Kenan BAŞARAN
Tüm Yazıları
Mağlup

Ona değil. Kendine mağlup olmak… En
ağırı. Altından kalkılası olmayan bir
mağlubiyet türü.

Ona değil. Kendine mağlup olmak… En ağırı. Altından kalkılası olmayan bir mağlubiyet türü.

Çünkü böylesi, umudu da mağlup edendir. Umut ki, bin yıllardır belletilen bir amentü. Sorgulanmaz bir iman. Beşten de fazla; vakitsiz. Şimdi onlar; umut gaflettir, umut bir bataklıktır diyen o varoluşçular, o çatlak filozoflar kazanıyor. Mağrurlar, eylemsizliğe övgünün cephesindekiler.

Ötekine mağlup olmayı öğrenmiştik. Her defasında ayağa kalkmasını da, haliyle… O yüzdendi galip sayılması bu yolda, her daim biz mağlupların.

Mağluplar, gülümseyerek hayata sarılmaya devam ettikçe o kazanan, şaşırıyordu. Kuşkulanıyordu da zaferinden. Yoksa bir Pirus muydu, neydi?

Ona dert oluyordu, mağlubun yine yeniden ayağa kalkıp devam etmesi. Biz, mağlubiyete müptela müptezellerdik! Bir giden bin gelen… Delilerin veliliği.
Ama..

En büyük hazinemiz bilmekti.
Yenilmeyi bilmek.
Kusurumuzu bilirdik.
Yarından, ne olursa olsun, vazgeçmemeyi de bilirdik.
Değil mi ki tüm marşlarımız, hep o güzel yarınların geleceği güne yakılmıştır.
Buydu, ansızın pusularla çekilen kuytularda insan onurunu teslim etmeyen o ruh da.
Bugün bildiklerimizden vazgeçtik. Bu kez yenilmeyi; daha iyi yenilmeyi beceremedik.
Üzgünüz.
Hüzünlüyüz.
Kızgınız.
Çok hem de.
Başka başka parçalarla aynı sofraya oturmayı düşledik. Davetlilerimiz, alıp gittiler paylarını
Halil İbrahim’den.
Arkalarına bakmadan.
Ziyade olsun demeden.
Şimdi, o sofranın etrafında bir biz kaldık, paramparça. Duygular paramparça.
Kursağımızda kalmış umut lokması, bir parça.
Çalınmış ekmeğimizden kalana, dost bildiklerimiz el atıyor, sadece kendi karınlarına.
Bölüşmüyoruz.
Bölünüyoruz.
Eksiliyoruz.
Çünkü bu kez, mağlup olmayı bilemedik.
Ondandır ki asırlardır aşınan ama
tükenmeyen o uslanmaz arsız umudumuz sanki mağlup.
Meğer elmişiz birbirimize.
Meğer düşlerimiz bir değilmiş.
Meğer kavgamız aynı dert için değilmiş.
Meğer, meğer, meğer…
Bizi korkutanlar, korkmamış.
Onlar için dördüncüsü de beşincisi de varmış, köprülerin.
Ve daha birçok öncesi son çıkışı da.
Biz korkutulanlarsa şimdi o son denilen çıkışın orada, öylece kalakaldık.
Yolun kenarında.
Yalnızlıkla.
Pusulasız.
Kendimize mağlup…

Yazarın Diğer Yazıları
Uçan Parmaklar

Semboller çağındayız. Belki de hiç çıkmadık bu çağdan. Misal, Babil’in kulesinden beri binalar, iktidarların güç nişanesi oldu. Sınırsızlık arzusunun dışa vurumu oldu göğe yükselen her büyüklük. Sayılar da sembollüktür. Tıpkı yüzyıl dönümleri gibi. Cumhuriyet’in 100. yılındayız. Birileri laflarla kutluyor. Cumhuriyet’imizin en büyük sembolü kadındır. Onun şahsında özgürlüktür, ilericilik, adalet ve dayanışmadır. Yüz yaşındaki Cumhuriyet’i koruma […]

Devamını Oku
Filenin Devrimcileri

Eda Erdem Dündar, Ebrar Karakurt, Melisa Vargas, Gizem Örge, Zehra Güneş, Cansu Özbay, Hande Baladın, Simge Aköz, Ayça Aykaç, Derya Cebecioğlu, Elif Şahin, Saliha Şahin, Aslı Kalaç, İlkin Aydın… Filenin Devrimcileri… Biz onların ellerine baktık. Filenin üstünde yükselen ellerine baktık, sadece… Eda’nın tek ayak üstünde zarif vuruşlar yapan ellerine baktık. Bir Pegasus gibi uçan Vargas’ın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku