Derya ERKENCİ
Tüm Yazıları
Ey Yas…

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de […]

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de yasamaktan.” diye yanıtlayacağım. Ey yas, tut beni. Ciğerim sıyrılmış hafiften. Tenim yarılıp kıvrılmış, kızlı sardalya konservesi gibi. Kaderin video oyununda jetonlarım bitmiş, bütün canlarım gitmiş. Aşkımın görülme arzusu benim suretimi silmiş. Derdi sadece olmak olan birini neden yok etmek isterler? Adım atmak varlık için yeterli midir ki? Görünmez olmak benzersiz bir yetenekmiş sanki. Parlatıyorum onu, büyüdükçe hiçliğe karışacak bir çocuk gibi.

Ey yas, sev beni. İnsanı cemiyetten eden onca asitli gerçeklik arasında, ne yapıp edip ceylan vurmanın bir yolunu bulurum. Hissediyorum çok yakın, arada oturma odasının cereyanıyla uçuşan bir tül perde var. Bu mümkün, yalnızca yasarken becerebilirim kendimi sevdirmeyi. Etime dokunulduğunda ruhuma kramp giriyor. Yastığımın altına sabun koyuyor annem, cismin isminin yastan türediğini bilmiyor. Gözleri yaslı uyuyor hatıralarla yasıp kalkan ruh. Yasa matem derse yanlış anlaşılacak diye ödü kopuyor. Ey yas, dinle beni. Bu denli yaslıyken biraz ahkâm kesmeye hakkım var. Çok sevilmek siyah incilerden dizili ağır bir kolyedir. Taşımak için hasarlı bir omurga gerekir. Yalnızlık yalnızca iki kişiyken, kontrol edebildiğin zamanlarda haz veren sentetik uyuşturucu hissidir. Her şey bir şeydir benim için ve şeyler her şeye kâdirdir

Ey yas duy beni. Utandığında dudağının kenarında açan çiçek ve sevişirken ılık bir rüzgâr gibi göğsüme dökülen saçların. Deniz kadar sade kokun, varlığımı hissedebilmek için omuzlarıma aldığım ceket. Eğer beni sahiden sevebilseydin, değişebilirdim. Aile evraklarındaki çatlamış mürekkep kokusu yazmayı hatırlatıyor. Kederliyken yeni bir şey öğrenilemiyor. Acı kendi salt bilgisini işkenceci bir matematikçi gibi dayatıyor. Gör beni, beni bildiğini sandıysan da her defasında yeniden öğreneceksin. Bir süre başka hiçbir tecrübeyi yüreğinde öğütemeyeceksin. Bu talebelik, ne kadar sürecek asla bilemeyeceksin. Ey yas, unut beni. Devirler insanlarla müsemmadır. Sen geleceğe git, ben hatıralarla yaşarım. Silmek istediğin her şeyi senin yerine taşırım. Eski, güzel evleri de bir gün yıkarlar öyle değil mi? Kılavuzçayırı caddesinin köşesindeki o ev gibi, ben de molozların altında kalacağım.

Ey yas, anlamak istiyorum seni. Hayatı kendi elleriyle kırıp döküp paramparça eden biri, neden seni tutmak ister ki? Savaş meydanında düşmanının kafasını kesip sonra oturup başında ağlayan, hem barbar hem romantik bir savaşçı gibi. Oysa bir taşa benzeyerek yaşamalısın hayatı. Mezarlıkta bulunmuş pürüzsüz, gri damarlı granitlerle avunmalısın. Taş gibi oturmalı yüreğine kaybettiklerin. Sahilde Kafka’daki o taş gibi, derin bir romanın sayfaları uçmasın diye üzerinde oturmalısın. Ey yas, yaz beni. İspirtosu uçunca kaybolmuş metinlerim var, onların yasındayım. Farkındayım, hayat mucizevi bir şey. Tesadüf edilen en kısa mesafede yitirilenle. Çok yorgunum ama iyi insanlar için güzel bir şeylerim var hâlâ. Nemli bir bekâr odasında, kireç duvardan seken sokak lâmbasının cılız ışığında, eski şiirlerle avunup yatıyorum. Yatağım bir ıhlamur çuvalıyla yan yana.

Yazarın Diğer Yazıları
Rutubetli Pasajlar

Her şeyin değerini yitirdiği o anlarda sevgi, vefa, hatıralar ve mutluluk, çocukluk hastalıkları ve insan psikolojisinin çıkışsız dehlizlerinde eriyip kaybolur. En eski karanlık geçmiş; kendisinden sonra gelen geçmişi yutar, yok eder. Bütün manayı emer. Hareket ve duygu, gergin diyalogların kurbanı olur. Samimiyet öldüğünde hatırası da silinir, hiç var olmamış gibidir. Herkes bir şey arar, bir […]

Devamını Oku
Ey Yas…

Ey yas, yaz beni. Ben ömrümce yasamadan duramadım ki. Tek bir harf farkla yitirdim sevme yetimi. Eğer gerektiği gibi tutabilirsem seni, belki yeniden bulabilirim kendimi. Kural bu, bir süre seninle yaşamalı biri. Şimdi oturup yasmaya çalışacağım. Sonra yatağa uzanıp yasacağım. Yas sıcağının soğuk cehenneminde uyumaya çalışacağım. Soracak bana “Kaç yasındasın?”, “Ne yastan geçerim ne de […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku