Bircan Usallı Sinan
Tüm Yazıları
Sevenin Var Bak Ne Güzel
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sevenin Var Bak Ne Güzel

Özkan Uğur’un ölüm haberi; hiç tanışmadığı, bir kere bile merhaba demediği, şarkılarıyla kalplere dokunduğu milyonlarca insanda derin üzüntü yarattı.

Bunun dışında, birlikte çalıştığı, yolunun kesiştiği, selam verdiği, selamını aldığı, dokunduğu, sohbetler ettiği, çaylar kahveler içtiği, şarkılar dinlediği, birlikte set ortamında bulunduğu, benzer şeylere üzülüp, benzer şeylere birlikte güldüğü dostlarında ise çok derin yaralar bıraktı.

“Nasıl yani? Yok canım olur mu öyle şey? Halleder o cesur yürek, iki kere yendi, üçüncüsünde de yener” diye iyi haberini beklerken, “Hoşça kalın, hepinize yaşamıma kattığınız her şey için çok teşekkür ederim.” dedi ve bizim duymadığımız ama hissettiğimiz vedasıyla çekti gitti.

Güllerin içinden geldi, güllerin içine gitti.
MFÖ’nün en güzel sesi, bana göre en sıra dışı müzisyeni, en güçlü oyuncusu, gitarını çantasının içine koydu, aldı yanına gitti.

Müziği elbette bize kaldı, sevenlerine kaldı.
İyi insan olmanın o güzelim erdemiyle ders oldu onu tanıyanlarına… Asla kimselere yukarıdan bakmayan yüreğiyle örnek oldu. Onun selam vermesi için karşısındaki insanın o ya da bu olmasına gerek yoktu. Hakiki olsundu, o bakışlar yeterdi saygı ve sevgi için.

Hem çocuk hem bilge olmak, hem ders alıp ders vermek, öğretirken öğrenmek, öğrenirken öğretmek onun en güzel yanıydı bence.

Ve onca profesyonellik içinde, kocaman bir amatör ruha sahip olmak… Gittiğin yere baharlar gelecek sevgili Özkan Uğur… Evet, Türk Pop Müziği’nin efsane müzik grubu MFÖ yok artık.

MFÖ artık olamaz, sadece anılarımızda olabilir.

Devam ederler mi bilmiyorum ama etmezlerse daha iyi olur. O üçünün birlikte yarattığı aura, o kalplere dokunan eşsiz şarkılar, o bizi isyana çağıran çığlıklar olmayacak artık. “Ele Güne Karşı” yapayalnız kalacaklar onlar, eğer Özkan’sız sahneye çıkarlarsa. Neredeyse 1984’ten bugüne hepimizin halen duyduğumuzda bağıra bağıra eşlik ettiği “Ele Güne Karşı Yapayalnız” şarkısı bir daha bu coşkuyla, böyle söylenir mi bilmiyorum… Ama bu şarkı artık çok daha hüzünlü olacak…

“Güllerin İçinden” şarkısı biliyorum hepimizde artık daha derin etkiler yaratacak. Çünkü biliyoruz ki Özkan Uğur güllerin içine doğru gitti.

Sanki “Sarı Laleler” de vardı illaki oralarda. Mazhar Alanson arkadaşına “Sarı Laleler” almıştır Çiçek Pazarı’ndan… “Bilmeden kırdıysam affet beni tontonum” diye… Son paylaştıkları videolarında “Şifa buladım.” cümlesinden sonra Özkan Uğur’un gözyaşlarına boğulması, aslında geleceğini hissettiğinin göstergesi bence. Bu defa gerçekten bu savaşı kaybedeceğini bildiğinin göstergesi. Ah be Özkan… Ah be can dost… Yaşlılık da ne çok yakışacaktı sana… İlk gençlikten bugüne takip edince seni, seneler boyunca nasıl demlendiğini, nasıl ballandığını görünce, yarım kalan bu hikâye daha da hüzne dönüşüyor.

Yok kimse “ağlama” demesin. Elbette akacak gözyaşlarımız. Elbette son vedada yarım yamalak el sallayacağız sana.

Daha gazeteciliğe başlamadan önce; Ferhan Şensoy’un, Şahları da Vururlar ve Kahraman Bakkal Süpermarketlere Karşı oyunlarından onları Fuat ile birlikte sahnede müzisyen ve oyuncu olarak da izlemiştim. Gönül tanışıklığım var o zamandan bu yana, hem de hayranlığım.

MFÖ ile fiziken ilk tanışıklığım ise, 1984 ya da 1985 yılına dayanıyor. Ben o zaman onların Caddebostan Budak Sineması’ndaki konserlerini izlemek üzere Güneş gazetesi muhabiri olarak görevliydim. Konser öncesi bir köşkte buluştuk. Hâlâ film karesi gibi gözümün önüne gelir o sahne. Mazhar beni görünce “Sen misin gazeteci? Pek de ufakmışsın.” dedi. Beni çelimsiz buldu, yakıştıramadı sanırım söyleşi yapacak olmamı. Ancak o an Özkan’ın bana sahip çıkışı, “Merhaba Bircan nihayet tanıştık. Hoş geldin. Bakma sen Mazhar’a o hep öyledir. Huysuzdur ama iyi kalplidir.” demesi, o anki moral bozukluğumu düzeltmek için sunduğu sıcacık dostluk nasıl da iyi gelmişti bana.

O dostluk yıllarca sürdü gitti. Çok sık birbirimizi aramasak da gerektiği yerde aradık. Hep ayrı bir yerleri oldu Fuat ile Özkan’ın kalbimde. Mazhar’ın da çok önemli bir müzisyen olduğunu asla göz ardı etmedim.

Ama…
Üç kez geçirdiği savaştan sonra ne yazık ki Özkan’ı yitirdik. Bütün Türkiye arkasından üzüldü, kalbi buruldu, sağcısı, solcusu, ilericisi, gericisi demeden herkes Özkan’ın ardından acı ve üzüntü hissetti. Çünkü dokunacağımız kadar yakın ama bir o kadar da sıra dışı bir sanatçıydı. Sıcacıktı ve nevi şahsına münhasır bir kişiliği vardı. Müziğe katkıları ve yorumlarıyla bambaşka bir profil çizdi. Yalnızca Özkan Uğur olarak zihinlerimizde ayrı bir yer edindi. Menfaati için kimseye boyun eğmedi, bu çok önemli bence.

Hep içine sinen işler yaptı…
Paraya pula tapmadı…
Özkan Uğur’un, zor derecedeki vokalleri tenör ses rengiyle seslendirmesi apayrı bir özelliğiydi ve hepimizin aklında daha çok buralardaki bireysel tavırlarıyla kalmıştı. “Bazen”, “Amanın Aman”, “O Neydi O” gibi bestelerinin vokalinde de yer alan Uğur, “Ali Desidero” ve “İdare Edip Gidiyoruz” şarkılarında ses rengini değiştirerek vokalle düet yaptı. Pek çok güzel bestesi de vardı elbette. Ben, Mecburen ve Sokak Kadını’nı hep çok sevmişimdir. Ali Desidero unutulmazdır, muhteşemdir.

Hiçbir anlama gelmeyen sözlerle yaptığı şarkılarına ise ben binbir anlam kattığımdan benim için ayrıca değerlidir.

Hele gitarıyla kurduğu ilişki, alışverişi, şov yapışı hep bir kısa film tadındadır.

Sanki o gitar da canlıdır. Konuşur, çığlık atar…
Özkan Uğur, Edip Akbayram’dan Selda Bağcan’a, Ersen ve Dadaşlar’dan Barış Manço’ya, Nilüfer’den Seyyal Taner’e, Sertab Erener’den Ayşegül Aldinç’e daha sayamadığım pek çok kişiyle çalıştı ve onlarla işler yaptı. Hiçbiriyle gönül kırıklığıyla ayrılmadı. Pek çok sanatçıya vokal yaptı. Özkan Uğur ile Komser Şekspir’in basın danışmanlığını yaptığım dönemde bir kez daha beraber olmuş ve arkadaşlık adına birbirimize katkılarda bulunmuştuk. AROG, GORA, Yahşi Batı, Eşkıya, Arkadaşım Şeytan, Karakomik Filmler gibi pek projede onu severek izlemeye devam ettik.

Ve canlandırdığı her karaktere olan katkısıyla, “Vay be, helal olsun!” dedik ona…

İkinci Bahar dizisinde Özkan Uğur şahane bir karakter yaratmıştı ve set aralarındaki muhabbetleri müthişti. Türkan Şoray “Özkan Bey ne kadar zarif bir beyefendi. Ne kadar yetenekli bir oyuncu.” dedi kendi aramızda yaptığımız sohbetlerde birkaç kez…

Özkan için elbette müzik her şeyden öteydi ve kıymetliydi. Oyunculukla, müziği bir arada yürüttüğü dönemler oldu elbette ama onun sevdiği işi yapması buna kıymet vermesi güzeldi. Sevdiği işi yaparken mutlu ve başarılı olması belki de hayattaki en büyük şanslarından biriydi.

Özkan Uğur’un en önemli özelliklerinden biri de insana kıymet ve değer vermesiydi, küçük mutluluklardan büyük mutluluklar yaratmasıydı. Yoğun bakımda geçirdiği günlerle ilgili doktorunun yaptığı açıklama onu o kadar iyi anlatıyordu ki…

Yoğun Bakım Doktoru Aylin İlksöz’ün anlatımı hep aklımızda olacak, buruk bir gülümseme ile…

“Günlük hayatta nazik bir insan olmak çok takdir ettiğim bir özellik, ama illa gerçek olmak zorunda değil, oysa yoğun bakım yatağında yatarken en zorlandığın anlarda bile teşekkür etmeyi ve lütfen demeyi ihmal etmemek, gülümsemeye devam etmek… Bu, hayatta çok az insanın erişebileceği bir erdem. Çok teşekkür ederim Özkan Abi, bize zor durumda olmanın kaba olmak için bir bahane olmadığı gösterdiğin için, o anlarında bile saçlarının yıkanıp taranmasından aldığın keyif için, bir an bile hayat sevincini, güler yüzünü ve nezaketini kaybetmediğin için, bu özelliklerinle bizlere yine örnek olduğun için. Seninle tanışmak ve bu süreçte sana eşlik etmek benim için bir onurdu!”

İşte böyle insandı Özkan Uğur…
Atıf Yılmaz’ın yönettiği, Yaprak Özdemiroğlu’nun rol aldığı, Özkan Uğur’un sinemaya adım attığı ilk film, Arkadaşım Şeytan filminin setine gittiğimde tedirgindi diye anımsıyorum. Çok da sevmişti Atıf Abi, “Bak bu çocukta hayat var.” demişti. Her ikisini de rahmetle anıyorum.

Ne güzel anlatmış Özkan Uğur, yaşamla ilgili hepimize ilham olması gerektiğini düşünüyorum.
“Bazen” isimli şarkıdan bir kesit:
“Güneş doğar güneş batar
Ama insan uyumaz bazen, düşünür
Geceler kısa, çabuk geçer
Ama insan uyumaz bazen, düşünür
Deniz masmavidir ne güzel ama insanlar görmez bazen
Şiirler, şarkılar, masallar ama insanlar
Duymaz bazen
Üzme kendini
Ümitsiz gibi
Sevenin var, bak ne güzel”

Sevenin var bak Özkan Uğur. Hem de onlarca değil, binlerce değil, milyonlarca… Hem senin arkandan on kişi değil, yüz kişi değil, bin kişi değil, milyonlarca kişi ağladı Özkan Uğur. Seni asla unutmayacak milyonlar var. Ne güzel değil mi? Sevenin var, bak ne güzel…

Sanırım en son 4 ay önce TRT’de yaptığımız programa davet etmek için aramıştım. Sesi o kadar yorgundu ki… “Kendimi iyi hissetmiyorum, hastayım” demişti. Ben de o kadar emindim ki ayağa kalkacağından. “Atlatınca gelirsin, halledersin sen bunu” demiştim. “Aysun’a selam söyle” demiştim. Ama sesi çok yorgundu ve ben maalesef bunun son konuşma olduğunu o an hissedememiştim. Her paragrafın sonunda yolun açık olsun demek istiyorum ona. Sanki gittiği o yeri şarkılarıyla cennete çevirecekmiş gibi hissediyorum. Sanki mutluluk, gülümseme, sanat götürecekmiş gibi hissediyorum ve bu hislerle ona veda etmek istiyorum. Seni iyi ki tanıdım, iyi ki o şahane şarkılarını dinledim, o sıradışı yaratıcılığını kattığın her filmini iyi ki izleyebildim. Şahane eşin Aysun ve şahane oğlun Alişan iyi ki senin hayatında oldu. İyi ki sen onların hayatında oldun. Bir dosta veda oldu bu yazı benim için. Işıklara alkışlarla yürü Sevgili Dost, Sevgili Özkan Uğur. Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden birisin sen…

Güle güle Sevgili Özkan. Bize verdiğin her güzellik için, her duygu için, her katkı için hakkını helal et. Bizim sana zaten hakkımız helal…

Yazarın Diğer Yazıları
CANANGÜLLÜ

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli […]

Devamını Oku
Başı Dik Sosyal Demokrat: Berna Laçin

Kışa mı girdik, sonbahar mı devam ediyor, bilemiyorum. Fakat şu anda doğanın en sevdiğim hali var; Ağaçlar bütün yalınlığıyla çırılçıplak. Kırmızı, kahverengi sararmış yapraklar… Doğanın bu halini seviyorum; insana benzetiyorum, insanın orta yaşlılıktan yaşlılık dönemine geçişine benzetiyorum nedense. Bu güzel yolculukta bu kez konuğum Berna Laçin. Sevgili Berna’yı gazetecilik günlerimden tanıyorum, onunla defalarca röportaj yapmışlığım, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku