Aylin ÜNAL
Tüm Yazıları
Cumhuriyet’in Işıkları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Cumhuriyet’in Işıkları

Camları çatlamış, içi gaz dolu lambaların. Üstünden geçilmiş yanmaya devam eden mumların. Tüm aydınlığını söndürmüşler evlerin, kundaklamışlar saltanatıyla korkuların. Gündüz inmiş umuda kapanan perdelerin üstüne. Perdeleri dondurmuş keskin soğuğu camların ve ısınmamış uzun bir süre. Hastalıklar söndürmüş altını ocağın, sefalet de basmış yanan son kibritin üstüne. Devası bir kağıtta kıta kıta yazıyormuş da okuyanı bulmak […]

Camları çatlamış, içi gaz dolu lambaların. Üstünden geçilmiş yanmaya devam eden mumların. Tüm aydınlığını söndürmüşler evlerin, kundaklamışlar saltanatıyla korkuların. Gündüz inmiş umuda kapanan perdelerin üstüne. Perdeleri dondurmuş keskin soğuğu camların ve ısınmamış uzun bir süre. Hastalıklar söndürmüş altını ocağın, sefalet de basmış yanan son kibritin üstüne. Devası bir kağıtta kıta kıta yazıyormuş da okuyanı bulmak pek zormuş. Birkaç yıldız varmış direnen bu karanlığa, biri kayıp gitmiş, sahip çıkamadığımız tarihin çalınan eserleri ile, biri sönmüş doğarken ölen her bebeğin hıçkırığında. Biri de toprağı hakkıyla dövemeyen imkansızlıklarla parçalanmış uzay boşluğunda. Aydınlığın her zerresi bölük pörçük olmuş günün sonunda.

Böylesine derin, böylesine soğuk bir karanlığın içinde öylesine mert, öylesine cesur yürekler varmış, aydınlığa çıkacak günlerin umuduyla kendini diri diri yakan; kaybedilen hayallerin, mağlup egemenliğin pençesine yapışan. Önce yürekler yanmış sonra yüreklerle harlanan meşaleler. Yüz yıldır dalgalanan alevleri tutuşturulmuş o meşalelere sarılan eller.

Yaklaşık bugünden bir asır kadar önce kurmuşlar ışığımızın madenini. Hiç kaybetmesin diye bu halk kıymetli egemenliğini. En değerli ışığı da çıkarmışlar gece gündüz kazarak, baş köşeye iliştirmişler Türkiye’nin cumhuriyetini. Başlamış Türkiye’den ve yayılmış haresi dünyaya, Mavi Gözlü Bir Gazi’nin kudretli ellerinden. Hiç sönmesin diye, yokluktan dirilen bu halk bir kez daha karanlığa gömülmesin diye. O eller öyle sağlam inşa etmiş ki temelini, yıkılmıyor şimdi üstünde oynadığımız hiçbir aydınlık sahne.

Artık, yeniden yanan, bir kez daha parlayan, Samanyolu’nda dolanırken en baştan yaratılan birçok yıldız var. Doğurduklarından aşağı sayılmıyor kadınlar. Salonlarda, mekanlarda çınlıyor topuklular. Sahnenin ortasında, kırmızı perdelerin arkasında selam veriyor kafalar. Güzellik tacı ipek saçlarda geziyor ve ışıldıyor Keriman dünyaya yetecek kadar. Görmeyen gözler ama çok sesli korolar. Yankılanıyor sanatın her hücresi gençliğin dişlerinde. Nefes alıyor ağaçlar, ülkeye ilk kez giren kızıl bir çiçeğin gölgesinde.

Müzik uyanıyor, doğa uyanıyor, fırçasında eriyor boyalar ressamların, yeni doğan güneşin sıcağında. Kadınlar uyanıyor, çocuklar uyanıyor, siren gibi çalıyor cahilin kulağında, kalem tutan parmaklar. Cumhuriyet’in şafağında, körfezin kıyılarında kandan arınmış deniz zaferle dalgalanıyor. Şimdi yanan her kibritte, bir gözü atan sokak lambasında, ağaçlara asılan parlak renklerde cumhuriyetin ışıkları görünüyor. Yüz yıldır sönmeyen ışığımızın madeninde sonsuza dek yanıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece ansızın yıkıldı anıların balkonu. Çöktü, çatırdadı ve un gibi dağıldı. Yüzlerce binlerce toz tanesi, yüzlerce hatıra ve yüzlerce yaz gecesi. İçinde uğultulu sohbetler vardı, kenarlarında çiçekler; bir iki tozlu sandalye, aşınmış küllükler. Hepsinde ayrı neşe hepsinde ayrı bir hüzün. İlk dileğimi tuttuğumda, ilk yıldızım kaydığında, bir kar fırtınasını ilk kez savrulmadan tuttuğumda oradaydım. […]

Devamını Oku
Bir Avuç Kış

Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi patavatsız olmak, olduğum yeri bilmek ve özgürlüğe uzanmak. Bir ışık olmak dileğim. Işıklara tutunmak, ışıklara uzanmak. Yıldızların asaletini bozan şehrin ışıkları gibi, gökyüzünü kirletmek, gökyüzüne dokunmak. En çok da kışı kanatları altına alan uzun gecelerin ve kısa günlerin hatrına. Çünkü en çok bu dönemlerde, cam vitrinlere, duvar kenarlarına yerleştirilen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku