Halil İbrahim ÖZCAN
Tüm Yazıları
Şair, Yazar, Besteci,Yorumcu ve 78’li Pırlanta AYDIN ÖZTÜRK
Ana Sayfa Tüm Yazılar Şair, Yazar, Besteci,Yorumcu ve 78’li Pırlanta AYDIN ÖZTÜRK

Şair, Yazar, Besteci, Yorumcu ve 78’li Pırlanta…

Sanatı güçlü kılan, insana özgü duyguları ve hayatın gerçeklerini ifade ederken bir şair, yazar, yorumcu olarak kendini nerede tanımlıyorsun?

Önce insanın kendisini tanımladığı, daha doğrusu olmasını istediği değerler neresi diye başlamak gerekiyor. Berrak bir gözeden kaynayan su ile yatağına akan kirli atıklarla kirlenen suyun farkı gibi bir ayrım çizgisi içinde neredesin?

Şair, yazar, besteci, yorumcu beslendiği, emzirildiği değerleri sorgulayıp, kendisine has kimlikle yeniden yoğurarak kurar sanatının dünyasını.

Böylece ufkuna doğru, her anı mücadele olan bir yolculuk başlar.

Macadele dedin de, hiç bitmeyecek ütopyamızın heyecanı derim ben ona. İçimizdeki bitmeyen ateş.

Çok zorlu bir yolculuktur bu. Kendimi insanlığın gelişim sürecinde, yaşadığım dünyada, yeşerdiğini ülkede iyiden, güzelden yana bir yürüyüşün kolunda tarif etmek isterim. Hayatın üstünü okuyan, soran, sorgulayan, yerinde itiraz eden, üretimini bu akışın aynasında görmek, yansıtmak istiyorum. Üretimde kimliğimin kendine has, tek ve biricik bir düzeyde olgunlaşmasını istiyorum. Belki de en önemlisi ben de yaşadım diyebilmenin içini doldurmak istiyorum.

Şair, yazar yıllar geçse de yaşadığı yerlerdeki çocukluk anılarından hiç kopamaz. Bazı şiirlerinde bunu görebiliyoruz. Hüzün ve melankoli… Sonrası umut elbet. Anılar içinde yaşadığın sokak aralarından bahsedebilir misin bizlere?

İlk on yılım Dersim’de şekillendi. İki akarsuyla bölünen, yemyeşil bir çanağın yamacında, 2,3 evlik bir mezrada. Kış gelince yolların kapandığı, toprak damlı evlerin neredeyse karla örtüldüğü sonsuz bir beyazlıkta geceler hatırlıyorum.

Ateşin önünde, babamın bağlamasında türküler dinlerdik.

Kitaplar okurdu, masallar anlatırdı.

Yazma aşkım, türkülere bulaşmam da burada mayalandı.

Dışarıda rüzgârın uğultusuna karışan kurt ulumaları arasında

Kapanırdı gözlerimiz.

Sabah camlardan uzaklara bakarken içimden dünya ne kadar büyük derdim. Ufuk çizgisi o kadardı. Sonra kuzuların, koyunların peşinde başka tepelere gidince başka ufuklar karşısında hayretim büyürdü. Gerçekten dünya gördüğümden de büyüktü.

Yazın damlarda, yıldızların altında uyurduk. Göz göze geldiğim bu sonsuzluk karşısında aklımda deli sorular.

Çocukluğumdan kalan bu anılar yumağını ne zaman düşünsem, çocukluğumu sıcak saklamanın değerini hissediyorum. Bazen o temizliğe yaslanıp doğruluyorum.

İçimde sesini yükselten hüznümü gülmeye kardeş kılarak direncimi besliyorum. İnsanın içindeki hüznü melankolinin sularında boğmadan yaşaması yaratıcı bir duygudur. Acının olgunlaştıran yanı, demlenmiş bir kimliğin de kapılarını açıyor. Yazarken, bestelerken, söylerken İçimdeki uzun yolda yeni yolculuklara çıkıyorum.

Üretken bir sanatçısın; seni yalnızca şiirlerinle, yazılarınla değil besteci yanınla da biliyor, tanıyoruz. Birçok şiirini sen besteledin, başka sanatçılar da yorumladılar. Bunlara değinelim mi biraz da, tabii iznin olursa.

Evet küçükken babamdan öğrendiğim bağlama, okuduğu kitapların etkisiyle yolumu belirlemiştim aslında. Çocukken ne olacaksın diye sorduklarında yazar olacağım, türküler söyleyeceğim dermişim. Bu aşkım hiç eksilmedi. Ortaokullu yıllardan başlayarak çok okuyan bir çocuktum. Bağlama boyumuz kadarken okul etkinliklerinde sahneye, şehre gelen sanatçıların sevgisiyle konserlerine çok çıktım.

Hatta o yıllarda plak yapma önerisi almıştım. Üniversite yılları çok fırtınalı geçti. 12 Eylül’e doğru gidilen yıllarda defterlerime yazdığım şiirleri, kitaplarımı bilmem kaç kez götürdüler polis. Bağlama sadece arada elime değdi. Peşinden hapishane günleri.

Soruna dönecek olursam edebiyat ve müzik yaşamımda iç içeydi. Tahliye olduktan sonra şiir kitaplarım, roman, denemeler peşkeşe geldi. Sonra tümüyle söz müzikleri bana ait albümler.

21 . kitabım geliyor. 10 tane albüm. 300’den fazla eser. Çokça sanatçı da seslendirdi. İçlerinde hit olmuş epey de şarkım var. Reklamlar bölümüne girmeden bitireyim yanıtımı.

Sanatın ve sanatçının topluma ve insanlığa karşı sorumluluğunu bilip bunun için bedeller ödeyenlerdensin. Birlikte bulunduk hapishanelerde. Hiçbir zaman kendine çekilip bana ne demeyenlerdensin. Senin “Cumartesi Anneleri” için yazıp hazırladığın şiir kitabını Nisan 2019’da PEN olarak “Ayın kitabı” seçmiştik.

Sevgili Halil İbrahim, daha içteni sevgili dostum: Sanatın, sanatçının işlevi konusunda süregelen bir tartışma var. Sanatın sanat için mi, sanatın toplum için mi olduğu ile ilgili. Bu soruların içinde kaybolmadan diyebilirim ki:

Üretilenin sanat olması koşuluyla insanı, toplumsal yaşamı kucaklayan, çağının tanığı, yarının kaygılarının çözümlerine açılan bir gücünün olması gerektiğini düşünüyorum. İnsanın elinden tutan, yaralarını sağaltan, sevincini ve umudunu diri turan, itirazını seslendiren, düğümlerini çözen, gelecekle köprülerini kuran işlevleri benim de ufkumdadır.

Hayatlarımızın en büyük mimarı, zamana direnci yüksek bu sanattır. Bir savrulmada elimizi tutan, ayağa kaldıran, karamsarlık bulutlarımızı silen, içimizdeki güneşi uyandıran odur.

Sorunda belirttiğin gibi uzun yıllarımız aynı mahpusta, aynı koğuşun ranzalarında geçti. Belki pencerelerimiz yoktu çoğunda, ama bulabildiğimiz her kitap, okuduğumuz her şiir, birlikte söylediğimiz türkülerdi bizim açık kalan pencerelerimiz. Işık oradan süzülüyordu zindanlara. Yaşama sevincimizin ağacı öyle çiçekleniyordu. Bu yüzden yüreğimize karanlığın gölgesi düşmedi. Yanarak geçtik çoğu dönemeçlerden.

Dışardan bakanlar, bunun toplum için göze alınan bir fedakarlık olduğunu düşünüyor. Doğrudur. Ancak iyinin ve güzelin yanında durmak, kendimize duyduğumuz saygının gereğidir. İçimizdeki direnci çelikleştiren, gücümüzün, kendimize saygının ilmek ilmek kurulmasıdır. Bir ömür günler toplamı gibi düşünülse de, asıl geride bıraktıklarımızdır. Ardımızdan nasıl anıldığımızdır. Sevgiyle mi, nefretle mi hatırlanacağız? Her insan bu yol ayrımında faturasını ödemeyi göze alarak bir karar verir.

Yakınlarda yeni bir şiir kitabın daha çıktı. Öncelikle seni kutluyorum. Dijital platformda da türkü yayımladın. Daha neler var hazırladığın?

Evet sevgili Halil İbrahim, yeni bir şiir kitabım geliyor. Beş yıldır biriken, beklerken demlenen bir kitap. Bütün kitaplarımın yayımlandığı Berfin Yayınları’ndan çıkıyor. Bu vesile ile yayıncım sevgili İsmet Arslan’a teşekkürlerimi de paylaşmak istiyorum.

Kitabımın adı: Henüz Güneşin Altındayken.

Kitapta 80 kadar şiir, bu dönemde bestelediğim, diğer sanatçıların güftelerinden oluşan 20 kadar da şarkı sözüm var

Herhalde insanın en büyük ödülü yaşıyor olmaktır. Güneşin iliklerimize dolduğu yıllardır.

Uzun gibi görünse de yaşamın sonsuzluğunda bir mum alevi, esip geçen rüzgarın ömrü kadardır. Bu yüzden değerlidir. İçini doldurup, anlamını çoğaltınca hak edilen bir zamandır. Kısa da olsa dolu dolu içmek gerekiyor hayatı. Bu şansımızı kanatlandırmak kalıyor bize.

Yaşadığımız ülkelerin uygarlık seviyesi ne kadarına izin verir, ne kadar nefessiz bırakır bu da başka bir tartışma konusudur. Yine de zorun çemberini kırarak yolunu açmalıyız hayatlarımızın.

Bu ülkede epeyce şanssızız tabii.
Bu söyleşi için çok sağ ol sevgili dostum.

Yazarın Diğer Yazıları
Cihan Oğuz

Senin edebiyat dünyamızdaki cesur yanını hep takdir ederim. İlk şiir kitabın “Ay Işığı Karanlığı Yırtarken”i henüz 20 yaşındayken yayımladın. Gazetecilik yaptın, öğretim üyeliği yaptın… Yani hep yazının içinde oldun. Kitaplarına kitaplar ekledin ve hiç geri çekilmedin. Buradan başlayalım istersen… Öncelikle “geri çekilme” faslından başlayalım. Edebiyatta bu yıl 40. yılım. Bakmayın gencim diye ortalıkta dolaştığıma! Şiir […]

Devamını Oku
Öykücülüğümüzde Kendi Rengi Olan Yazar: Zafer Doruk

-Sevgili Zafer, öykücülüğümüzde rengi olan birisin. Yazdıkların yaşantını ele verse de yine de sende öykücülüğümüz adına başka bir kumaş olduğunu düşünürüm. Bu yolculuğu bizimle paylaşabilir misin lütfen, nasıl yazıyorsun? İçine doğduğum coğrafyanın kültürel ikliminden besleniyorum; yazacaklarımı, içinde yer aldığım sınıfsal, geleneksel yapının içinden çıkarıyorum. Bir öykü kurarken yaşadığım, bildiğim mekânların, tanık olduğum olayların ışığından yararlanıyorum. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku