Dilek Neşe AÇIKER
Tüm Yazıları
Yazarım kehaneti ve kurgulanan gerçek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yazarım kehaneti ve kurgulanan gerçek

Tüm kültürlerde rastlanan kehanet kavramı kısaca “gelecekte olacaklara dair yapılan tahmin” olarak tanımlanır…

İnsanın en büyük merakı bilinmeyen geleceğe dairdir. Bu sebepledir ki antik medeniyetlerden bugüne, zaman zaman siyasi ya da dini sebeplerden yasaklanmasına rağmen kehanet kültürü varlığını sürdürür.

Bilimin de ilgisine mazhar olan kehanetler hakkındaki araştırmalar 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında hız kazanır, birçok önemli kaynak bu dönemde yayımlanır. Kehanetlerin geçmişi o kadar eskidir ki kökene dair kesin bilgiyi ortaya çıkarmak neredeyse imkânsızdır. Bu konudaki en eski metinlerden biri MÖ 12. yüzyılda, Çin’de yaşamış Wenwang’a atfedilen I Ching’dir ve büyücüler tarafından kullanılan, bilinçaltını keşfetmeye dayalı bir kehanet sistemini anlatır.

Britannica’da “Dünyevi olanı aşmak için tasarlanmış yollarla dünyevi türden bilgi edinme çabası” şeklinde farklı bir tanımlanmasına rastladığımız kehanet kavramı ve bu kavramın doğurduğu kültür kaçınılmaz olarak literatürü de etkilemiş, bilhassa fantastik, bilimkurgu gibi türlerde kendine çokça yer bulmuştur.

Günümüzde eskiye ait ritüel ve geleneklerin bir kısmının halen sürdüğünü, bunun yanında insanlığın kendine yeni kehanet kaynakları aradığını söylemek yanlış olmaz. Bilişsel bilim alanında çalışan kimi bilim insanlarının tahmin yeteneğini bilimsel temellere oturtma gayretleri ve düzenlenen çeşitli tahmin turnuvaları da bunu kanıtlar niteliktedir.

İnsanlığın arayışına cevap veren modern zaman kaynaklarının belki de en popüleri roman, dizi ve filmlerdeki “kehanetlerdir.” The Simpsons çizgi dizisinin komplo teorilerine yol açan öngörülerini ve dünya kupası yıldızı ahtapot Paul’ü bir kenara koyarsak bilim kurgu yazarları robotlardan organ nakline, klonlamadan uzay yolculuğuna kadar sayısız modern icadı önceden tahmin etmişti.

Edebiyattaki kehanetler meselesinin başkahramanı kuşkusuz Dünyanın Merkezine Yolculuk ve Denizler Altında Yirmi Bin Fersah gibi kült kitapların yazarı Jules Verne’dir. Verne’in 1960’lı yılların Paris’ini hayal ettiği Yirminci Yüzyılda Paris romanı benzinle çalışan araçlardan, kitle imha silahlarından, küresel ısınmadan ve değişen toplumsal cinsiyet normlarından bahseder.

Mary Shelley de kehanetler dünyasını etkileyen yazarlardan biridir. Biyoelektroniğin, organ naklinin, genetik mühendisliğinin, yapay zekânın habercisi,1818 tarihli Frankenstein “kehanetler” bağlamında önemli bir eserdir.

Philip K. Dick’in gözetleme çağını resmeden 1956 tarihli Azınlık Raporu’nda (Minority Report) polisler, suçluları suçu işlemeden yakalamak için algoritmalar kullanır. Kült roman sürücüsüz araba, yüz ve göz tarayıcısı, sesle kontrol edilen ev, çoklu dokunmatik arayüz, görüntülü arama gibi pek çok teknolojik gelişmeyi öngörür.

Son dönemde hayatımızı işgal eden kavramlardan “metaverse” de adını bir romandan aldı. Neal Stephenson, Snow Crash’te (1992) insanların gerçek yaşamdan kaçmak için dijital avatarlar kullandıkları sanal dünyaya metaverse adını verdi. Romanda aynı zamanda akıllı telefonlar, dijital para birimleri ve artırılmış gerçeklik kulaklıkları da vardı.

Kehanetçilerin yeni gözdelerinden biri de Netflix dizisi Black Mirror. Dizi insan davranışlarını ve doğasını iyi analiz ederek yakın gelecekteki bazı gelişmeleri öngörürken olası distopik dünyalara karşı bir nevi uyarıcı konumunu üstleniyor; yayınlandığı platformu eleştirilerine dâhil eden senaryolar üreterek samimiyeti tartışılır bir özeleştiriyi de ön plana çıkarıyor.

Altıncı sezonun ilk bölümünde kurgusal dijital platform Streamberry’nin CEO’su Joan is Awful projesinin sadece bir test olduğunu ve şirketin her abonesi için kişiselleştirilmiş X is Awful tarzı yapımlar üretmeyi planladıklarını açıklıyor. Muhteşem yerine neden korkunç olanı sunmayı tercih ettikleri sorulduğunda medya yöneticisi izleyiciyi kendi davranışlarıyla yüzleştiriyor; pazar araştırmasının müşterilerin olumsuz geri bildirimlere daha açık olduğunu gösterdiğini belirten yönetici negatif içeriğin izleyicilere daha çok hitap ettiğini söylüyor. Sosyal medya kullananlar için hayli tanıdık bir davranış değil mi?

Black Mirror’ın, Be Right Back adlı bölümü ise bizi yapay zekâ evrenine götürüyor. Martha karakteri, ardından yas tuttuğu kocası Ash’in sosyal medya içeriklerinden üretilen yazılımı kullanarak kaybıyla baş etmeye çalışır. Mesajlaşmalarla başlayan serüven önce telefonlaşma oradan da bir robot – insan satın almaya varır. Robot – insanına karşı eşine hissettiklerini bir türlü hissedemeyen Martha onu tavan arasına kaldırır. Yapay zekânın hayatımıza gün be gün daha fazla sızarken Martha’nın tecrübesi düşündürücüdür.

Geçen ay düzenlenen bir Bloomberg teknoloji zirvesinde uzmanlar yapay zekânın sihirli yüzünün perdesini indirdi ve bir gözetleme aracı olarak kullanıldığını öne sürdü. Mesajlaşma uygulaması Signal’ın başkanı Meredith Whittaker konuşmasında “Bu bilgiler benim hakkımda veri haline geliyor. Doğru olması gerekmiyor. Kim olduğumu ya da nerede olduğumu yansıtması gerekmiyor ama hayatım üzerinde önemli bir güce sahip ve bu güç şirketlerin ellerine veriliyor” dedi.

Kehanetçileri memnun edecek yapımlardan Klonların Kralı (King of Clones) belgeseli de insan klonlama araştırmalarından zimmete para geçirmeye varan yolculuğunda Koreli bilim insanı Hwang Woo-suk’un yaşamını ve daha sonrasında düzmece olduğu söylenen çalışmalarını konu ediniyor.

Klonlama kavramı, özellikle de insan klonlama pek çok bilimkurgu eserinde yer almıştır. Bu konudaki ilk kurgusal tasvir Aldous Huxley’in 1931 tarihli distopik romanı Cesur Yeni Dünya’da yer alan Bokanovsky Süreci’dir.

Bilhassa bilim ve teknolojiyi ilgilendiren kehanetlerin gerçekleşmesi için artık uzun süre beklememiz gerekmiyor. Joan is Awful’daki gibi bir eşzamanlılık için henüz erken olsa da bir icat için on yıllar beklemeyeceğimiz de ortada. Neyse ki hayatın, evrenin ve tabiatın sürprizleri bitmek bilmiyor. Onlar için tahmin edilemezlik devam ettiği sürece yazacak pek çok şey bulunabilir.

Yazarın Diğer Yazıları
Bana Kurallardan Bahsetme Canım

“Bana kurallardan bahsetme canım. Nerede olursam olayım kahrolası kuralları ben koyarım.” Sarsıcı kişiliği ve izleyeni kışkırtmaya varan sıra dışı performans tarzı sorulduğunda “La Divina” olarak anılan Maria Callas böyle cevap vermişti. Kurallar sıkıcıdır. İster başkaları koysun ve uymanızı beklesin, ister siz kendi kurallarınızı kendiniz koyun. Öte yandan onlarsız yaşamı idame ettirmek de imkânsız olurdu. Zorlu […]

Devamını Oku
Sonbahar Sayıklamaları

Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Yeknesak, alabildiğine mavi bir kütle benimle savaşmaya can atıyor. Kaçıyorum. Ortak olmadığım suçların cezasını çekmeyeceğim. Kuşların kanatlarına, balıkların yüzgeçlerine, kelebeklerin hafifliğine içim gidiyor. Huyumdur, kalbim hep bende olmayanın peşine takılır durur. Bir boynu büküklük taşıyorum eskiden kalma. İşte bu yüzden müsamahakârım kendime. Susuyorum. Sonbahar geldi, geçiyor. Kibirli, bir o kadar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku