Betül DÜNDER
Tüm Yazıları
Orlando Poetry Art Şiir Serisi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Orlando Poetry Art Şiir Serisi

RENGARENK BIR AHENK :

Şiir kitaplarının okurla buluşması hiçbir zaman kolay olmadı, bilinir. Yayıncıların şiire yüz vermemesinin nedenleri çok; tecimsel beklentiyi karşılamayacak oluşuna dair katı düşünceler kadar, şiir okurunun da diğer edebi türlere nazaran şiir kitaplarına talepkâr yaklaşmamaları en başta sayılabilir. İyi bir okur olduğu iddiasını taşıyan çoğunun şiir kitaplığı yok denecek kadar azdır. Hal böyle olunca şairlerin şairleri okuduğu, takip ettiği bir döngünün dışına çıkmak oldukça zor. Ancak bu döngüyü kırmak da mümkün. Nasıl? Tüm ekonomik ve psikolojik taarruzlara karşın yeni kanallar açmak, bunu bir fikrin ötesine taşımak ve her şeyden önce buna cesaret edebilmek….

Cesaret söz konusu olduğunda genç şairlere bakılır. Onların enerjisine, yetenekle birleşecek cüretine, şiirin öncesine ve sonrasına dair birikimi nasıl taşıyacaklarına, bir araya getireceklerine ya da nasıl ayrıştıracaklarına… Bu da bir döngüye işaret eder aslında. Herkesin şiiri kendinden başlar, şüphesiz. Ancak kimi, bu başlangıca kendinden önceki şairleri de dahil ederek -kendi serüveni için de- yolu görünür kılar ve üretim yelpazesini genişletir. İşte konu edeceğimiz de şu an için bu yelpazelerin en yenisi. Nilgün Emre ve F. Rüzgâr’ın çabası ve emeği ile hayat bulan bir koleksiyon seri. Bir yayıncılık alternatifi olduğu kadar, bilindik olanın dışında bir hamle bu şiirimiz adına.

Orlando dergisiyle sadece şiirlerini okurla buluşturmanın dışında dergicilik deneyimi içerisinde üretmeye devam eden bu şairler, bu sefer de -yurtdışında birçok farklı örneğine rastladığımız- “16 Şair 16 Sayfa”yı özel bir seriye dönüştürerek okurla buluşturdu. Bunu da minimal bir ölçekte yaptılar. Numaralandırılmış kitaplar 72 adet basıldı ve bu minimal kitabı edinmek isteyen okura önsiparişle sunuldu. Geniş bir okur kitlesi değil, özel bir okur topluluğu hedeflenmiş oldu bu bağlamda. Diğer yandan “16”ya dair ne yapmak istediklerini seriyi hayata geçiren Nilgün Emre ve F. Rüzgâr’ın kaleminden okuyalım:

Serimize adını veren de işte bu saydığımız unsurlardan birisi, kitabın hacmini teşkil eden sayfa sayısı. Roman-vari şiir kitaplarına bir alternatif sunmak ve eski zaman şairlerinin minimal eserleriyle klasik bir bağ kurmak maksadıyla on altı sayfalı, tel zımbalı, sınırlı nüshalı, numaralı, cep boylarında, sade tasarımlı yani her haliyle minimalizmi temsil eden şiir kitapları basmaya karar verdik. (…) birbirinden cömert on altı şairin 16 dosyasını sizlere tanıtmanın sevincini yaşıyoruz. Bu dosyalar -bir içerik, bir biçem hesabı gütmeksizin- bir şiir kitabının olağan estetik tavrının somut RENGARENK BIR AHENK : Orlando Poetry Art Şiir Serisi ibareleridir. Temennimiz, milattan sonraki şiir matbuatına örnek olabilmeleridir.”

Serinin şairlerine baktığımızda günümüz şiirinin farklı isimlerinin bir araya geldiğini görüyoruz. Aralarında şiirle neredeyse yarım yüzyıllık bir raks olan şairlerin yanında son yirmi yılın şiir haritasında yer etmiş şairler de yer alıyor. Bu ilk “16”yı eserleri ile birlikte not alalım yayımlanış sırasıyla:
Nihat ÖZDAL / Caz ve Muvaşşah
Enis BATUR / Keşiş Dağı
Gülseli İnal / Fragon
Selahattin YOLGİDEN/ Bach’ın Şemsiyesi
Gökçenur Ç. / Dün Gece Kimle Seviştiyse
Didem Gülçin ERDEM / Farklı Kaydet
Pelin BATU / Tenebris
Uygar ASAN / Lento
Murat ÜSTÜBAL / Vahname
Anita SEZGENER / Polyester
Gültekin EMRE / Gecikmiş Gelecek
Betül TARIMAN / Ayrıntılar Kraliçesi
Haydar ERGÜLEN / Denemeler
Betül DÜNDER / Erciyas
Gonca ÖZMEN / Tante Rosa ve Ölümcül Şeyler
Nur ALAN / Bodıfold

Birçok sanatsal alanda çalışmalar yapan şair Nihat Özdal’la açılan serinin devamının da geleceğinin söyleyelim burada. Bu 16’dan sonra aralarında İlhan Durusel (Betoni Senfoni), Fergun Özelli (Kamnatu) ve Umut Yalım ( Bir Anti Şiirin Şiiri) olduğu şairlerle yola devam ediyor Orlando Poetry Art. Büyük yayınevlerinin şiir basmaktan imtina ettikleri, tükenmiş şiir kitaplarının yeni baskısını yapmadıkları için şair ile okurun arasına zamansal mesafelerin girdiği bir dönemde hem şairler hem de okur için bir nefes olduğunu düşündüğüm bu serinin günümüz şiiri için de bir hareket alanı olacağını varsayabiliriz. Farklı deltalardan, patikalardan yürümeye devam eden, poetik olarak birbirine de emek veren birçok şair için de ilham olabilecek bir şiir toplamı olduğunu söylemek de mümkün.

Çok sınırlı bir okura ulaşmış olması, kitaplar hakkında birçok alanda konuşulmuş olsa da şiirlerin çok fazla dolaşıma girmesini doğal olarak kısıtlamış görünüyor. Bu sebeple serinin şairlerinin ileri zamanlarda bu dosyaları yeni bir form ile çoğaltması mümkün sanırım. Ben bu ilk 16’dan tadımlık dizeler bırakarak hem şair arkadaşlara, ahbaplara hem de emeği geçenlere bir kez daha teşekkür etmiş olayım.

“Yorulan atlar için, odalar buğdayla dolu/
Kapının ardında ter içinde bekliyorum.” (N.
Özdal)
“bu insan dediğin her dilde delirebilir benim
babam/ kendi etrafında döne döne delirir”
(D.G.Erdem)
“sen bu dünyaya/ çalışmak, çalışmak/
çalışmak için gelmiş birisin” (Gökçenur Ç.)
“Birbiri yerine konuşan tepeler yapıcı hem
yıkıcı örtüşüyor iç sesimle. / Yankılı yazgımız
yerine yaygı.” (N. Alan)
“Kapkara bir buluşma geçmişle gelecek/
Nerede o yırtılıp atılmış fotoğrafların arkasında
duran yarın” (G. Emre)
“dedi ki/sen bir çaputsun bağla bana kendini/
kime üzgünsen onu çağır” (B. Dünder)
“Demincek buradaydı. Ağzımda acı badem
tadı/At arabalarının dünyadan kalktığı bir
zamandı.”(G.Özmen)
“Aynı denizdeyiz gündüzleri biz geceleri
onlar/ biz güneşe tapıyoruz onlar aya”
(H.Ergülen)
“Hangisi daha kara bilemem /Bitmek
bilmeyen bir öfke ile yıkanıp” (P. Batu)
“Ve böylece Tiranlar ruhunu ele geçirmeden
önce/ erkek ceylan gibi dolaştığın yeler/
karardı”(G. İnal)
“yüzümün olduğu /yerde/simsiyah bir
leke/ herkesi ikna etmeye çalışıyorum/ bana
benzediğine.”(S. Yolgiden)
“bir sihir geçerdi onlarca şey içinden/belki bir
şey olan bir şey/herkes söndürülmüş bir aşkı/
buruşturup çöpe atardı” (B. Tarıman)
“polyester. bir evin başka bir evle iç içeliğinde
polyester.Bir evin soğukluğu” (A. Sezgener)
“Freud mu Lacan mı daha psişik erk” (M.
Üstübal)
“Bir çınlama/ çınnnnn/ ortakulak sonatı” (E.
Batur)
“pehh!.çık. hadi artık; çıt, duru yorum, su
salınımdır.” (U. Asan)
Yazıyı Orlando Poetry Art’ın bu minimal
şiir serisindeki kitapların girişinde bulunan
bildirisinin ilk cümlesiyle noktalayayım. Ki ben
sevdim bu cümleyi:
“Şiir, bir hususiyetler bütünüdür.”

Yazarın Diğer Yazıları
Âşık Kemal Üzerine Bir Bahar Denemesi

Edebiyat tarihimizin arka bahçelerinde en fazla dedikodusu edilen mesele “şairlik” üzerinedir desek buna pek itiraz olacağına ihtimal vermiyorum. Şiir yazamadığı için eleştirmen ve/veya denemeci olduğu varsayılan isimlere göndermeleri olan -ya da açıktan söylenen- nice yazı üretilmiş bir yerlerde. Şair olarak anılsa da “şairliği” her defasında sınanmak suretiyle yazan üreten birçok imza var. Her ne hikmetse […]

Devamını Oku
Gözlerimizdeki Şimşek Şiire Armağandır

İkibinlerin başında akademik çalışmamın omurgasını oluşuracak bir söyleşiler serisi yapıyordum şair kadınlarla ve o günlerde Gülseli İnal ile konuşurken; onun, kendine özgü tavrı ve coşkusuyla “Bu yüzyıl kadınların yüzyılı olacak Betül bunu engelleyemecekler.” demişliğini, gözlerinde çakan şimşeği -üzerinden çok seneler geçmiş olsa da- ara ara hatırlarım. Modern şiir tarihimizden bir ezber cümle gibi dillendirilen “bir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku