Nazım ALPMAN
Tüm Yazıları
Şükrü Erbaş Yaşıyor Sessizce!
Ana Sayfa Tüm Yazılar Şükrü Erbaş Yaşıyor Sessizce!

Şükrü Erbaş Yaşıyor Sessizce!

1970 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Şükrü Erbaş, 1953 yılında Yozgat’ta dünyaya geliyor. Çiftçi bir ailenin çocuğu olması itibarıyla çocukluğu bağ ve bahçelerde, tarlalarda çalışarak geçiyor. Henüz televizyonun evlerine girmediği yıllarda radyoda dinlediği halk türküleri, masallar ve hikâyeler onun taşrada geçen sakin ve yalnız çocukluğunu renklendiriyor.

İlkokul, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta tamamlayan Erbaş, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde lisans eğitimi görüyor. Okul yıllarında aynı zamanda Toprak Mahsulleri Ofisi’nde çalışmaya başlıyor. Bu yıllarda şiirle tanışıyor, çeşitli şiirler kaleme alıyor. İlk şiirleri Türk edebiyatının en sükseli dergilerinden biri olan Varlık Dergisinde yayımlanıyor. Bu genç bir şair için önemli bir ilk adımdır. Şiir ve yazıları Varlık’ın yanı sıra Yaba, Yarın, Türkiye Yazıları, Dönemeç, Yeni Düşün, Gösteri, Oluşum, Bir Yeni Biçem, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımlanıyor. Bu başarılarını, 1987 yılında “Yolculuk” adlı şiir dosyasıyla kazandığı Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü takip ediyor. Erbaş, artık edebiyat çevrelerinde enikonu tanınan bir şair haline geliyor.

Şükrü Erbaş şairliğinin ilk yıllarında İkinci Yeni etkisindedir. Ancak bu dönemde dahi Nâzım Hikmet’in Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde öncülüğünü yaptığı toplumcu gerçekçilik onun şiirlerine görülüyor. Kendisi de yöntem ve güzergâh olarak Nâzım Hikmet’i seçtiğini belirtiyor. Nâzım’ın yanı sıra Brecht, Pablo Neruda, Baudelaire, Rimbaud gibi dünya edebiyat tarihinde iz bırakmış, kimi toplumcu olmayan şairleri de kendine örnek alıyor. Ancak Erbaş için yine de “Herhangi bir ekolün sadık bir şairidir,” tanımı doğru olmaz. Onun şairliği şahsına münhasırdır.

Gerek doğup büyüdüğü topraklarda, gerek çalışma hayatında edindiği gözlemleri ve aydın duyarlılığını bir araya getirdiği “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” isimli şiiri 1994 yılında okurla buluşuyor. Şiirin okurla buluşma hikayesi de dikkate şayandır.

Şiirin bir bölümü ilk olarak Milliyet gazetesinde Melih Aşık’ın 27 Şubat 1994 tarihli “Açık Pencere” köşesinde yayımlanıyor. Şiir, okuyanların önemli bir bölümünde infial yaratıyor. Siyasetteki ilk yıllarında “Köylü Başbakan” markasıyla ünlenen, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, şiirde eleştirilen köylüler adına Melih Aşık’a bir cevap yazısı gönderiyor. Milliyet’in 3 Mart 1994 tarihindeki köşesinde yayımlanan eleştiri şöyledir: “Köşenizde yayımlanan ve köylülüğü konu alan Şükrü Erbaş’a ait şiiri okudum. Köylülüğü ağır şartlar çerçevesinde sunan söz konusu şiirin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülüyor. Şiirin, köylüleri eleştirir görünürken aslında ironik bir üslupla, bizzat şartlar içerisinde değerlendiremediği köylülüğü, ona tepeden bakarak uygarlık yolunda yük gibi gören yanlış anlayışı eleştirdiği kanaatindeyim. Bununla birlikte, gerektirdiği gibi derin bir anlayışla okunmayıp, sadece düz anlamı itibariyle dikkate alındığında köylümüzü zem eden bir metin olarak yorumlanabilecek ve birtakım yanlış anlayışlara yol açabilecek niteliktedir.”

Demirel şiiri “ironik” bulmasına kimsenin itirazı olmaz. Erbaş, şiirinde köylülere tepeden bakmaz, aksine onlara değer verir, onların değişmesini istemektedir. Tıpkı Nazım Hikmet’in “Akrep gibisin, Kardeşim!” şiirinde seslendiği gibi seslenir, bir şeyleri değiştirme, karanlıkları aydınlatma niyeti taşımaktadır.

Erbaş da bu eleştiriye hitaben Melih Aşık’a yazdığı notta, “…Ben kaba bir dünyada yaşamak istemiyorum. Benim geleceğimi ufukları eşiklerinden öteye varamayanlar belirlesin istemiyorum. Bencilliğinden başka erdemi olmayan insanların dünyamıza iyilik ve güzellik katacağına inanmıyorum. Felsefeyi, sanatı, bilimi bilmeyen, küçümseyen; dinini mülke; mülkünü dine dönüştüren insanları sevmiyorum. Ne yazık ki ülke, tenha kasabalardan ışıklı kentlere kadar, bu düzeysizliğin egemenlik alanı haline geldi. gerisinde bu bakışın yattığı bir tepki şiirdir. Kendim için onlar için insan onuruna yakışır bir yaşama biçimini tersinden söyleyen bir dili, kurgusu vardır. Sevmediğimiz değil sevdiğimiz insanlar bize dert olur değil mi? Yargılanan aslında feodalizm, gelenekler,” diye gerçek niyetini açıklasa da, “Köylüleri N’için Öldürmeliyiz” şiiri nedeniyle uzun yıllar daha Erbaş çeşitli eleştirilerin hedefi oluyor.

Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (1996), Ahmed Arif Şiir Ödülü (2002), Homeros Emek Ödülü (2004), Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü (2005), 17. Altın Portakal Şiir Ödülü (2013), Dağlarca Şiir Ödülü (2015), Behçet Necatigil Şiir Ödülü (2018) gibi çok sayıda değerli ödüle layık görülen Erbaş, toplumsal gerçekçilik ile edebiyatımızda “ustalar” arasında kendine yer ediniyor.

Hayatı boyunca, “insanı anlamak” en önemli meselelerinden biri oluyor. Olayların, mevsimlerin, doğanın, aşkın, ölüm ve ayrılığın insanı nasıl etkilediği onun şiirinde eksen haline geliyor. Onun şiirlerinden okura temas eden duygu çoğunlukla hüzün oluyor. Bu hüznün en yoğunlaştığı yer ise hayat arkadaşı Ömür Hanım’ı yani Hatice Erbaş’ı 2015 yılında kaybetmesinden sonra yayımladığı şiir kitabı olarak biliniyor. Erbaş, bu kitaptaki bütün şiirlerini eşine ithaf ederek hemen hemen her sayfasında onu yad ediyor. Kitabın ismi ise Erbaş’ın doğduğu topraklardaki çocukluğunu anımsatıyor:
“Yaşıyoruz Sessizce!

Yazarın Diğer Yazıları
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku
Umudumuz Kadınlar!

Kadın Voleybol Milli Takımı -yaygın adıyla Filenin Sultanları- 2023 yılında bir Dünya Şampiyonluğu üstüne de bir Avrupa Şampiyonluğu kazandılar. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir, bu büyük başarı “sürpriz” olmadı. Kadın voleybolcularımızın kulüpler bazında kazandığı pek çok Avrupa ve dünya şampiyonluklarının bulunduğunu unutmamak gerekiyor. Ayrıca hemen eklemeli, voleybolcularımız başarılı kadın sporcularımız bakımından tek başlarına değiller. Sporun diğer […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku