Demet Cengiz
Tüm Yazıları
Atatürk’e İki Kez Hayır Diyen Kadın!
Ana Sayfa Tüm Yazılar Atatürk’e İki Kez Hayır Diyen Kadın!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü tamamen halkın ve yerel belediyelerin kutlamasıyla şenlik havasında geçti, geçiyor. Resmi kutlamalar çeşitli bahanelerle yapılmadı veya iptal edildi. Bir hatıra para bile basılmadı. Karayollarına bayrak asmayı dahi kendine zül saymış resmiyete karşı halkın cumhuriyeti sahiplenişi, umutsuzluk toprağı serpilmiş zihinlerimizi havalandırdı. Demek ki ara sıra karşılıklı pencereleri açıp cereyan yaptırmak gerekiyormuş, […]

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü tamamen halkın ve yerel belediyelerin kutlamasıyla şenlik havasında geçti, geçiyor. Resmi kutlamalar çeşitli bahanelerle yapılmadı veya iptal edildi. Bir hatıra para bile basılmadı. Karayollarına bayrak asmayı dahi kendine zül saymış resmiyete karşı halkın cumhuriyeti sahiplenişi, umutsuzluk toprağı serpilmiş zihinlerimizi havalandırdı. Demek ki ara sıra karşılıklı pencereleri açıp cereyan yaptırmak gerekiyormuş, pırıl pırıl bir zihne geri kavuşmak adına.

O kadar çok karşı saldırı oldu ki Cumhuriyet’in yeniden keşfi gerekti. Kurtuluş Savaşı’nın yeniden anlaşılması… Çekilen çilelerin hatırlanması… Ödenen bedellerin fark edilmesi… Düşmanların unutulmaması…

Bu yeniden keşfediş ve anlama sürecinde ben de pek çok okuma yaptım. Belki elindeki işi hakkıyla ve en kısa sürede bitirme takıntısı nedeniyle kendime benzettiğim Ayşe Çavuş hakkında okuduğumda gülmekten kendimi alamadım. Ne tatlı bir kadın o öyle… Hem de öyle böyle değil, Mustafa Kemal Paşa’ya tereddüt etmeden “Hayır” demiş bir kadın o. Onun öyküsü daha çok bilinsin diyedir bu satırlar. Okuna ve biline…

Eşi Balkan Harbi’nde ölen Kırım kökenli Ayşe, beş çocuğuyla dul kalmıştı. 1919’a gelindiğinde kimsenin aklına gelmeyen başa gelmiş, Yunan işgali başlamıştı.

İzmir işgal edilince Ayşe, dört çocuğunu Uşak’a gönderdi ve büyük oğlu ile damadını yanına alıp direnişe katıldı. Üçlü dilenci kılığında Aydın’a geçti. Kapı kapı gezip yöredeki genç erkekleri savaşmaya ikna ettiler. Dilenci kılığında silah ve cephane temin ediyorlar, sevk ediyorlardı. Salihli’deki direnişte büyük başarı gösterip iki saat içerisinde Yunan kuvvetlerini geri püskürtmüşlerdi.

Ayşe Efe’nin Salihli muharebesindeki başarısı dilden dile dolaşıp Ankara’ya kadar gitti. Mustafa Kemal Paşa, bu kadın efenin gözü pekliğine, vatan sevgisine ve başarılarına hayran kaldı. Tanışmak ve takdir etmek için Ankara’ya çağırdığında ise reddedildi. Ayşe Efe çok meşgul olduğunu söyleyip Ankara’ya gitmedi.

“Hayır. Çok işim var. Savaşıyorum şu anda. Gelemem” dediğini canlandırıyorum zihnimde. Gülümsüyorum bu kendime benzettiğim Ayşe Efe’ye.

Ayşe Efe, meşgul olduğunu söylemişti ya, gerçekten meşguldü. Salihli’den Demirci’ye geçti ve oradaki 400 kişilik bir Yunan kuvvetinin yenilmesinde aktif rol oynadı. Demirci’yi geri alınca içi rahata erdi ve Mustafa Kemal Paşa’nın davetine icabet etti. Maddi olarak emeklerinin karşılığının ödenmesi teklif edildiğinde Ayşe Efe, bir kez daha Mustafa Kemal’e “Hayır” dedi. Çünkü o hem kendi özgürlüğü hem de vatanın özgürlüğü için savaşmıştı. Ona göre bu bir görevdi. Maddi bir karşılığı yoktu.

Ayşe Efe bu, durur mu? Ankara dönüşü işgal edildiğini duyduğu Gediz’e koştu. Yine yanında büyük oğlu ve damadı… Geçtikleri her yerden adam toplaya toplaya Gediz’e vardılar. Gediz’de bir grup Yunan askerini etkisiz hale getirip arabalarına ve silahlarına el koydular. Ancak ortada küçük bir sorun vardı. Ayşe Efe ve küçük çetesinde kimse araba kullanmayı bilmiyordu

Arabaları atlara bağlayıp çektiler ve en yakındaki Kuvayımilliye kumandanlığına götürüp teslim ettiler. Üstün başarısı üzerine Ayşe Efe’ye ‘çavuş’ unvanı verildi. 27 Mayıs 1919’da Aydın’ın işgalinde çarpıştı, Birinci ve İkinci İnönü savaşlarına katıldı. Sakarya Savaşı’nda kasığından yaralandı. Ne yazık ki büyük oğlu başka bir cephede öldü. Her ne olursa olsun Ayşe Çavuş yılmadı, hep mücadele etti. Genç yaşında dul kalmış, beş çocuk annesi bir kadın düşünün. Kendi çetesini kurup direnişe başlıyor. Direniş birlikleri Kuvayımilliye’ye dönüşürken içlerinde yer alıyor. Kuvayımilliye, 1920 ortalarında kurulan düzenli orduya katılırken ‘çavuş’ olarak savaşıyor. Rütbeyle, nişanla, madalyayla, maddi karşılıkla asla ilgilenmiyor. “Benden bu kadar.” deyip evine dönmüyor. Savaşa ara verip Ankara’ya bile gitmiyor.

Kurtuluş Savaşı’nda memleketin her yerinde kadınlar direnişe destek verdi. Ekmek pişirdi, mühimmat taşıdı, çarık dikti… Elinden ne gelirse onu yaptı. Ancak Ege’de durum biraz daha farklıydı. Ege’de bazı efeler, çetelerinde kadın direnişçilerin yer almasına sıcak bakmıştı. Bakmaya mecburlardı çünkü Ege’deki işgal diğer bölgelerden çok farklıydı. Kurtuluş Savaşı’nın en uzun sürdüğü yer de orasıydı. Direnişte yer almış kadınların ilk ortak özelliği, dul olmaları. Kocalarını ya Balkan Harbi’nde yitirmişler ya Çanakkale’de ya Kafkas Cephesi’nde ya Trablus’ta ya da Filistin’de. Direnişin ilk günlerinde kocasını yitirip onun yerine direnişe katılanlar var.

Çünkü onlar, insanlığın içine ‘savaş cinleri’nin kaçtığı kanlı yıllarda yaşam mücadelesi veriyorlardı. Erkekler ölüyor, kadınlar ve çocuklar bir başlarına kalıyordu. Yardım bekleyecek, destek dilenecek hal yoktu. Herkes kendi Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı olmak zorundaydı.

Yazarın Diğer Yazıları
İki Kez Bulunuruz Kadın Rahminde

Bir kadının rahminde bir kez bulunduk sanıyorsunuz değil mi? İkidir o. İkincisi, bir sperm ile döllenip insan olurken annemizin rahminde geçirdiğimiz dokuz ay… İlki ise annemiz, annesinin karnında bir fetüs iken karnında yumurtalarını oluşturduğunda… İnsan olma yolculuğu anneannemizin karnındayken başlar. Bu yüzden… Annemizin yaşı kadardır dünyada geçirdiğimiz ömrümüz. Zaman orada başlar. Mekân orada başlar. Uykusuzlar, […]

Devamını Oku
Atatürk’e İki Kez Hayır Diyen Kadın!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü tamamen halkın ve yerel belediyelerin kutlamasıyla şenlik havasında geçti, geçiyor. Resmi kutlamalar çeşitli bahanelerle yapılmadı veya iptal edildi. Bir hatıra para bile basılmadı. Karayollarına bayrak asmayı dahi kendine zül saymış resmiyete karşı halkın cumhuriyeti sahiplenişi, umutsuzluk toprağı serpilmiş zihinlerimizi havalandırdı. Demek ki ara sıra karşılıklı pencereleri açıp cereyan yaptırmak gerekiyormuş, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku