Ataol BEHRAMOĞLU
Tüm Yazıları
Güz Aşkı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Güz Aşkı

Az bilinen ya da bilinmeyen şairlerin az bilinen ya da bilinmeyen şiirleri beni hep etkilemiştir. Şu anda ezberimde olup da şairlerinin adını artık unuttuğum dizeler vardır.Nedir bu şiirlerdeki büyü?Onlar belki de bana ilk şiirlerimi yazmayabaşladığım ergenlik yıllarımın artık çok gerilerdekalmış sokaklarını, mevsimlerini çağrıştırıyor.Kaybolup gitmiş yılların, kaybolup gitmişhüzünlerin şiirleri. Ama o hüzünler yine de kalbimde bir […]

Az bilinen ya da bilinmeyen şairlerin az bilinen ya da bilinmeyen şiirleri beni hep etkilemiştir.

Şu anda ezberimde olup da şairlerinin adını artık unuttuğum dizeler vardır.
Nedir bu şiirlerdeki büyü?
Onlar belki de bana ilk şiirlerimi yazmaya
başladığım ergenlik yıllarımın artık çok gerilerde
kalmış sokaklarını, mevsimlerini çağrıştırıyor.
Kaybolup gitmiş yılların, kaybolup gitmiş
hüzünlerin şiirleri.

Ama o hüzünler yine de kalbimde bir yerdedirler. Sözünü ettiğim şiirlerin şairleri genellikle küçük şehirlerde yaşamış, oralarda âşık olmuş, şiirlerini oralarda yazmış şairlerdir. Ben de çocukluğumun bir bölümünü ve daha da çok ergenlik yıllarımı ve ilk gençlik yıllarımın önemli bir bölümünü küçük şehirlerde yaşadım. “Melankoli” ve “Leylaklarda Yitirdiğim” gibi ikisi de 17-18 yaş şiiri olan , bana şair olduğumu duyumsatan ilk şiirlerim o küçük şehirde yazıldı. “Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir”(Melankoli)

ya da:
“Toplar atıldıktan sonra kimsesiz Terk edilmiş sokaklarda çaldığım ıslık Ah o büyük, o dost yalnızlık Nerelerdesiniz?”(Leylaklarda Yitirdiğim) Bunlar sanki sözünü ettiğim o bilinmedik şairlerin bilinmedik ya da az bilinen şiirlerinden alınmış dizeler gibi. Aynı taşra hüznü, aynı aşklar, aynı yalnızlıklar, aynı sadelik, aynı şiir tatları…

Erdoğan Çokduru az bilinen şairlerden sayılmaz pek. Şiirlerini bilen ve seven çok kişi var. Ama örneğin ben, adı herkesçe bilinen bütün şairlerimizin pek çok dizesini ezbere bilen bir genç şairken 1960 başlarına kadar Erdoğan Çokduru adını duymamıştım. Bu adı ve bir şiirini ancak o yılların Bursa’sında, sanatsever ve edebiyat sever bir halk insanı, bir terzi olan çok sevgili gençlik ve avarelik arkadaşım Faik’ten işitecektim. O, anımsadığımca , yaklaşık olarak yaşıt oldukları Erdoğan Çokduru’yu tanımıştı da. Nitekim bir türlü yaptıramadığı dişlerine rağmen, belki de o nedenle özgün bir etkileyiciliği olan okuyuşuyla ağzını sözcüklerle doldura doldura bana dinlettiği ilk Erdoğan Çokduru şiiri “Aşk Sonrası Serenadı” da bir Bursa şiiridir… “Bana bakıp bakıp acıma, yanılıyorsun Gayri senin bildiğin adam değilim. Islanıyorsam bulvarlarda bir başıma Bu benim kendi itliğim..”

Pek fazla uzun olmayan bu şiir, neredeyse bütünüyle, yaşamdan çok zaman önce ayrılan unutulmaz arkadaşım Faik’in “diksiyon”uyla aklımdadır.

Özellikle bu tiyatro deyimini kullandım, çünkü Faik’le, kurucuları arasında olduğumuz Bursa Oda Tiyatrosunun oyuncuları olarak Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu sahnesinde Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar’ında rol arkadaşlığımız da var…

1938-1992 yılları arasında sadece 62 yıl yaşamış, havacı albay, değerli ve özgün şairimiz Erdoğan Çokduru’yu kişisel olarak ne yazık ki tanımadım. Bunu pek çok isterdim. Onun da benim hiç değilse bazı şiirlerimi bildiğini ve sevdiğini tahmin ediyorum. Eylül ayına girdiğimiz şu günlerde İstasyon okurlarıyla bir Erdoğan Çokduru şiirini, “Güz Aşkı”nı paylaşmak istedim….

Yazarın Diğer Yazıları
Öğrenmek

Hayatım öğrenmekle geçti. Kendimi bildim bileli öğreniyorum. Bundan şikâyetçi miyim? Hayır. Öğrenmek mi öğretmek mi diye sorsalar, hiç duraksamaksızın, öğrenmek derim. Öğrenmenin nesini mi seviyorum? Sanırım her şeyinden çok, sürecini. O süreç, tıpkı aşkta olduğu gibi, bilinmezlikler, güçlükler, keşiflerle doludur. Fakat yine tıpkı aşkta olduğu gibi heyecan vericidir. Sonrası mı? Sonrası da güzeldir kuşkusuz. Öğrendiğinizi […]

Devamını Oku
Edebiyatımızı Cumhuriyet’imize borçluyuz

Hiçbir uygar ülkenin 20. ve 21. yy. yurttaşları, ülkelerinin(dillerinin) 19. ve daha önceki birkaç yüzyıldaki edebiyatını okuyup anlamada güçlük çekmez. Shakespeare, Molière, Goethe, Dante, Puşkin vb… önceki yüzyılların yazar ve şairleri, ait oldukları dillerin bugünkü kuşaklarınca (dil bakımından) bir güçlüğe yol açmaksızın okunup anlaşılırlar. Bizim için bu, ne yazık ki böyle değildir. Bugünün örneğin bir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Öykücülüğümüzde Kendi Rengi Olan Yazar: Zafer Doruk

-Sevgili Zafer, öykücülüğümüzde rengi olan birisin. Yazdıkların yaşantını ele verse de yine de sende öykücülüğümüz adına başka bir kumaş olduğunu düşünürüm. Bu yolculuğu bizimle paylaşabilir misin lütfen, nasıl yazıyorsun? İçine doğduğum coğrafyanın kültürel ikliminden besleniyorum; yazacaklarımı, içinde yer aldığım sınıfsal, geleneksel yapının içinden çıkarıyorum. Bir öykü kurarken yaşadığım, bildiğim mekânların, tanık olduğum olayların ışığından yararlanıyorum. […]

Devamını Oku
Sinem, Selma, İlhan, Taner, Ece, Cem ve diğerleri!

Rutin olan her şeyden kaçar gibi yaşadıktan onca yıl sonra, bir akşam geliverdi osoru: “Çocuk yapalım mı?”Şimdiye değin hiç düşünmeden bir başlarınayaşamışlar, geleceklerini de buna görebiçimlendirmişlerdi. Sinem biraz daha kariyerodaklı yaşasa da, İlhan açık açık sorumluluktankaçmıştı. Şimdi durduk yere, hay Allah!Heyecandan mı kalbi çarpıyordu yoksahemen yanıt vermeliyim telaşı mı anlamlandıramasa da, içindeki ses çoktan “Evet!” […]

Devamını Oku