Ulaş GEROĞLU
Tüm Yazıları
Sonsuz Cumhuriyet
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sonsuz Cumhuriyet

Geçmişe minnetle, geleceğe umutla; YAŞASIN CUMHURİYET…

Yüz yıldır aydınlıktayız. Tam yüz yıldır muasır bir geleceğin imkanlarına erişmek, bir parçası olmak için yolculuktayız. Düz bir yolculuk ve kolay zaman sayan çaba değil içerisinde bulunduğumuz. Karşımıza çıkan her zorluktan sorumlu olmak zorundayız. Ve neye sahip olduğumuzu hiçbir zaman unutmayan bir farkındalığa sahip olmalıyız.

Geçtiğimiz yüz yıl içerisinde destansı bir hürriyet kavgasının sonunda doğandı Cumhuriyet. Böyle anlatıldı bizlere. İzmir Kordon’unun karanlık mayısı, güney denizimizin işgalci postallar, doğu dağlarımızın başıboş çeteleri ve başımızdaki şehrin paha olarak masaya koyduğu bütün ülkenin gerçekliğinde atılan ilk adımın destanını okuduk kitaplardan, dinledik atamızdan. Birlik olmanın gücünü, hürriyet için emsalsiz bir iradenin gerekliliğini ve Sakarya sırtlarında sathın vatan olduğunu öğrendik. En karanlık gecenin şafağı daha parlaktır umuduyla değer bildiğimiz ne varsa sarıldık.

Biz Cumhuriyet’i imkansızlıklarda bulmuştuk. Bizim için bilinmeyenin ve olmamız gereken yerin kapılarını aydınlatan bir güneşti. Yolu yürümek, kapıdan geçmek ve bir daha geriye dönmemek üzere ardımızdan kapıları kapatmak bizim elimizdeydi. Cumhuriyet uzun bir yolculuktu ve biz bu yolculuğu hızlı, emin adımlarla kat etmeye başlamıştık. Medeni bir ulus için atılan adımlar, gerçekleşen devrimler ve millet olmanın olmazsa olmazı ilkelerle taçlandı Cumhuriyet. Çorak topraklar işlendi, fabrikalar yükseldi, tarih bilinci, dil bilimi önemsendi. Bilimin izinden gidildi. Eğitimi seferberlik ciddiyetiyle ele alıp tüm dünyaya geride kalmış bir milletin büyük bir süratle aradaki farkı kapatabileceği gösterildi.

Cumhuriyet’in ilk yılları baş döndürüyordu. İlk yirmi yılda yapılanlar emsal olmalı, gelecek nesiller üstüne koyarak muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmalıydı yurtlarını. Plan buydu ve öyle sağlam bir temel atıldı ki geçtiğimiz yüz yılda sayısız kez sallansa da yıkılmadı. Çünkü o Gazi Mustafa Kemal’in “En büyük eserim.” dediği bir güneşti…

Cumhuriyet, binlerce yıldır var olan bir sistemdi. Mantık ve akıl çeperiyle zırhlanmış güzel bir yaşamın anahtarıydı. Yüzyıllar içinde bu anahtarı bulup güneşine kapılarını aralasa da insan, ibretlik başarısızlık hikâyelerini de tarihe geçirdi. Ve hepsi de farklı hikâyelerin benzer finalleri oldular. Egemenlik kavramının önemini unutan toplumlar, aslında elde ettikleri yaşam biçiminin cumhuriyet kazanımları olduğu gerçekliğinden de zamanla koptular ve gücü emanet ettikleri, seçtikleri insanların bu kazanımları, değerleri yok etmesine seyirci kaldılar. Cumhuriyetin insanla imtihanı anlamsız bir paradoks halini aldı. Dişine kan değen yırtıcılar gibi davranan liderlerin bir fikri harap edişine seyirci kaldı insanlar. Temel bir güdüyle değişimden korkmak, kendi dönemlerinde canavarlarını yarattı. Ve o canavarlar ilk olarak kıymeti unutulmuş, farkındalığı yok olmuş cumhuriyetleri parçalamaya başladı. Dünya tarihinde cumhuriyet, güçlü liderlerin ihtiraslarıyla boğazlanan ve gerdanlığı hüküm tacı yapılmış savunmasız bir güvercin gibiydi.

Peki, bizim cumhuriyetimizin temelleri neden bu kadar sağlam? Nasıl oldu da içeride ve dışarıda bu kadar engel varken hâlâ milletin en görkemli abidesi olarak sonsuzlaşma yolunda ikinci yüzyılına adım atmayı başardı? Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde ayakta bizim cumhuriyetimiz. Onun “Bütün ümidim gençliktedir.” sözünde saklıdır cevaplarımız. O, seçilmişlerin dört duvar içinde aldıkları kararlardan bağımsız bir ufka taşıdı cumhuriyet fikrini. Avuçlarımızı çatlatan toprağın, yüzümüzü kavuran alın terinin, nefes veren ağacın, bereketli denizlerin, tarihin, dilin, kültür-sanatın, sosyal özgürlüklerin, medeniyetin, aydınlanmanın, kısaca bugün etrafımızda gördüğümüz, anladığımız her şeyin gerçek cumhuriyet olduğunu gösterdi. Tüm devrimleri, kazandırdığı ilkeleri, cumhuriyet fikrinin adımlarıydı.

Bu yıl 100. yaşını kutluyoruz Cumhuriyet’imizin. Anlamalıyız ki kutladığımız, tarihin bir asır geriye düşen sayfalarında geçtiğimiz yoldur. Farkına varmalıyız ki “Cumhuriyet Uzun Bir Yolculuktur”. Üzerimize düşen sorumlulukların bilincini kaybetmeden bu yolculuğun keyfini sürmeliyiz. Bugün evimizde, dışarıda, attığımız adımda, sevdiğimiz şeyleri yapabilme hürriyetinde, haklarımızda, hukukumuzda, halkın egemenliğindedir cumhuriyet. Cumhuriyet benim, sensin, bizleriz. Etrafımızda gördüğümüz, yaşamımıza sirayet eden her şey cumhuriyetin ta kendisidir. Tarihin tozlu sayfalarında değil, gecenin karanlığından sonra söken şafaktır cumhuriyet. Bugün yaptıklarımız, yarın yapmak istediklerimiz, düşlerimiz, emeğimiz, beklentilerimizdir cumhuriyet. Üstümüzde geçmişin ve geleceğin sorumluluğu var. Hem hafızamızı diri tutmalıyız hem geleceğimizi düşünerek adım atmalıyız. Cumhuriyet ancak böyle ayakta kalmaya, güneşimiz olmaya devam edecektir. Elde ettiğimiz kazanımların tabi hakkımız olduğunu da hiç unutmamalıyız. Egemenliğin hiçbir kayda ve şarta bağlı olmadan kendimizde olduğunu bilerek ve bu değere sahip çıkarak güneşe yüzümüzü dönmeliyiz.

Geçmişe minnetle, geleceğe umutla; YAŞASIN CUMHURİYET…

Yazarın Diğer Yazıları
İstasyon İnsanları

“Yolcular ellerinde tek gidişlik bir biletHenüz bilmeseler de hayat bundan ibaret” Güzel şarkıdır “İstasyon İnsanları”… Bu şarkı bana neleri gözden kaçırarak yaşadığımızı anımsatır. Her dinlediğimde unuttuklarımı, gözden kaçırdıklarımı ararken bulurum kendimi. Bir anahtardır kendime, başkasında ki kendime. Herkesin bir istasyon macerası vardır elbette. Birbirinden farklı olmayan ama çok farklı izler bırakan. Mesela hepimiz için soğuktur […]

Devamını Oku
Hoş Gel!

Dünyanın kendi etrafında üç yüz altmış beş kere, güneşin etrafında tam bir tur dönüşüdür geride kalan yıl. Yani aslında döne döne aynı noktaya gelip, yeniden başladığımız için bu kadar sevinçliyiz. Başlangıç tarihimiz 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yarısı saat tam 00:00. Son on saniyeyi geri sayarak, kimi zaman önde, kimi zaman birkaç saniye geride […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku