Gani Müjde
Tüm Yazıları
Allah’ım kör et beni
Ana Sayfa Tüm Yazılar Allah’ım kör et beni

Allah’ım kör et beni…

İlk eşimden yeni boşanmış, Bahçelievler’deki bahçesiz evimde bir çalışma masası üstündeki yeni aldığım fax kâğıdına tek satır, tek satır yazı yazan elektrikli bir daktilo ile baş başa kalmıştım.

Kiralık ev bana kalmış ama tüm eşyalar kamyonla gitmişti (Anlaşmalı).

Evde yer yatağında yatıyor, aldığım kolaların iki pencere arasında oluşan hava akımıyla soğumasını hedefliyordum.

Aslında iyi kötü kazanıyordum ama temkinli davranmak için biraz beklediğim yıllardı.

Limon dergisinde çalışıyor, Uğur Yücel ile sahne ve televizyon şovlarında metin yazarlığı yapıyordum. İşte tam bu sırada Uğur bir gün “Yarın senle Ertem Abi’ye gidelim, şu skeçleri izletelim.” dedi.

Cihangir Otoparkı’nın sırasındaki bir apartmanın dördüncü katına çıktık birlikte.

Ev tenha sayılırdı. Ertem Abi yanında oksijen tüpüyle bir koltukta oturuyor, bizim skeçleri izliyordu. Ağzında oksijen maskesi olduğundan boğuk kahkahasını duyabiliyordum. İzlemesi bitti. Skeçlerle ilgili ne söyledi hatırlamıyorum bile. Sonra birden bana döndü, ağzındaki oksijen aparatını çıkardı, “Ne iş yapıyorsun sen?” dedi Gitanes’dan sararmış dişlerini sıkarak. “Mizah dergisinde çalışıyorum.” dedim, ürkerek. Kendisi de bir dönem TEF mizah dergisini çıkardığından olsa gerek kaşlarını çatarak ve merakla “Kaç satıyorsunuz?” dedi. “35-40 bin.” dedim. “Az.” dedi. “Neden birinci dergi olmuyorsunuz?” diye de fırçasını eklemeyi ihmal etmedi. Ben “kısmet mısmet” diye gevelerken Ertem Abi mitralyözünden bir soru daha patlattı. “Ne okudun sen?” “Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Televizyon bölümü mezunuyum abi.” deyince iyice sinirlendi. Savurdu elindeki maskeyi.

“Niye sinema yapmıyorsun o zaman.” diye inletti odayı. Bu arada çaylar geldi, o da sakinledi… “Bak şimdi. Bi’ projem var, birlikte yapıcaz o zaman.” diye verdi talimatı. “Yavuz’a verdim ama olmadı. Bi’ de seninle deneyelim bakalım.” dedi… “Türkiye’nin en iyi senaristi ve yönetmeni Yavuz Turgul’la olmayan benimle nasıl olabilecekti?” sorusunu soramadım tabii… “Tabii abi neden olmasın. Zaten yeni boşandım, vaktim de bol.” filan dedim.

“Senden bir arabesk hikâye istiyorum ama absürt olacak. ZAZ komedileri gibi.” O sıralar en çok sevdiğim mizah tarzıydı Zucker kardeşlerin öncülük ettikleri absürt mizah… Kör istedi bir göz , Allah verdi iki göz misali “Elbet yazarım abi.” dedim. “Tamam git şimdi. Nahit sana bi’ sözleşme hazırlasın.” Sonra Uğur’u göstererek “Bi’ tane de gazinocu karakteri yarat. Bu oynayacak ona göre.” dedi. Biz çıkıverdik odadan. Skeç izletmeye gitmişken nurtopu gibi bir senaryomuz olmuştu. Hemen eve koştum. Boşanmadan kurtarabildiğim, Emmanuel’inkiyle hiç alakası olmayan beyaz bambu koltuğuma çöktüm. Not kâğıtlarımı aldım ve başladım yazmaya… “Allahım kör et beniii.” “Şebinkarahisar’a bir bilet.” “Bu Müjde, o, bu, şu… Müjde işte…” “Allah’ım şükürler olsun görmüyorum. Görmüyorum.”

Her sabah, Limon dergisine gitmeden önce uğruyordum Cihangir’deki eve. Elimde sahneler, “cebimde kelimeler”… Okurken kahkahalarla gülüyordu yılların ustası yazdıklarıma, o keyiflendikçe ben de keyifleniyordum. İlk uzun metraj sinema deneyimimdi ne de olsa. Sahneler yavaş yavaş belirirken Ertem Abi castı da kuruyordu hızlı bir şekilde. Şener Şen, Müjde Ar, Uğur Yücel baştan belliydi zaten. Diğer castı da sahneler geldikçe ilmek ilmek dokuyordu Ertem Eğilmez. Bir yandan sahneler yazılırken müzikler için de Atilla Özdemiroğlu ile buluşuldu ama Atilla’nın ruhunu bilen bir de söz yazarı gerekiyordu. O da Aysel Gürel’den başkası olamazdı zaten. Müjde’nin evinde ilk kez tanıştım Sevgili Aysel Gürel “hadisesi” ile. Gerçekten tanıdığım en sıra dışı kadın karakterdi Aysel Gürel.

“Salla salla gül memeler sallansın” önce bu film için Şener Şen’e piyanist şantör şarkısı olarak yazıldı. Sahneler aktıkça müzikler de şekilleniyordu Müjde’nin evinde. “Terk edildim”, “Aşk olsun”, “Allahım Kör et beni” sahnelerin arasına yerleştirildi. Sonunda senaryo bitti, sete çıkıldı. Bitti derken bitmedi elbet. Her gün sete gidiyor Ertem Abi, mekânın ve oyuncuların ruhuna uygun değişiklikler istiyordu ve sette yeniden şekillendiriyordum sahneleri. Çok şey öğrendim o çalışmalardan. Bir sete nasıl hâkim olunur, oyuncularla iletişim nasıl kurulmalı, sahne nasıl kısaltılır, bir komedi filminin ritmi ve iç sesi nasıl olmalıdır vs. Şahane bir iki ay geçirdik Ertem Usta’yla. Ertem Abi tekerlekli sandalyeyle dünyayı yerinden oynatan John Wayne gibiydi sette. Herkese ve her yere yetişiyordu.

Bu yoğun tempoya dayanamadı elbet. Filmin sonuna doğru hastalandı. Öğrencisi Yavuz Turgul ve oğlu Ferdi çekti bazı sahneleri. Türk sinemasının kült filmlerinden birine imza attığımızın ben farkında bile değildim henüz. Filmi Şener Abi’yle gizlice gittiğimiz bir sinemada seyircilere ve onların kahkahalarına bakarak seyrettik. 50 sinema salonu vardı koca ülkede ve 50’sinde de aylarca tek bir boş koltuk yoktu. Sinema salonu bazında kırılmış tüm rekorları aşmış olabilirdi Arabesk filmi. Ertem Abi, yaşamının son günlerinde bir kez daha damgasını vurmuştu Türk Sineması’na. Fakat evden gelen haberler iyi değildi. Filmin bu büyük başarısı da iyileştirememişti Ertem Abi’yi. Vefat etmeden önce ziyaretine gitmiştim. “Yakında ayağa kalkarım yeniden Gani’cim. Zaten iki film daha yapıcaz seninle.” dedi. “Biri Sabancı’nın hayatı… İkincisi otomobil sahibi olan yoksul bir ailenin hikâyesini istiyorum.” dedi. “Sen iyileş hepsini yaparız abi.” dedim. Çıktım odadan, son görüşüm oldu Türkiye topraklarının görüp göreceği en iyi sinemacıyı. Ertem Abi kısa bir süre sonra ayrıldı aramızdan. Bir çınar devrildi… Ama kökleri salındı dört bir yana…

Yazarın Diğer Yazıları
Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak.

12Eylül’e çeyrek vardı ama biz bilmiyorduk henüz. “Yarın olması muhtemel” devrime inanan, on sekizinden gün almamış veya almış, çatık kaşlı, pamuk vicdanlı, çoğumuz yoksul ailelerin sofrasında öğün geçiştirerek büyüyememiş, çelimsiz ama gayretli, eşitlikçi ama çocuksu bir ruha sahip devrimci gençlerdik. Hava çok soğuktu ve ayakkabımızın tabanları çok inceydi genel olarak. Kızlara meyledecek yaşta vatan kurtarmaya […]

Devamını Oku
Öğretmenlerimin Toplu Geçit Töreni

Karımın doğum gününü ve ilk öğretmeniminadını asla unutmadım. Muhtemelen Cumhuriyet aydınlanmasındannasibini almış, entelektüel bir insandı Avni Yaylalı.Benim de ilkokul hocamdı kendisi. Tarık Us İlkokulu’nun bahçesinde, Kore Savaşı’ndan bizim envantere devşirilmiş teneke bir barakada ilk öğretmenim oldu. Okuma yazmayı evde sökmüş, dört işlem yapabilen bir birinci sınıf öğrencisi olduğumu fark edince, direkt ikinci sınıfa geçmem için […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku