Pelin Batu
Tüm Yazıları
Kadınlar Devrimi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Kadınlar Devrimi

Kadın meselesi, Cumhuriyet’imizin ilk gününden itibaren gazetelerde, meydanlarda ve siyasette büyük kavgaların ve polemiklerin nedeniydi. Kadınlar, hukuk nezdinde eşitlik, eğitim, miras, seçme hakkı talep ederlerken devleti temsil edenlerin çoğu bu hakları vermek bir tarafa, şeriatı geri getirmek için yasa tasarıları bile öneriyordu. Neyse ki Mustafa Kemal, Tunalı Hilmi, Recep Peker ve İsmet İnönü gibi vekiller […]

Kadın meselesi, Cumhuriyet’imizin ilk gününden itibaren gazetelerde, meydanlarda ve siyasette büyük kavgaların ve polemiklerin nedeniydi. Kadınlar, hukuk nezdinde eşitlik, eğitim, miras, seçme hakkı talep ederlerken devleti temsil edenlerin çoğu bu hakları vermek bir tarafa, şeriatı geri getirmek için yasa tasarıları bile öneriyordu. Neyse ki Mustafa Kemal, Tunalı Hilmi, Recep Peker ve İsmet İnönü gibi vekiller kadın meselesi mevzu bahis olunca hiç geri adım atmadılar. Mecliste yuhalanıp Bolşeviklikle suçlanma pahasına kadınlarla ilgili yasaları bir bir çıkardılar. Fakat bununla da yetinilmedi. Mustafa Kemal, 1923’te İzmirlilere seslenirken şu cümleyi kurmuştu: “Bir sosyal toplum, cinsinden yalnız birinin asri icapları kazanması ile yetinirse, o sosyal toplum yarıdan fazla zaaf içinde olur.” Kadın/erkek arasındaki eşitsizliği gidermek için eğitim başta olmak üzere çocuklarımız, karma eğitim alarak, parlak çocuklar devlet bursuyla yurtdışına gönderilerek ve kadınlar yüzyıllardır erkeklerin yaptığı işleri yaparak tarihin seyrini değiştirmeye başlamışlardı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kadınlar, ülkemizde de dünyada da ön plana çıkmaya başlamış, cephelerde ölmüş birkaç neslin işini gayet güzel görmüş, ama yine de hakları için mücadele etmek zorunda kalmıştı. Sufrajetler, seçme ve seçilme hakkını elde etmek için kendi kanlarını dökmüştü ki 1920’lerden itibaren dünyanın pek çok yerinde kadınlara verilen haklar çoğaldı. Bu bizde de böyle oldu. Her ne kadar kadın hakkı mücadelesi Cumhuriyet’in ilanıyla gelmese de, haklarımızın pek çoğuyla ilgili yasalar 1923-1935 yılları arasında çıkarıldı ve pratikte de pek çok kadını daha önce hiç görmediğimiz yerlerde görmeye başladık. 1922 yılında tıp fakültesine yedi kadın öğrenci kaydoldu. Patalog Kâmile Şevki Mutlu, ilk kadın tıp profesörü unvanını aldıktan sonra ülkemizi temsil etmek için yurtdışında bir kongreye gönderilmişti, 1945 yılında Ankara Tıp Fakültesi kurulduğunda ilk dersi veren kadındı. Ayrıca Türkiye’de ilk elektron mikroskobu laboratuvarı onun yönetiminde açılır. Hücrelerin belirlenmesi ile ilgili “Şevki Metodu” diye bir teknik geliştirir.

Bir diğer kıymetimiz Remziye Hisar, ülkemizin ilk kadın kimyagerlerindendir. Eşinin tedavisi için gittiği Paris’te kimya eğitimine devam etmeye karar verip 1930’da Paris Üniversitesi’ne yazılır ve buradan mezun olan ilk Türk kadın olur. Atatürk’ün bir kıvılcım olarak Kadınlar Devrimi burs verdiği öğrencilerden biridir. Marie Curie hocalarından biridir. Fen dünyasında hem kadın hem de Türk olmanın ne kadar nadir bir şey olduğunu da. “Fen derslerinde kanunlarda olsun, buluşlarda olsun hep yabancı isimler görmek beni kahrediyordu. Fen alanında bir tek Türk ismi görememenin ezikliğini, bu dalda başarılı olursam giderebilirim sanıyordum” diyen Remize Hanım, üç yıl sonra bursu kesildiğinde yılmaz, Marie Curie’nin asistanlık teklifini geri çevirip ülkesine bir volkan olarak döner ve 1933 senesinde İstanbul Üniversitesi’nde kimya doçenti olarak işbaşı yapar.

Tıp ve fen gibi mühendislik alanında da kadınlarımız başrolü kapmaya başlarlar. Mustafa Kemal Atatürk kadın öğrencilerin Yüksek Mühendis Mektebi’ne alınmasını isteyince Sabiha Rıfat ve Melek Erbuğ, 1927 yılında üniversiteye kaydoldular. Sabiha Rıfat mühendislik okurken Fenerbahçe Spor Kulübü’nün erkek voleybol takımında oynamaya başladı ve Fenerbahçe 1929 yılında şampiyon olduğunda, erkekler voleybol takımının kaptanı olarak kupayı Sabiha Rıfat kaldırdı. Günümüzde kadınlarımız voleybolda tarih yazıyor, bizleri gururlandırıyorlar. Ama kaç kişi Sabiha Rıfat’ı hatırlıyor? Bizlere düşen geleceği inşa ederken geçmişten beslenmek, sadece ders çıkarmak babında değil, daha ileriye gitmek adına…

Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında eğitim ve bilime yapılan yatırımın meyveleri, işte bu idealist, vatanperver, ülkelerini ileriye götürmek için didinen insanlardı. Her dalda öne çıkan bu kadınlar, gerçek anlamda bir devrim gerçekleştirdiler. Önyargı gibi kırılması en zor şeylerden birini kırarak, yıkarak, onlara lütfedilen işleri değil, hayallerinin peşinde koşarak istedikleri meslekleri icra ettiler. Böylece Halet Çambel, tarihin unuttuğu medeniyetleri keşfetti, Muazzez İlmiye Çığ Sümer, Akad ve Hitit dillerini deşifre ederek geçmişi konuşturdu, Afet İnan Türk devrim tarihi kürsüsünü kurarak Cumhuriyet’in anatomisini çizdi. Halide Edip, Nezihe Muhiddin, Sükûfe Nihal, Suat Derviş, Neriman Hikmet Öztekin gibi yazarlarımız, sadece yazdıklarıyla değil, cesur kararlar vermek zorunda kalan pek çok insan gibi, hayatlarıyla da bize cesaret ve ilham verdiler, veriyorlar. Onlarca örnek verilebilir, onlarca biyografi yazılmayı bekliyor… Bizler, Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında bu kadınların verdiği zorlu mücadeleyi hatırlayıp, onların omuzlarından yükselmeliyiz. Çıta yüksek. Devrim şart. Onu gerçekleştirecek biri varsa, o da kadınlar!

Yazarın Diğer Yazıları
Umut ve umutsuzluğun arasından

21.yüzyılın en yaratıcı ve yıkıcı yazarlarından Osamu Dazai, intihar etmeden üç yıl evvel kaleme aldığı Pandora’nın Kutusu adlı otobiyografik eserinde, insanların umutla kandırıldığı gibi umutsuzlukla da kandırılabildiklerini hatırlatır. Umudumuzun cılız ışığını karartan, yaşama sevincimizi çalan, bize umut vaat edip bizi çıkmaz bir sokağa çıkaran, heyecanlı bir yükselişten sonra İkarusvari yere çakılmamızı sağlayan umutsuzluğun da umut […]

Devamını Oku
Kadınlar Devrimi

Kadın meselesi, Cumhuriyet’imizin ilk gününden itibaren gazetelerde, meydanlarda ve siyasette büyük kavgaların ve polemiklerin nedeniydi. Kadınlar, hukuk nezdinde eşitlik, eğitim, miras, seçme hakkı talep ederlerken devleti temsil edenlerin çoğu bu hakları vermek bir tarafa, şeriatı geri getirmek için yasa tasarıları bile öneriyordu. Neyse ki Mustafa Kemal, Tunalı Hilmi, Recep Peker ve İsmet İnönü gibi vekiller […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku