Dilek Neşe AÇIKER
Tüm Yazıları
Yalancıdır hep aynalar, insanlar vb.
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yalancıdır hep aynalar, insanlar vb.

Neyse doğruyu söylemeden doğruyu söylemenin bir yolunu bulmalıyım. Aslında edebiyat da bu değil mi zaten? Gizlice gerçeği söyleyen zekice bulunmuş yalanlar değil mi?” Edebiyatın tekmili, Simone de Beauvoir’nın Nelson Algren’e Aşk Mektupları’nda ifade ettiği gibi yalan üzerine kurulu değilse de gizlice gerçeği ifade ettiği hususunda tamamen hemfikir olabiliriz. Üstelik sadece kurguya ait değildir bu ifade […]

Neyse doğruyu söylemeden doğruyu söylemenin bir yolunu bulmalıyım. Aslında edebiyat da bu değil mi zaten? Gizlice gerçeği söyleyen zekice bulunmuş yalanlar değil mi?”

Edebiyatın tekmili, Simone de Beauvoir’nın Nelson Algren’e Aşk Mektupları’nda ifade ettiği gibi yalan üzerine kurulu değilse de gizlice gerçeği ifade ettiği hususunda tamamen hemfikir olabiliriz. Üstelik sadece kurguya ait değildir bu ifade etme hali; yazarın hücrelerinde birikmiş, kimi zaman kalem tutanınkendinin dahi farkında olmadığı hakikatler de sayfaların içinde sinsice saklanıverir. Bu yüzden muzip birsaklambaç oyununu andırır kimi zaman yazmak.

Peki, yalan sadece hakikat söylememek midir? Yoksa aynı aşk gibi kesin bin tanımdan kaçacak kadar kurnaz, güçlü ve vazgeçilmez midir? Beyazı, pembesi, karanlığıyla pek çok duygu ve kavram gibi hayatımızda önemli yer kaplar yalan. Karakterimize de rengini verir.

Edebiyatta, sinemada, şiirde aşk ve yalan birbirine sıkıca bağlıdır. Yalan, çatışmaların yaratılmasında vazgeçilmez ögelerden biridir. Bazı bilim insanları dilin evriminde yalanın çok önemli bir unsur olduğunu, yalan olmasaydı dilin bu denli karmaşık olamayacağını, hayal gücünün gelişiminde de yalanın büyük katkısı olduğunu iddia eder. O halde hayal üreticileri olarak yalana şükretsek yeridir

Yalanı tabii ki zihinsel üretim alanının ya da günlük yaşamımızın konusu olarak sınırlandıramayız. Yalan ve aşk teknolojik gelişmelere dahi fayda sağladı desem belki şaşıranlarınız olacaktır. İçinizden bazıları kupidoskop (cupidoscope) denen cihazı duymuş olabilir. Bu enteresan cihaz, 1937 sonbaharında mühendislik öğrencileri Ed Keefer ve John Hawley tarafından kız arkadaşlarının onlardan hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenmek için icat edildi. Kupidoskop gençlerin öğrenim gördüğü okulun fizik laboratuvarında, eski bir radyo kabini, bir motor kıvılcım bobini ve bir elektrik direncinden üretildi. Çalışma prensibi ise basitti: Aralarındaki bağı test etmek için bir erkek ve bir kadın cihazın her iki tarafındaki elektrotları tutuyor ve kadın bir kıvılcım hissedene kadar cihazın elektrotlarını birbirlerine doğru hareket ettiriyordu. Kişinin bu hafif akıma karşı var olan hassasiyeti ne kadar yüksekse sayaç o kadar çok aşk sinyali algılıyordu. Cihazda kalplerle süslenmiş bir de ibre vardı ve sevgilinin bağlılığının ne seviyede olduğunu gösteriyordu. Aşkölçer beklendiği gibi popüler oldu, başka aşkölçerlerin yapımına yol açtı. Mucit gençler gazetelere röportajlar verdi, bir dönem şöhretin tadını çıkardı. Tabii ki sonunda bu cihazların hiçbir şeyi ölçmediği anlaşıldı ama kupidoskop fikri bambaşka icatların önünü açtı. Bunlardan biri de yalan makinesiydi.

Yıl 1921 idi. Polis memuru John Larson, daha sonra bir çizgi roman yazarı olacak ve Wonder Woman’ı yaratacak olan, aldatma, temel duygular, cinsellik ve bilinç gibi konulardaki araştırmalara katkı sunmuş psikolog William Moulton Marston’ın öncülük ettiği sistolik kan basıncı testine dayanarak ilk makineyi yarattı.

(Marston’ın hayatını anlatan 2017 yapımı Prof. Marston and the Wonder Women filmine göz atabilir, sinema gözünden hikâyeye vakıf olabilirsiniz). Yalan makinesi günümüzde hâlâ insanlık tarihinin en ilgi çekici icatlarından biri olmaya devam ediyor. Bizler ona pek çok film ve dizi sahnesinden aşinayız. Bu sahnelerin en bilinenlerinden biri kült kategorisindeki Temel İçgüdü (Basic Instict) filmine aittir. Sharon Stone’un başarıyla hayat verdiği Catherine Tramell adı başkarakterin üzerindeki makul şüphelere rağmen yalan makinesi testini ustalıkla geçişine şahit olduğumuz sahne, unutulmazlar arasındadır.

Yine The Simpsons çizgi dizisinin X Files karakterlerinin de yer aldığı bölümünde bir yalan makinesi sahnesi vardır ki “yalanın şiddeti” konusunda eğlenceli bir örnektir.

Sahnede Ajan Scully, Homer’a “Şimdi birkaç test yapacağız. Bu basit bir yalan makinesidir. Sana birkaç evet veya hayır sorusu soracağım ve sen de dürüstçe cevap vereceksin.” der ve ardından “Anlıyor musunuz?” diye sorar. Homer “Evet” diye cevap verdiğindeyse makine büyük bir gürültüyle patlar.

Seinfeld dizisinden, Lie to Me’ye, Meet the Parents’dan Nightmare Alley’ye kadar sayısız dizi ve filmde yalan makinesi hikâyelerin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkar. Yalan ve aldatma gibi temalar hikâyelerde pek çok farklı yüze bürünebilir. Yalan kimi zaman birini korumakla ilgilidir kimi zaman kitlesel hale gelebilir. Örneğin Huckleberry Finn’in Maceraları’nda pek çok yalan görüyoruz ve William Shakespeare’in oyunlarının çoğu belli bir seviyede yalan ve aldatmaya odaklanır. Bunlardan Othello oyununun antagonisti entrikacı Iago tam bir yalan ustasıdır. Aynı Shakespeare gibi Dostoyevski, Oscar Wilde, Herman Melville de eserlerinde kilit kavram ve kişiolarak yalanları ve yalancıları kullanır.

Yalan şarkılarda da karşımızda sıkça çıkan bir sözcüktür. Kimi zaman beddua, kimi zaman serzeniş, kimi zaman da hayal kırıklığını anlatırken rastlarız yalan kelimesine. Yazıya başlığını veren şarkıda da bu durum hislerimize nüfuz eder. Güftesi Rıza Polat Akkoyunlu, bestesi Selahattin Pınar’a ait eserde yalan kötücül anlamından sıyrılarak duyguları ifade etmeye aracı olur.
Yalancıdır hep aynalar
Gir kalbime gör kendini
Gerçek yüzün bir bende var
Gir kalbime gör kendini

Yazarın Diğer Yazıları
Bana Kurallardan Bahsetme Canım

“Bana kurallardan bahsetme canım. Nerede olursam olayım kahrolası kuralları ben koyarım.” Sarsıcı kişiliği ve izleyeni kışkırtmaya varan sıra dışı performans tarzı sorulduğunda “La Divina” olarak anılan Maria Callas böyle cevap vermişti. Kurallar sıkıcıdır. İster başkaları koysun ve uymanızı beklesin, ister siz kendi kurallarınızı kendiniz koyun. Öte yandan onlarsız yaşamı idame ettirmek de imkânsız olurdu. Zorlu […]

Devamını Oku
Sonbahar Sayıklamaları

Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Yeknesak, alabildiğine mavi bir kütle benimle savaşmaya can atıyor. Kaçıyorum. Ortak olmadığım suçların cezasını çekmeyeceğim. Kuşların kanatlarına, balıkların yüzgeçlerine, kelebeklerin hafifliğine içim gidiyor. Huyumdur, kalbim hep bende olmayanın peşine takılır durur. Bir boynu büküklük taşıyorum eskiden kalma. İşte bu yüzden müsamahakârım kendime. Susuyorum. Sonbahar geldi, geçiyor. Kibirli, bir o kadar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku