönmüş. Evladıma bırakacağım en önemli mirastır. Daha ne diyeyim!

Yazarın Diğer Yazıları
Çocuklar İçin Edebiyat, Çocuklar İçin Kitap

Çocuk edebiyatı, uzun yıllar “çocukları anlatan yetişkin kitapları” zannedildi ülkemizde. Grimm ve Andersen masalları çevirilerinin ötesine geçmeyen çocuk edebiyatı, Milli Eğitim’in devrimci döneminde yapılan atılımlarla çeşitlendi. Edebiyatın zevk almak, hayatı tanımak, başkalarının hayatlarına duyulan merak kısmı çocuklar tarafından keşfedildi. Ancak zamanla hem eğitimcilerde hem ailelerde kitap dediğin bilgi verir anlayışı öne çıktı ve kuru bir […]

Devamını Oku
Hatıralarla Atatürk

Cumhuriyet’imizin 100. yılı ve kasım ayındaki Atatürk’ü anma haftası vesilesiyle kimi anekdotlar eşliğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün zorlu yaşamından ve devrimlerle sonuçlanan mücadelesinden pek çok parça dinledik. Ben de İstasyon okurları için okuduğum hatırat kitaplarından, daha önce pek de aktarılmayan, kıyıda köşede kaldığını düşündüğüm bazı anekdotları bir araya getirdim. Cumhuriyet; yıllar süren savaşlar, göçler, ölümler üzerine […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku