Bircan Usallı Sinan
Tüm Yazıları
O Bir Cesur Yürek
Ana Sayfa Tüm Yazılar O Bir Cesur Yürek

Gamzeli Cesur Yürek

Bugün kalbi kadar yüzü de güzel, dünya
görüşümüzün çok örtüştüğü, arkadaşlığını,
dostluğunu hep çok sevdiğim, sinemamızın
“gamzeli güzeli” diye bilinen Sevgili Bahar Öztan ile
bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yaz mevsiminin sona ermeye başladığı bir
dönem. Hafif bir hüzün var mı dışarıda bilmiyorum
ama benim kalbimde sanki böyle hafif bir hüzün
var. Bahar’la eğlenceli, keyifli ve hayatı sorgulayan
bir yolculuk için ben hazırım.
Dışarıda çocuklar balon uçurmuyorlar ama
ağaçlar yemyeşil. Bazen minik derelerin kenarından
da geçiyoruz. O derenin dibindeki çakıl taşlarını
görür gibiyim. Görüyor muyum bilmiyorum ama
hissim bu noktada.

Bahar Öztan, Barış Manço denilince aklıma
gelir. Kemal Sunal ile aklıma gelir. İyiliğin, masumiyetin, güzelliğin sembolü olarak aklıma gelir.
Onu Yeşilçam’ın unutulmaz filmlerinde izledik.
Bazen sahnede izledik. Bazen de dizilerde izledik.
Ancak çok uzun zamandır, neredeyse 20 yıla yakın
zamandır sanat dünyasından fiilen uzak durmakla
birlikte, sanat dünyasını yakından takip ederek
içinde kalmayı tercih eden Bahar’ı herhangi bir
filmde ya da dizide izlemedik. Bu onun tercihiydi.
Evladı olduktan sonra, dünyanın en kıymetlisi oğlu
olduktan sonra biraz daha kendini çekti sanat dünyasından. Bodrum ile Amerika arasında gitti geldi.
Bodrum’daki oteliyle turizme adım attı. Kendini her
türlü yalandan, riyadan, gerçek olmayan ilişkilerden korumaya çalıştı.

Politik görüşünü asla saklamadı. Hep sosyal demokrat bir kadın oldu. Hep haklının yanında oldu.
Sıkı bir Atatürkçü, Cumhuriyet savunucusu oldu.
Hepimizin aslında olması gereken bir noktada… Ne
yazık ki ülkemizde ayrı bir meziyet gibi görülse de,
hepimiz bu duyguya sahip çıkıyoruz.Bahar Öztan ile hayatın buluşturmasına gelince… Kendisiyle çok uzun yıllar sadece gazeteci-sanatçı ilişkimiz varken, son 5 yıldır kendisini daha
yakından tanımak istedim. Birbirimize böyle bir
şans verdik. İyi ki de vermişiz. Belki de ortak yolun
yolcuları olmamızdan kaynaklanan bir başka sebebimiz de vardı. Kanser denilince herkesin tüyleri
diken diken oluyor. Ancak biz ikimiz de cesur savaşçılar olarak bu hastalıkla mücadele ettik ve savaşı
kazandık. Bahar’ın benden daha zor bir yolculuğu
vardı. Birkaç kere tekrarladı ve her defasında inancını korudu. Hep “bu defa da kazanacağım” dedi ve
kazandı. O güzelim saçları, bir zamanlar şampuan
reklamlarında ahenkle savurduğu saçları defalarca
döküldü. Ve her defasında daha iyi bir şekilde onun
güzel yüzünü çevreledi. Onun kafamızdaki o güzel
saçlı Bahar Öztan imajını yeniden yaşattı. O cesur
bir yürek, şahane bir anne ve müthiş bir iş kadını.
Otelini işletti yıllarca. Oğluna büyük emek verdi.
Hastalıkla mücadele etti. İlkelerinden, dünya görüşünden asla ödün vermedi. İşte Bahar Öztan ile
böyle bir sohbete hazır mısınız? Biz hazırız…

n Sevgili Bahar yaşam nedir senin için? Senin
için yaşamı anlamlı kılan nedir? Yaşamı en doğru anlatan sevdiğin bir şiir, bir şarkı ne var aklına
gelen, dilinden düşmeyen?

Yaşam benim için sabah kalktığımda nefes aldığımı hissettiğim an. Rabbime şükretmektir, oğluma
sarılmaktır ve ülkemin insanlarının mutluluk, huzur
içinde olmaları, bayrağımızın dalgalanması ve
inançlarımın hiçbir şekilde zarar görmemesidir. Her
şeyin ötesinde sağlık, sağlık, sağlıktır. Nâzım Hikmet Ran’ın ve Attilâ İlhan’ın bütün şehirleri… Türk
sanat müziğine olan sevgim çok farklı. Geçmişteki
ve günümüzdeki hemen hemen bütün şarkıları
beğeniyorum. Gerçekten benim için ayrı bir kıymet
taşıyor Türk sanat müziği. Bir dönem ben de sahnede Türk sanat müziği okumuştum.

n Bahar Öztan denilince aklımıza hemen
Yeşilçam’ın o masum, gamzeli güzel genç kızı
geliyor… Senin için Yeşilçam’ın anlamı nedir?
Neydi sence o dönem sinemanın sihri, etkisi?

Bence Yeşilçam hâlâ revaçta. Özellikle kanallara baktığınız zaman oynayan eski filmlerin aldığı
reytingler o kadar yüksek ki, demek ki Yeşilçam yani
beyazperde etkinliğini hiçbir zaman kaybetmemiş.
Yeşilçam sinemasında insanlar halka daha yatkın
hikâyelerde oynardı. Seyredildiği zamanda herkes o
filmlerde kendinden bir şeyler bulurdu. Dolayısıyla
Yeşilçam’ın bendeki etkisi, bendeki değeri ömrümün sonuna kadar hep aynı şekilde devam edecek.

n Sen hep ayakları üzerinde dimdik duran,
ona buna eğrilip bükülmeyen duruşunla hayatı
göğüsledin. Neydi sana bu gücü veren?

Bu çizgiye tırnaklarımla geldim. Bir süre sahnelerde de biliyorsunuz yer aldım. Assolistlerin alt kadrolarında, hep solist altı olarak sahneye çıktım. Halkın
bana olan ve hiçbir zaman değişmeyen sevgisi beni
zirveye taşıdı. Samimiyet ve herkesin söylediği gibi
kalbimin iyiliği, yani bunu bana söylemek düşmez
ama sanırım bu beni hep güçlü kıldı. Bugüne kadar
hiç kimse hakkında hiçbir dönemde ne dedikodu
yapmışımdır, ne de biriyle yarışa girmişimdir. Hiçbir
zaman kimseye saygımı, sevgimi eksik etmedim.
Seyircime de her zaman saygılı oldum. Bu hayatta
Rabbim bana yardım etti, başarıyı tırnaklarımla elde
ettim. Eğer ben bugün Bahar Öztan olduysam bunda
sevenlerimin payı, inançlarım, ailem ve özellikle de
babamın etkisi çok oldu. Çünkü hiçbir zaman önümü
kesmediler, tam tersine bana hep güç verdiler.

n Sen de ben de birer erkek evlat sahibiyiz. Ve biliyorum ki senin oğlun da hayattaki
en kıymetli hazinen… Oğlunla olan ilişkinden
bahseder misin?

Samimi söylüyorum ki hayatımda yaptığım
en güzel şey ne diye sorarsınız oğlum Yiğit derim.
Gerçekten adına uygun, yiğit bir evladım var. İyi
ki böyle bir evladım var, iyi ki böyle bir evlat sahibi
olmuşum. Tabii onun yetişmesi için ben de büyük
fedakârlıklar yaptım. Üniversiteyi bitirdi. Çok başarılı. Kendi işinde de, burada çok güzel bir ofisi var.
Yazılım işleri ve reklam çalışmaları yapıyor.

n Oğluna bir anne olarak neler öğütlersin?
Biraz oğlunu anlatır mısın? Onun sana verdiği
güçten, senin ona verdiğin güçten, aranızdaki
duygusallıktan, saygıdan, sevgiden söz eder
misin?

Onunla gurur duyuyorum. Her saniye yanımda
oldu. Hani şunu söylemek istiyorum ki, benim
oğlum ergenliğini, gençliğini yaşamadı. Çok genç
yaşlarda, adını bile söylemek istemediğim rahatsızlığım nedeniyle hep benim yanımda oldu. Oğlumla
gurur duyuyorum. İnşallah Allah bana onun
evlendiği günü ve torunlarımı kucağıma alacağım
günleri nasip etsin. Yiğit bir tarafa, dünya bir tarafa.
“En büyük zenginliğiniz ne” diye sorarsanız oğlum
Yiğit derim.

Cumhuriyet’imizin 100’ncü yılını kutluyoruz. Bana göre heyecanı çok az 100’ncü yıl
yaşıyoruz. Sen neler söylemek istersin? Sadece
29 Ekim’de kutlama yapmak yeterli mi? Sen bu
kutlamaların içinde yer almak ister misin?
Ben bir Cumhuriyet kadınıyım. Atatürk’ün izindeyim, demokrasiden yanayım her zaman. Bence
100’ncü yılımız şimdiden kutlu olsun. Sağlığım
elverdiği sürece bu tip toplantıların, bu tip kutlamaların içinde olmak isterim. Çünkü benim aktivist
ruhumda insanlar bilirler. Nice yıllara diyorum.
İnşallah Cumhuriyet’imizle birlikte bizler de sağlıklı
nesillerle Atatürk’ün bize bıraktığı emanetlerimizi,
bayrağımızı korumaya devam edeceğiz.

n Yaşamını Bodrum’da sürdüyorsun. Belki
de dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Niye
Bodrum’dasın? İstanbul’u özlemiyor musun? İnsan, yaşadığı yeri cennete çeviriyor bunu senden
biliyorum. Peki, bu söyleşiyi okuyanlara sen bu
cennete çevirme işini anlatır mısın?
İnsanın en mutlu olduğu yer bulunduğu yerdir.
Ailemin özellikle rahmetli babamın ve annemin
de vefat etmesinin ardından İstanbul’da işlerimin
çok iyi gittiği bir dönemde rahatsızlığım nedeniyle
daha sakin bir hayatı tercih ettim. Daha birkaç sene
öncesine kadar İstanbul’da evim vardı. Halihazırda da bir evim daha var orada ama Bodrum bana
çok iyi geldi. Havasıyla, sakinliğiyle… Oturduğum
yerde trafik de yok. Çok sakin bir yerde, ağaçların
arasında, kuş cıvıltıları ile uyanıyorum. Temiz hava
ve bol oksijen var. Doktorlarımın birçoğu da burada. Senin de dediğin gibi insanlar yaşadıkları yerde
mutlu olmasını bildikleri sürece, iç huzurları olduğu
sürece mutlu ediyorlar, mutlu oluyorlar. Oğlum yanımda, sevdiğim dostlarım zaman zaman geliyorlar. Burada da çok güzel bir çevre edindim. Burası
bana dünyadaki cennet gibi geliyor

n Sevgili Bahar, biliyoruz ki sen uzun zamandır bir cesur yürek olarak kanserle mücadele
ediyorsun. O güzel yüzün hep gülüyor. Bu daha
başlangıç, mücadeleye devam mottonu hiç
kaybetmedim. Bu konuyla ilgili neler anlatmak
istersin? 100 binlerce hasta var, onlara umut
olacak neler anlatırsın?

İşte burada moral çok önemli. Moralinizi
bozduğunuz zaman hastalık ilerliyor ve sizi daha
çok sıkıntıya sokuyor. Onun için moralinizi hiçbir
zaman kaybetmeyeceksiniz. Tabii ki zaman zaman
benim de içim kan ağladı. Birtakım ameliyatlara giderken zafer işareti yaptığım zaman tabii
ki heyecanlandım. Ama doktorlarım, özellikle
de oğlum, dostlarım bana o kadar çok yardımcı
oldular ki… Hayatı çok seviyorum. Yaşamayı çok
seviyorum. İnançlarım çok kuvvetli. Hep Allah’ıma
dua ediyorum. Mücadeleyi hiç bırakmadan savaşa
devam ettim, etmeye de devam edeceğim. Bütün
bu rahatsızlığa yakalanan kim olursa olsun erkek
veya kadın, kim olursa olsun mücadeleyi elden
bırakmasınlar. İnançlarını yitirmesinler. Bol bol dua
etsinler ve evrene hep iyi şeyler göndersinler. Hiçbir
zaman hastalığı kabullenmesinler. Ben hasta değilim, zaten hastalık yok, hasta insan vardır, bunu
kabullensinler. Ve bu, işte en büyük şey… Başta
da söylediğim gibi morallerini hiç kaybetmesinler.
Moral, moral, moral diyorum.

Kamera önünde olmayı özlüyor musun?
Tabii ki zaman zaman özlüyorum. Bu arada
teklifler de geliyor ama şu an sağlığımla daha yakın
ilgilendiğim için vakit ayıramayacağımdan dolayı
kabul edemiyorum. İnşallah gelecek sene yeni
dizilerde mutlaka bir şekilde ben de bana uygun
rollerle sevenlerimin karşısına çıkarım.

Biliyorum ki sahte kalabalıkların içinde
yaşayacağıma kaliteli yalnızlığım ya da bir iki
dostum olsun diyenlerdensin…
Hiçbir zaman sahte kalabalıklar içerisinde
yaşamadım. Çünkü ben insanlara o kadar samimi
oldum. Nasıl görünüyorsam ben hep öyleyimdir de.
Sinemada belki zaman zaman oyunculuğumu ortaya koydum. Zaman zaman sahnede belki oynadım
ama ben seyircim ve dostlarımla iç içe olduğum zaman neysem oyum. Yani ben Bahar Öztan değilim,
onlarlayken hep Ülkü Cerrahoğlu’yum!

n Bahar’cım arkadaşlık senin için ne demek?
Aşkla ilgili ne düşünüyorsun? Boş zamanını nasıl
değerlendirirsin, yalnızlığın tarifini yapar mısın?
Ev yaşamın nasıl, kariyer seçiminden, hobilerden minik minik bahsedersen sevinirim.
Arkadaşlık benim için yoklukta da varlıkta da
yan yana, can cana olmaktır. Bu arada müthiş bir
hayvan severim aynı zamanda. Kedim var, köpeklerim var Bahçem çok geniş. Elimden geldiğince
sağlığıma dikkat ediyorum Doğal beslenmeye
çalışıyorum, bitkilerle uğraşıyorum. Burada minik
bir seram var. Sebzelerimi yetiştirmeye çalışıyorum. Oğlum Yiğit’le birlikte boş kaldığımız zaman
hemen hemen hiç olmuyor. Zaman akıp gidiyor.
Dostlarımla da iç içe olduğum için burada güzel
arkadaşlıklar edindim. İnan ki boş zamanım hiç
olmuyor. Koşturmadan arda kalan zamanlarımda
da uyumaya çalışıyorum, dinlenmeye çalışıyorum.
Yemek yapmasını seviyorum. Bunu bir hobi olarak
kabul ederseniz yine çiçek yetiştirmeyi, hayvanlarla
iç içe olmayı, arkadaşlarımla sohbet etmeyi çok
seviyorum.
Hobilerimin içerisinde dediğim gibi bahçe işleri
var. O yeşillikler beni bambaşka bir dünyaya götürüyor. Onlarla oyalanmak bana gerçekten mutluluk veriyor. Ev işleriyle çok ilgileniyorum. Mesela
bugüne kadar evimin dekorasyonda hep mimarlara
yardımcı olmuşumdur. Kafama göre de bir takım
değişiklikler yapmışımdır, kıyafetlerim konusunda
da aynı şekilde.

Şems Tebriz’in güzel bir sözü vardır; “Kırıldıysan sessiz kal. Sessizliğinin kırgınlığından
olduğunu anlamazsa onsuz kal” der. Sen ne
dersin bu güzel söz dizesine?

Tabii ki ben de bir insanım. Çok kırıldığım anlar
oldu. Çok yakın dostlarımdan da oldu. Çok uzak
insanlardan da oldu… Ailemin içinden de… Ama
hiçbir zaman ben aynı karşılığı vermedim, vermek
de istemedim. Çünkü Rabbimin gücüne inanıyorum. Elimden geldiğince bu insanları hayatımdan
çıkarmamaya çalıştım ama benim de sabrımın
taştığı bir zaman var. İşte o zaman bazı insanları
silmeye başladım ve silmeye de devam ediyorum.

n Zor zamanlarda ayakta kalma stratejin var
mı?
Tamamen inançtır. Çünkü Rabbim insanlara bir
ömür vermiştir ve o ömrün ne ilerisine ne gerisine
gidebilirsiniz. Onun için benim ayakta kalmamın
en büyük nedenlerinden bir tanesi, hatta baş
neden inançlarım. Şükür etmem ve oğlum. Zor
zamanların en iyi ilacı budur. Bol bol dua etmek ve
sevdiklerinle sohbet etmek, hayattan asla umudu
kesmemek.

Senden beklenilene uyum sağlamak yerine
yapmak istediğinin peşine düştün mü?
Hayatımda hiçbir devresinde, çocukluğumda da
benden isteyene uyum sağlamadım. Aslan burcuyum. Yani kendi kafamın, kendi fikirlerimin doğrultusunda hareket ettim hep. Ayrıca da gerçekten bu
konuda çok zeki olduğumu söyler yakın dostlarım.
Ondan dolayı da sadece sinemada, dizilerde ve sahnede uyum diyorsan evet. Orada bir takım kuralları
oyununa göre oynamaya çalıştım ve oynadım da.
Ama asla ve asla özel yaşamımda hiç kimseye eyvallah demedim ve asla ve asla uyum sağlamadım.
Çünkü kendi zekamın bana çok yeterli olduğuna
inanıyorum! Her zaman, her insanın olduğu gibi
benim de hayallerim vardı ve o hayaller doğrultusunda da bugüne kadar ne istediysem Allah’a bin
şükür yerine geldi. Bundan dolayı da gönlüm çok
rahat. Hem sanat hayatımda, hem özel yaşamımda
onun için ben kendi hayallerimin peşinden gittim.

n Nasıl bir ülkenin özlemindesin?
Herkesin arzu ettiği bir ülke olsun. Kardeş
kardeşle, kimse kimseyle kavga etmesin. Siyasi
kavgalar bitsin, ekonomi alanında insanlar sıkıntı
çekmesin, herkes mutlu olsun… Bir ülke istiyorum,
insanların sokakta karşılaştıkları zaman birbirine
tebessümle günaydın desinler. Yurtdışında bu çok
revaçta. İnsanlar asansörde karşılaşırlar, günaydın
derler. Amerika’da insanlar parkta koşarken birbirlerine günaydın diyorlar, iyi akşamlar diyorlar. Bizde
de böyle günlerin olmasını isterim. Cumhuriyet
kadınıyım. Atatürk izindeyim ve bayrağımın şerefle
dalgalanmasını, Rabbimin dinimizi de korumasını
istiyorum. Yemyeşil ormanlarıyla, çiçekleriyle, güzel
insanlarıyla, dalgalanan bayrağıyla, özgürlükleriyle,
demokrasiyle bir ülke istiyorum.

Son sorum dünyayı iyileştirmeyen insan ne
işe yarar?
Bence dünyanın iyileşmesine yardımcı olmuyor
insanlar. Bunun cezasını tabii ki yüce Rabbim verir
ama hiç yaşamasınlar daha iyi. İnsanların hem
dünya için hem ahiret için elinden geleni yapmaları
gerektiğine inanıyorum. Her zaman dostun dosta,
insanın insana ihtiyacı vardır. Biz dünyanın düzeni
ile oynadık. Özellikle bu küresel soğumalar ki, ısınma değildir bu soğumadır, gerçekten bütün doğayı
değiştirdi. Dört ayaklı varlıkları hemen hemen
hepimiz dışlamaya başladık ki, ben çok severim.
Çok büyük bir hayvan dostuyumdur. Bunu herkes
bilir. Kısacası her şeyle ama her şeyle oynamaya
başladık. Fiziksel yapımızla da oynamaya başladık.
İşte tüm bunlar dünyanın dengesini ve doğanın
bozulmasına neden oldu.

Yazarın Diğer Yazıları
CANANGÜLLÜ

Bugün yolculuğumda çok sevdiğim, takdir ettiğim, hayranlık duyduğum, dünyalar güzeli bir kadın dostumla beraberim. Türk kadın hakları savunucusu, aktivist, organizatör ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nün sahibi Canan Güllü. Müthiş cesur kadın sözcüğü bana çok kıymetli gelmiştir, hep çok sevmişimdir ve hayatım boyunca bunu bazı kadınlar için, benim için önemli […]

Devamını Oku
Başı Dik Sosyal Demokrat: Berna Laçin

Kışa mı girdik, sonbahar mı devam ediyor, bilemiyorum. Fakat şu anda doğanın en sevdiğim hali var; Ağaçlar bütün yalınlığıyla çırılçıplak. Kırmızı, kahverengi sararmış yapraklar… Doğanın bu halini seviyorum; insana benzetiyorum, insanın orta yaşlılıktan yaşlılık dönemine geçişine benzetiyorum nedense. Bu güzel yolculukta bu kez konuğum Berna Laçin. Sevgili Berna’yı gazetecilik günlerimden tanıyorum, onunla defalarca röportaj yapmışlığım, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku