Ataol BEHRAMOĞLU
Tüm Yazıları
Edebiyatımızı Cumhuriyet’imize borçluyuz
Ana Sayfa Tüm Yazılar Edebiyatımızı Cumhuriyet’imize borçluyuz

Hiçbir uygar ülkenin 20. ve 21. yy. yurttaşları, ülkelerinin(dillerinin) 19. ve daha önceki birkaç yüzyıldaki edebiyatını okuyup anlamada güçlük çekmez. Shakespeare, Molière, Goethe, Dante, Puşkin vb… önceki yüzyılların yazar ve şairleri, ait oldukları dillerin bugünkü kuşaklarınca (dil bakımından) bir güçlüğe yol açmaksızın okunup anlaşılırlar. Bizim için bu, ne yazık ki böyle değildir. Bugünün örneğin bir […]

Hiçbir uygar ülkenin 20. ve 21. yy. yurttaşları, ülkelerinin(dillerinin) 19. ve daha önceki birkaç yüzyıldaki edebiyatını okuyup anlamada güçlük çekmez.

Shakespeare, Molière, Goethe, Dante, Puşkin vb… önceki yüzyılların yazar ve şairleri, ait oldukları dillerin bugünkü kuşaklarınca (dil bakımından) bir güçlüğe yol açmaksızın okunup anlaşılırlar.

Bizim için bu, ne yazık ki böyle değildir.

Bugünün örneğin bir genç liselisi, halk edebiyatımızı elbette anlayacaktır.

Çünkü pırıl pırıl bir Türkçeyle yaratılmış bir edebiyattır…

Divan (ya da Osmanlı) edebiyatına gelince iş değişir.

Bu edebiyat (birkaç istisnası dışında) ancak uzmanlarınca okunup anlaşılabilir.

Uzman olmayan bir meraklı, ancak Osmanlıca-Türkçe sözlük yardımıyla bu işe girişebilir.

Merakı çok fazla da değilse bir süre sonra bu işten vazgeçecektir.

Kimlerine göre bu kopukluğun sorumlusu Cumhuriyet’tir.

Öyle ya Cumhuriyet eğitimde Arapça-Farsça kırması bir dil olan Osmanlıca yerine halkın konuştuğu Türkçeyi esas aldı.

Bunu yapmanın da ötesine geçerek Türk dili araştırmalarını Türkçenin bütün kaynaklarına kadar genişletti…

Peki ne yapmalıydı?

Cumhuriyet karşıtlarına göre Osmanlıca korunmalıydı.

Daha da öteye geçerek şöyle demekteler, ya da demeliler:

Halk da Osmanlıca öğrenmeliydi.

Edebiyatımız Osmanlı edebiyatının devamı olmalıydı.

Türkçe halkın konuştuğu sıradan bir köy, sokak, kenar mahalle vb. dili olarak kalmalıydı….

Sonunda da yok olup gitmeliydi…

Henüz dillerindeki tam olarak böyle değilse de akıllarında ve kalplerindeki kuşkum yok ki budur.

Osmanlıcaya , Divan Edebiyatı’na karşı mıyım? Bir dile, bir edebiyata karşı olmak için deli olmak gerekir.

Fakat Osmanlıca ve Divan Edebiyatı artık geçmiştedir.

Hem öyle bir geçmiş ki dil engeli nedeniyle bugüne bir yararı olamaz.

Ancak uzmanların, meraklıların ilgi ve araştırma alanının konusudur.

Edebiyatımız pırıl pırıl bir Türkçeyle yaratılmış büyük, çağdaş bir edebiyattır ve bugün bu edebiyat, geçmişten (halk edebiyatı kaynağı dışında) el alamamış olmasına karşın dünyanın herhangi bir ülkesinin (dilinin) edebiyatlıyla boy ölçüşecek düzeydedir.

Bunu çok büyük ölçüde Cumhuriyet’e borçluyuz….

Ama sadece Cumhuriyet’e değil…

1899’da yayımladığı Türkçe Şiirler adlı kitabıyla Mehmet Emin Yurdakul bu alanda en büyük saygıyı hak ediyor.

Ziya Gökalp, Türkçe edebiyat konusunda büyük çaba harcamıştır.

Bu savaşında ben, hem dil hem edebiyat bakımından en büyük ve öncü yeri Genç Kalemler’e, onlar arasında da Ömer Seyfettin’e veririm.

Çağdaş Türk öykücülüğünün kurucusu odur.

Sabahattin Ali başta olmak üzere, kendisinden sonraki bütün kısa öykü yazarlarımızın ustasıdır.

Yeri gelmişken, bu vesile ile, doğum yeri olan Gönen’in kent yöneticilerine seslenmek isterim.

Ömer Seyfettin için orada ne yapılıyor?

Orada bir Ömer Seyfettin anıtı var mı?

Böyle bir anıt, hem de Gönen’in en büyük alanında olmalıdır.

Çocuklarımız onu merak etmeli, sonucunda da anadillerinin doyumsuz tatlarına ulaşmalıdırlar.

Cumhuriyet’le birlikte Türk şiiri hızla ana dilin kaynaklarına yöneldi,

Yahya Kemal’in büyük sentezini Beş Hececiler, Ömer Seyfettin, Kemalettin Kamu, Necip Fazıl gibi şairler izledi.

Ardından Nâzım Hikmet’in büyük devrimi, Dağlarca, Orhan Veliler geldi Onların sonrasında da çağdaş şiirimizin başkaca ustaları, birlikte ya da birbiri ardına, sökün ettiler.

Türk şiiri bugün dünya şiiriyle boy ölçüşecek düzeydedir…

Öykücülüğümüz, romancılığımız, oyun yazarlığımız, tiyatromuz, sinemamız için de aynı şeyi gönül rahatlığıyla söyleyeceğim.

Cumhuriyet yazını en başından bugünlere, Yakup Kadri’den, Halide Edip’ten Sabahattin Ali’ye, Aziz Nesin’e, Yaşar Kemal’e, günümüzün en genç yazarlarına kadar, çağdaş, modern bir edebiyattır ve bütün bunları Cumhuriyet’e borçluyuz…



Yazarın Diğer Yazıları
“Göl” üzerine

Sanırım hemen herkes gibi zaman olgusu (ve kavramı) üzerine çocukluk dönemlerinden bu yana hep düşündüm. Daha önce de yazılarımda sözünü etmiş olmalıyım, on yaşlarımda ya da az sonrasında bir ara zihnime, zamanı durdurabilir miyim sorusu takılmıştı… Aynı yollardan gidip gelmek… Bir hareketi sabitleştirmek… Böylece sanki bir ân’ı, o en küçük zaman dilimini kalıcı kılarak sonsuzlaştırmak, […]

Devamını Oku
Öğrenmek

Hayatım öğrenmekle geçti. Kendimi bildim bileli öğreniyorum. Bundan şikâyetçi miyim? Hayır. Öğrenmek mi öğretmek mi diye sorsalar, hiç duraksamaksızın, öğrenmek derim. Öğrenmenin nesini mi seviyorum? Sanırım her şeyinden çok, sürecini. O süreç, tıpkı aşkta olduğu gibi, bilinmezlikler, güçlükler, keşiflerle doludur. Fakat yine tıpkı aşkta olduğu gibi heyecan vericidir. Sonrası mı? Sonrası da güzeldir kuşkusuz. Öğrendiğinizi […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku