Kadir İncesu
Tüm Yazıları
Söyleşi: Ayşe Kulin
Ana Sayfa Tüm Yazılar Söyleşi: Ayşe Kulin

-Kitaplarınızı son 15 yılda okumaya başlayan birisi olarak öykülerinizin de dikkate değer olduğunu söylemeliyim. Ancak ülkemizde önce roman sonra öykü geliyor gördüğü ilgi anlamında… Öykü ve romana bakışınız yazın sürecini nasıl etkiliyor?Ben yazmaya öykü ile başladım. Öykü yazmak, roman yazmaktan daha zordur çünkü belli bir sayfayı geçince öykü romana dönüşür; bu yüzden yazar girişi, gelişmeyi […]

-Kitaplarınızı son 15 yılda okumaya başlayan birisi olarak öykülerinizin de dikkate değer olduğunu söylemeliyim. Ancak ülkemizde önce roman sonra öykü geliyor gördüğü ilgi anlamında… Öykü ve romana bakışınız yazın sürecini nasıl etkiliyor?
Ben yazmaya öykü ile başladım. Öykü yazmak, roman yazmaktan daha zordur çünkü belli bir sayfayı geçince öykü romana dönüşür; bu yüzden yazar girişi, gelişmeyi ve sonlandırmayı belli bir disiplin içinde yazıp öyküsünü uzatmadan toparlamalıdır, romanda olduğu gibi sere serpe yazamaz. Romana geçme nedenim; Aylin, Sevdalinka ve Köprü gibi uzun nefesli konuları okura aktarma arzumdu.

-Her zaman sanatçının yaratma isteğinin nedenini merak etmişimdir. Sizi yazmaya “zorlayan” nedenler neler?
Beni yazmaya zorlayan nedenler en başta dediğim gibi eteklerimdeki taşları dökmek, ailemden söz etmekti. Biyografik anlatıya öykülerde başlayıp VEDA ve UMUT’ta romana geçerek devam ettim. Araya başka çalışmalarım girdi ama HAYAT-HÜZÜN-HAYAL ve HAZAN ile sosyal tarihi de içeren biyografik seriyi tamamlamak istedim. BİR GÜN, GİZLİ ANLARIN YOLCUSU, BORA, DÖNÜŞ ve HANDAN’ı ise, zamanın ruhu beni bir yazar olarak farkındalık yaratmaya zorladığı için yazdım. Ayrıca polisiye koktuğuna inandığım KÖRDÜĞÜM ve SON adlı kurgu romanlarım, okurların gözünden kaçmış olabilir ama iki de şiir kitabım var. İki binli yıllarda içinde yaşadığım zamanın karamsarlığında distopyalarım TUTSAK GÜNEŞ ve YARIN YOK yazıldı. En sevdiğim kitaplarım öykü dalında, yazarken beni çok eğlendiren BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ adlı öykü kitabım, roman dalında ise FÜREYA ile gerçekten derin bir tarih araştırmasının sonunda kaleme aldığım HER YERDE KAN VAR’dır. Bugünün sıkıntılarının nedenini merak edenlere, o romanı okumalarını öneriyorum.

-Romanlarınızda dikkat çeken sinematografik yapı üzerine neler söylemek istersiniz? Editör ve muhabir olarak çalışan, “Ayaşlı ve Kiracıları” dizisiyle yapımcı ve yönetmen olarak Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’ne değer görülen Ayşe Kulin’in öncesinde yaptığı işler yazın yaşamını nasıl etkilemiştir?
Bu iki soruyu birlikte yanıtlamak isterim. 1978- 1990 yılları arasında hayatımı kazanmak için reklam filmlerinde sahne yapımcısı olarak görev aldım. Yüzün üstünde reklam filmi çektim. Zamanın ünlü yönetmeni Tunca Yönder’le çektiğimiz AYAŞLI İLE KİRACILARI, ilk sesli ve renkli dizidir. Söz konusu ödül, bana o dizinin çevre düzeni için verilmişti. Bir yıl sonra da Danimarkalı bir ekiple Avanos’ta bir sinema filmi çektik. Tüm bu çalışmalarda benim sorumluluklarımdan biri, vizörden bakarak sahnenin tümünü görüp, eksikleri ya da yanlışları saptamaktı. Bu alışkanlık romanlarımda görsel sahneler yaratmama yardımcı oldu ve sanırım okurlarımın kendilerini romanın içindeymiş gibi hissetmelerinde rol oynadı. n Necati Tosuner bir söyleşimizde, “Yazarken çok keyif aldığını söyleyenlere de şaşarım. Acı çekerek yazılır. Ben öyle biliyorum. Yazınca mutlu olursun. O başka. Yazamazsan da acı çekersin. Karşılıksız bir sevdaya benzer bu bakımdan ama güzeldir.” demişti. Yazmanın sizdeki karşılığı nedir? Ben, Necati Tosuner’in aksine yazmaktan pek çok keyif alıyorum ve hayatımı bana çok haz veren bir meslekle kazandığım için kendimi şanslı sayıyorum. Yaşamım süresince kendi payıma düşen acıları fazlasıyla yaşadım, bu yüzden yazarken acı çekseydim sanırım yazar olmazdım. En mutlu anlarım yazmaya oturduğumda başlar. Yazarken çok sevdiğim bir müzik parçasını dinler gibi kendimden geçerim, zamanı kaybederim, yemeklerimi yakarım, kapı zilini duymayabilirim, hatta bir keresinde havaalanında yazıya dalıp uçağımı kaçırmıştım. Değerli meslektaşımı acı besliyor olabilir ama beni yazmanın mutluluğu besler. Ne demişler; her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır.

Yazarın Diğer Yazıları
Söyleşi: Ayşe Kulin

-Kitaplarınızı son 15 yılda okumaya başlayan birisi olarak öykülerinizin de dikkate değer olduğunu söylemeliyim. Ancak ülkemizde önce roman sonra öykü geliyor gördüğü ilgi anlamında… Öykü ve romana bakışınız yazın sürecini nasıl etkiliyor?Ben yazmaya öykü ile başladım. Öykü yazmak, roman yazmaktan daha zordur çünkü belli bir sayfayı geçince öykü romana dönüşür; bu yüzden yazar girişi, gelişmeyi […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku