Hilal SOLMAZ
Tüm Yazıları
Türkiye Sinemasının Vefalı Adı: KEMAL SUNAL
Ana Sayfa Tüm Yazılar Türkiye Sinemasının Vefalı Adı: KEMAL SUNAL

Ne zaman yolum Cihangir’e düşse Güneş Sokak’taki Kemal Sunal’ın hayat verdiği, kaldırımları süpüren Apti ve camları silen Ayşen Gruda’nın canlandırdığı Hacer gelir…

70’li yıllar! köyden kente göçün sonucunda ortaya çıkan; kentleşme sorunları, göç eden ailenin göçten etkilenmesi, barınma ve istihdam imkanları, özellikle kadın ve çocukların göçten etkilenmesi, ekonomik ve sosyal yaşamlarındaki değişimler bu filmin ana temasıdır. Çünkü bugünün, İstanbul’u yaratan bizlerin hikâyesidir.

Usta oyuncu Kemal Sunal’ın beni etkileyen Çöpçüler Kralı filmiyle başlamak istedim. Zeki Ökten’in yönettiği, sinemamızı devleştiren oyuncuların yer aldığı bu yapım, mahalleliler üzerinden çizilmiş bir Türkiye’dir. Filmden bir replik çekiyor hemen beni içine; “Parka gidecekmiş iki gözüm çiçeği” diyen Apti’nin el arabasına bindirdiği çocuklardan biri oluveriyorum hemen ve usta oyuncuyu tanımaya başlıyorum…

56 yıllık ömrüne 82 film sığdıran Kemal Sunal, çok ünlüydü ama sırça köşklerde yaşayan ve ayrıcalık isteyen biri değil, Vefalı Kemal’di hep…

“Evet… 1944 yılında İstanbul’da doğdum. İstanbul’un kenar semtlerinden biri olan Küçükpazar’da… Küçükpazar, Vefa’nın altındadır. İlkokulu aynı yerde, Mimar Sinan İlkokulu’nda okudum. Orta ve lise öğrenimimi Vefa Lisesi’nde tamamladım. Vefalıyım yani…” der bir röportajında

Vefa’nın özelliği nedir diye sorarsanız, ilk tiyatro temsilini oynadığı yerdir. Tiyatro kalbine girmiştir bir kere. Lise biter, ama kazandığı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu’nu 1. sınıfta bırakıp turneye çıkar. Profesyonel tiyatro yaşamı başlar. Vefa Lisesi’ndeki öğretmeni yeteneğini keşfeder ve Müşfik Kenter’e götürür. Kent Oyuncuları’ndan biridir artık. 150 lira maaş alır.

Oynadığı karakterler çok uzak değildir ona. İşçi olan babasına katkı sağlamak için yaz tatillerinde ayakkabı, kitap parasına yardımcı olmak için çalıştığında tanıdığı semtin, yoksul ve emekçi halkıdır. Bir elektrikçinin yanında çıraklık yaptığı dönemde ise tiyatronun olmazsa olmazı gözlem sanatı ile tanışır. Bir keresinde kendisine “Çocukluğunuzda yokluğunu en çok çektiğiniz şeyler nelerdi? diye sorulur. “ Her şeyin yokluğunu çekiyorduk. Ama işte o yokluklar, Kemal Sunal’ı yarattı.” yanıtı verir…

Ulvi Uraz Tiyatrosu, Ayfer Feray Tiyatrosu derken sahnede harikalar yaratan Haldun Taner’in öncülüğünde Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından kurulan Devekuşu Kabare’dedir artık. Burası ona Yeşilçam’ın kapılarını açar. Sev Kardeşim’le sinemaya geçiş yapan Zeki Alasya, Ertem Eğilmez‘i tiyatroya davet eder. Arzu Filmin yaratıcısı “Dün Bugün” oyununda Kemal Sunal’ı izler. Tatlı Dillim’de Tarık Akan’a uzun boylu basketbolcu arkadaş arayışı burada son bulur. O basketbolcu arkadaş Kemal Sunal’dır.

Film 1972’de gösterime girer. 28 yaşında ilk sinema filmini bizzat Saray Sineması’nda arka koltuktan izler. Perdede 8 kere ancak gözüküyordur. Her görünüşünde salonda kıyamet kopar. Görür görmez büyük alkış ve gülmeler başlar. “O zaman şöyle arkama yaslanıp, “Bu iş tamamdır” dedim” diyerek sinema kariyeri için adımını atar. Zeki, Metin ikilisiyle birlikte Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire gibi sinemamızın klasikleşen yapımlarında yer alır. Rolleri gittikçe büyümeye başlar

Rıfat Ilgaz’ın Dolmuş adlı dergisinde yazdığı öykülerden birkaçını birleştirerek 1957 yılında kitaphaline getirdiği Hababam Sınıfı, Ertem Eğilmez tarafından sinemaya aktarılır. Oyuncular arasında Kemal Sunal da vardır. Sonraki yıllarda Şaban serisine dönüşen, İnek Şaban ile ilk burada tanışırız. Nazir Pasa’nın kız kardeşinin kaybolan elmasını bulma görevini üstelenen Şaban Oğlu Şaban, Tellioğulları ve Seferoğulları ailelerinin kavgası arasında kalmış Tosun Paşa, “Hızır idi Yunus idi” repliğiyle aklımızda kalan süt kardeş ve daha niceleri…

Türkiye’de işçi hareketlerinin yoğunlaştığı, grevlerin, lokavtların birbirini izlediği yıllarda Kibar Feyzo gelir. Yönetmen Atıf Yılmaz, Türkiye’nin haletiruhiyesini Kibar Feyzo’nun gözünden anlatır. Sansürün ve baskının kendini hissettirdiği günlerde, haklarını arayanların duvar yazıları filme “Hem töresi hem ağası kahrolsun başlık parası” diye yansır

Kemal Sunal sinemanın en sevilen ve en çok iş yapan oyuncularından biridir. Günümüzün tabiriyle stardır. Kendi deyimiyle Kavuklu-Pişekâr ikilisini oluşturduğu Şener Şen onun için şunları söyleyecekti: “Kemal o dönem o kadar ünlüydü ki hiç birimizin ünü onunla kıyaslanamazdı.”

Kemal Sunal, “İlk defa ben yıktım sistemi” diyecektir

Sadece sinemada şaşırtmaz Kemal Sunal, Kapıcılar Kralı filmiyle 1977’de Antalya Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alan ilk komedyendir. Hep jönlere verilen ödülü alan Kemal Sunal, “İlk defa ben yıktım sistemi” diyecektir.

1989’da “Düttürü Dünya” filmindeki rolüyle Ankara Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu”, 1998’de de Antalya Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne değer görülür.

Yeşilçam’ın öteki yüzüdür Kemal Sunal, kendine has muhalefetiyle bir antikahramandır. Gündelik dertlerimizi anlatırken asla umutsuz değildir. Toplumu yansıtan sosyal içerikli filmler yapar.

Halka boş vaatler veren, yaparım, hallederim diyerek halkı kandıran Zübük’e hayat verirken aslında hepimizin tanıdığı klasik politikacı tavrına sessizliğimizi eleştirir. Aziz Nesin’in kaleme aldığı, Kartal Tibet’in yönettiği filmin finalinde Zübük’ün gazeteci Yaşar’a söylediği şu sözler dikkat çeker: “Herkesin içinde bir Zübük vardır. Zübük’lerden kurtulmak istiyorsak eğer öncelikle kendimizden başlamalıyız.”

Eğitim onun için çok önemliydi. ‘’Türkiye’nin okuyan insana ihtiyacı var, gençlere o yüzden örnek oluyorum, çocuklarıma onun için örnek oluyorum.’’ diyerek yarım kalan işini tamamladı. 1992 yılında çıkan öğrenci affından yararlanarak Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’ne 2’nci sınıftan devam eden Kemal Sunal, 1995’te “Radyoda ve Televizyonda Kemal Sunal Güldürüsü” isimli teziyle mezun oldu.

70’li ve 80’li yıllarda sinemada tüm filmleri gişe rekoru kıran, televizyonda gösterilen tüm filmlerinin reyting listelerinin zirvesinde olmasının bir sırrı var mıydı? “Bu sevginin arkasında yatan sır, benim sade bir vatandaş olmam ve halkın arasından gelmemden kaynaklanıyor, sırtımı halka dayamamdan kaynaklanıyor. Ben bir balon değilim. Öyle olanlar, ayakta kalmak için öyle olmaya mecbur kalanlar var. Benim öyle yapmama gerek yok, senelerce de olmadı, çünkü sırtımı halka dayamışım ben.”

Filmlerindeki doğru hikayelerin dışında inanılmaz başarılı bir aktördü Kemal Sunal, 3 Temmuz 2000 tarihinde Balalayka adlı filmin çekimleri için Trabzon’a gitmek üzere bindiği uçakta kalkıştan hemen önce geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti ve aramızdan ayrıldı. Geride bizlerin sorunlarını anlatan hikayeleri ve onlarla nasıl başa çıkacağımızı anlatan filmler bırakarak. Kendisinin de dediği gibi “İnsanları güldürmek için, acılarına da ağlayabilmek gerek.”

Kaynak: 8-9 Mayıs 1985 tarihlerinde Ses dergisinde iki bölüm halinde yayımlan röportajı… Dergipark.org.tr Türkiye’de iç göç olgusu ve kentleşme

Yazarın Diğer Yazıları
“CEM KARACA’NIN GÖZYAŞLARI” Hiç mi Dinmeyecek?

“Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar…” Cem Karaca’nın hayatını anlatan “Cem Karaca’nın Gözyaşları” filmi seyirciyle buluştu. Ben de usta sanatçı hakkında yapacağımız söyleşiye böyle başlamak istedim. Gençliğin verdiği cesareti ve coşkuyu hiç kaybetmeyen bir sanatçıyı anlatmaya böyle başlamalı…şlamalı… Benim, Cem Karaca ile tanışmam çocukluk yıllarında oldu. İlkokul öğrencisi bir kız çocuğuyken evdeki teypten çalan […]

Devamını Oku
GÜNDÜZ VASSAF: “Ben dünyanın iyiye gittiğine görüyorum.”

İtalyan barok ressam Michelangelo Caravaggio. İsmini doğduğu kasabadan alan ressamın kısa hayatı, kovuşturmalar, dövüş ve kavgalarla geçti. Ülkemizin en önemli aydınlarından biri Gündüz Vassaf, 16. yüzyıl resmine yeni bir yön vererek sanat tarihine damgasını vuran Caravaggio’nun izini sürdü, Ressamın İsyanı romanı yazdı. Türkiye ve dünya meseleleri hakkındaki düşünceleriyle gelecek kuşakları aydınlatan Psikolog Yazar Gündüz Vassaf […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku