Zeynep ORAL
Tüm Yazıları
Bir Güzel İnsan
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bir Güzel İnsan

İşte kasım ayı da bitmek üzere… Yapraklar döküldü çoktan; dünyanın başındaki savaş derdi, ayırımcılık, yoksulluk derdi, şiddet derdi, kin-öfke-intikam derdi bitmek bilmedi… Önümüzde aralık ayı. Her 1 Aralık, bu ülkenin en güzel insanlarından, en iyi şairlerinden, en değerli arkadaşlarımdan biri gelir karşıma dikilir. O güzel insan Refik Durbaş’tır. Onu 1 Aralık 2018’de sonsuzluğa yolcu ettik… […]

İşte kasım ayı da bitmek üzere… Yapraklar döküldü çoktan; dünyanın başındaki savaş derdi, ayırımcılık, yoksulluk derdi, şiddet derdi, kin-öfke-intikam derdi bitmek bilmedi… Önümüzde aralık ayı. Her 1 Aralık, bu ülkenin en güzel insanlarından, en iyi şairlerinden, en değerli arkadaşlarımdan biri gelir karşıma dikilir. O güzel insan Refik Durbaş’tır. Onu 1 Aralık 2018’de sonsuzluğa yolcu ettik… Aradan beş yıl geçmiş bile.

Canım arkadaşım Refik Durbaş… Seni birçoğumuz için çok değerli kılan özelliklerinin başında kişiliğin, insanlığın, alçak gönüllülüğün, birikimin, emeğin gelir… “Sokaktaki insanın” ezilenin, âşıkların, gezginlerin, hakkı yenenlerin, barışı özleyenlerin, sesini duyuramayanların sesi oluşun… Düzyazıyı bile şiirle kuşatışın… Şiire, şairlere sımsıkı sarılışın, sevgin, saygın, tutkun… Bunlar hep seni sen yapan özelliklerin…

Ama ben, bugün sadece senin dizelerini, sözcüklerini paylaşmak istiyorum… Daha en başında açıklamıştın. Demiştin ki: “Gökyüzünde kayan bir yıldız olsun şiirim… Dere kenarında bir çakıltaşı, dağ yamacında açan gelincik… Filinta delikanlılar yakalarına taksınlar gül niyetine… Genç kızlar mendil kenarına işlesinler… Yapıda çalışan işçilerin alınterinde parlasın… Emekli hademenin elindeki tespihi döndürsün… Kısaca hayatı anlatsın şiirim…” İnan sevgili arkadaşım Refik Durbaş, aynen böyle oldu.

Senin şiirin hayatı anlattı. Erzurum’da başlayıp Mardin’den geçen, Anadolu’yu ve çevreleyen tüm denizleri dolaşıp acının, hüznün, direnişin, umudun, aşkın coğrafyasını anlatan bir hayat… Kendini anlatırken toplumu, toplumu anlatırken her birimizi tek tek dillendiren bir hayat… O hayatın içinde yollarımız sık sık kesiştiğinde (gazete odalarında, ülkemin farklı kentlerindeki toplantılarda, kitap fuarlarında, yürüyüşlerde, sıkıcı salonlarda ya da keyifli sofralarda) hep içim ısınırdı. Sen varsan, sen burada yanımdaysan, sorun yok, mutlak iyi bir yerdeyimdir. Güven ve sevinç duygusunu bir arada harmanlayıp, yerleştiriverirdin içimize.

XXX

Aramızdan ayrılışından hemen sonra, sevgili eşin, arkadaşım Bilge’yle konuşurken, son zamanlarda yazamadığın için “artık özgür bırakın beni, bırakın gideyim” dediğini öğrendim… Ve o sözü duyar duymaz, yıllar önceki bir dize geldi içime yerleşti… “Bin Gece Bir Gündüz” adlı şiirinde, deniz kıyısında dolanıp dağları düşündüğün, dağları sınadığın, aşkı dillendirdiğin o muhteşem uzun şiirindeki bir satırı düşündüm: “Ölüme alıştır beni, ayrılığa asla.” demiştin… İçim cız etti. Tek satırlar çağrışımında nasıl unutabilirim: Aynı şiirden: “Öperdim, gözünde kalırdı uykusu”… Ya da “Yüzüne ay doğmakta. Seviyorum seni” dizesini “Tuzak” şiirinin…

“…Ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi/ şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.” deyişini… “Günlerden seni seviyorum, ufka düşürdüm resmini…”

Üç fidan için diktiğin anıtı, “Anıt” şiirini unutmak mümkün mü? “Halkın ulusu, rüzgârın kardeşiydi onlar/ ateşin övündüğü üç alınteri nebisi/ bir şafak vakti zulmün dehlizinde/ yiğitlik anıtı süsledi bedenleri/ Biri engin denizlerle arkadaş/ biri inancın cömert efendisi/ biri sabrın korkusuz aslanıydı/ onurun mescidi şimdi cesetleri / Halkın ulusu, rüzgârın kardeşiydi onlar/ ölüme taviz vermedi hiçbiri”

Şimdi şu satırları yazarken aklıma düşüverdi: “Masamda/ toprak saksıda/ kokusu solmuş/ bir tutam fesleğen/ O da seni düşünüyor/ ben de…”

XXX

  1. yüzyılda her şeye alışılır oldu… Ölüm acısına bile… Ama şiirsizliğe asla! PEN Yazarlar Derneği’nde 2014 Yılı Şiir Ödülü’nü sana verdiğimizde, o yılın Şiir Manifestosu’nu hazırlamak görevini de üstlenmiştin… O manifestoyu, o bildiriyi de hiç unutmadım… Şöyle tarif etmiştin şiir sanatını:

“Kendisi de dahil hayata itirazdır.
Kendisine de karşıdır, itirazına da…
Savaşa karşı, ama kavganın yanında.
Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır.
Yolsuzluk, rüşvet yoktur defterinde.
Var oluşu baş eğmeyi reddinde.
Montaj, dublaj, kumpas bilmez.
Yazıldığı gibi yaşar anadilinde.
Edebiyatın isyankâr edepsizi,
Dünya halklarının ortak sesidir.
Düş ve gerçek, aşk ve karasevda
Bir de kendisi dışında her şeydir.
Şiir, şiirden başka bir şey değildir.”

Çok haklısın sevgili arkadaşım… Şiir, şiirden başka bir şey değildir…

Uçurumda açan kır çiçeklerinin yanına yazdık adını Refik Durbaş… Sen özgürsün artık… Şiirlerin, düzyazıların, kitapların, bize, yüreğimize kelepçeli…

Yazarın Diğer Yazıları
Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü

Yaşar Kemal’i en iyi tanımanın yolu, onun kitaplarını okumaktır. Bunu en yalın haliyle, en açık seçik şekilde söyledikten sonra, kırk yıl boyunca süren dostluğumuzdan damıttığım “Yaşar Kemal Büyüsü ve Bütünlüğü” üzerine birkaç anımı paylaşabilirim. 1.Yıl, 1974… İzmir doğumlu, “Ben Anadoluluyum” diyen, ünlü Amerikalı sinema yönetmeni Elia Kazan İstanbul’a geldi. “Amerika Amerika” adlı filmi Türkiye’de yasaklandığı […]

Devamını Oku
AYDINLIĞIN VE ÇAĞDAŞLIĞIN ADI :Türkan Saylan

Artık çok yoruldum; artık konferans, panel, açıkoturumlara paydos! Sivil toplum kuruluşlarında koşuşturmaya son! Bana mı kaldı, biraz da başkaları uğraşsın! Ne zaman böyle abuk sabuk sızlanmaya başlasam, gözümün önünde bir yüz belirir. O Türkan Saylan’ın yüzüdür. Karşısındakinin taa en içine, yüreğine bakan bir çift çakır göz! O bakış, insanı yargılamaz, sınamaz. O bakış, yalnızca, size […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku