Baran BİLGİT
Tüm Yazıları
Mammatus Bulutları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mammatus Bulutları

Memeleri melez yağmurların yeni ruhlarıyla dolu kümülüs bulutları, ağır ağır sökün edip geldiler ve doğum için yerlerini aldılar. Kaderleri bir ölüm kalım meselesi gibi, ayrı ayrı çizilen şu dönencelerin arasında sıkışıp kalmış kederli bir anne gibi bizi izlemekteler ve biz, birbirine ait olmadığını düşünürken yoksunlukları için dövüşen ve aynı karında büyüdüğünü unutan kardeşler, yeni bir […]

Memeleri melez yağmurların yeni ruhlarıyla dolu kümülüs bulutları, ağır ağır sökün edip geldiler ve doğum için yerlerini aldılar. Kaderleri bir ölüm kalım meselesi gibi, ayrı ayrı çizilen şu dönencelerin arasında sıkışıp kalmış kederli bir anne gibi bizi izlemekteler ve biz, birbirine ait olmadığını düşünürken yoksunlukları için dövüşen ve aynı karında büyüdüğünü unutan kardeşler, yeni bir eşiğin ucunda öylece beklemekteyiz.

Yine toplanacağız okul bahçesinde, mecliste ve şehir meydanlarında. Tarlamızda ekin ekerken ve gökyüzünde uçarken birlikte olacağız. İnternette etkileşirken ve bir şehrin kurtuluş gününü kutlarken beraber olacağız. Tedavi olurken, güvercinleri beslerken ve İstiklal Marşı’nı okurken de… Peki tüm bunlar olurken bir duruşma salonunda gibi mi, yoksa kutsal bir yemek sofrasında gibi mi davranacağız? Karşı karşıya mı, yoksa yan yana mı duracağız? Aslında görünen o ki doğanın ya da bir vatanın parçası olduğunu içselleştiren her kişi, yine irfanla yolunda yürüyecek. Geriye kalanların ise üzerine düşen tek görev, nezaket olsa gerek. Olacak bir gün, bunu da başaracağız.

Birlikte olmak fedakârlık, özen ve sabır gerektirir. Zira birbirlerinin hayatlarına dahil olmuş insanların başka türlü yaşayabilmesi mümkün değildir. Bir tablodaki renkleri birbirinden ayırabilir misiniz? Biri diğerinin içine geçmiş, tonu olmuş, ışığı, gölgesi ve karanlığı olmuş renkleri… Gün batımı olmuş ve fırtına olmuş renkleri ayırabilir misiniz? İşte evli olmak, aile olmak, toplum olmak hep böyledir. Bunlar birbirine girmiş renklerdir. İyi bir tablo nasıl sanat eseri olursa, kötü bir birliktelik de müsveddeye ya da adi bir postere dönüşür

İyi bir birliktelik şuurla sağlanır. Milli bir şuuru yaratmanın ve bunu diri tutmanın her topluma nasip olmadığını; binlerce yıllık ortak bir tarihin ve kültürün bir çocuk gibi büyüyüp serpildiğine şahit olmanın, bir atasözünü ilk kimin söylediği üzerine kafa yormanın ve dünyanın neresinde olursa olsun aynı kelimelerle aynı zaferlere sevinmenin, vahşi efsanelerle uydurulan bir kan ve kemik mirasıyla değil de gönülleri bağlananlarla kurulmuş bir millet olmanın ne demek olduğunu biliyoruz. O halde bu yeni eşiğin ucunda, dönencelerin kaderini birleştirmenin zamanı gelmiştir. Biz Mammatus’un doğuracağı yeni ruhlarla ıslattığımız topraktan daha erdemli ve insana daha çok yakışan bir kimlik yaratmalıyız. Bâtında Biz’i, zahirde Ben’i ve bir bütün olarak hem Ben’i hem de Biz’i tanımlayan bir kimlik… Yalnızca iyi olanı gözeten, ayrışmayan ve var olmaya öykünen bir kimlik. Adil koşullarla yaşayan ama özde eşit olan bir kimlik…

Öyle ya, zamanı gelince gece ile gündüz bile eşit olmayı beceriyor, biz beceremiyoruz. Varalım artık bu eşiği geçip adaletin ve eşitliğin bereketli topraklarına…

Yazarın Diğer Yazıları
Ejderha Yılı

Ülker takımyıldızının yedi kandili de sönmüş ve berrak bir gecenin göğünde kutlanmış ulu bir ay parlamıştı. Bizzat bu görklü ayın ışığından yaratılan Ayaz Ata mavi, nurdan peçesini kaldırmış ve olanca gücüyle üflemişti soğuk nefesini yukarıdan yerdekilere. Böyle bir 21 Aralık gecesi, bir anda geliverdi kış, Akçam ağacının altında birikmiş Asyalı bir Türk boyunun üzerine. Hanlar […]

Devamını Oku
Ölümsüz Aşk

Doktoru ona iyi haberler getirdiğini ve hızla iyileşme sürecine gireceğini söylediğinde, daha o an vaktin daraldığını anlamıştı. Bu elbette ölümcül hastalığının ne denli inatçı olduğunu bildiğinden, umutsuzluğundan ya da doktorun kötü bir oyuncu olmasından değildi. Bunu her sabah hastane odasındaki penceresinden gördüğü ıhlamur ağacından öğrenmişti. Gerçekleri fark ettiğinde biraz utanmıştı da. Tabii ki utanması gereken […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku