Hande ÇİĞDEMOĞLU
Tüm Yazıları
HİKMET İYİDİR, CEHALET FENA Bir eğitim neferi Hasan Âli Yücel
Ana Sayfa Tüm Yazılar HİKMET İYİDİR, CEHALET FENA Bir eğitim neferi Hasan Âli Yücel

1930 yılının sonları. Mustafa Kemal Atatürk, milletvekili ve bürokratlardan oluşan bir grupla dört ay sürecek bir yurt gezisine başlıyor. Gezi boyunca yanındakilerle sıkça sohbet ediyor, yeni kurulmuş bir devletin aydınlık yarınları için neler yapılabilir, onlarla birlikte düşünüyor. Her düşünce, her soru, her yanıt onun için altın değerinde. Yine bir gece, ufuk açıcı sohbetlere ev sahipliği […]

1930 yılının sonları. Mustafa Kemal Atatürk, milletvekili ve bürokratlardan oluşan bir grupla dört ay sürecek bir yurt gezisine başlıyor. Gezi boyunca yanındakilerle sıkça sohbet ediyor, yeni kurulmuş bir devletin aydınlık yarınları için neler yapılabilir, onlarla birlikte düşünüyor. Her düşünce, her soru, her yanıt onun için altın değerinde. Yine bir gece, ufuk açıcı sohbetlere ev sahipliği yapan bir sofrada, uzun zamandır kafasında dönüp duran “kurtuluş” kavramı üzerine konuşuyor. Ve masasındakilere, o derin sorularından birini soruyor: “Türk milleti ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?”

Düşünceye sevk eden ve yanıtı muğlak bu soru, masadakileri zorluyor. Birkaç kişi söz alıyor ve fikirlerini anlatıyor. Herkes kendince anlamlı yanıtlar veriyor. Bunları, merakla ve ilgiyle dinliyor Mustafa Kemal. Ama aralarından öyle biri çıkıyor ki Ata’nın da, masadakilerin de, yıllar boyu bu milletin yurduna düşkün tüm fertlerinin de aklını ve yüreğini fetheden o cümleyi kuruyor:

“Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacı duymayacak hale gelirse o vakit kurtulmuş olacaktır Paşa’m.”

Yanıtın sahibi, 30’lu yaşlarının ortasında, aklını Batı, kalbini Doğu ile bütünlemiş; evrensel değerleri sırtlayarak memleketi bir adım öteye taşıma hevesiyle çalışan, genç ve idealist bir eğitim müfettişi. Mustafa Kemal, gururla gülümsüyor. Ve eliyle işaret ederek, “Hepiniz enteresan fikirler söylediniz. Fakat bu çocuğun ileri attığı fikir, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir.”

Mustafa Kemal, bu genç adamın, yıllar önce 1923 kışında İzmir İktisat Kongresi’nde, kalabalık içinden sıyrılarak ona: “Gelecekteki irfan hayatımızda, fosil durumundaki medreselerin durumu ne olacak?” diyen o gözü pek delikanlı olduğunu biliyor. Başöğretmen Atatürk, o dönem bu genç öğretmenin sorusunu, “eğitim birliği” ve “karma uygulama” ilkelerinden söz ederek yanıtlıyor. Gerçekleştirmek istediği eğitim devriminin şekillenmesinde oldukça önemli olan bu konuya parmak basan genç, ilk kez o zamanlarda Ata’nın dikkatini çekiyor. Zira aydınlık Türkiye’yi inşa etmek için böyle zeki ve öngörülü genç eğitimcilerle ihtiyaç var. Bu yüzden ondan sonraki dönemlerde onu pek çok kez özel olarak görevlendiriyor. Sahiden de Mustafa Kemal’in öngörüsü boşa çıkmıyor. Gözündeki ışığı gördüğü bu adam, eğitim ve kültür alanındaki devrim niteliğindeki çalışmalarıyla, aydın bir şahsiyet olarak ülkenin yakın tarihine adını yaldızlı harflerle yazdırıyor; Hasan Âli Yücel. Kendini aydınlanma devrimine adamış, çok yönlü kişiliğe sahip bir eğitim, kültür ve siyaset adamı. Çağdaş ve saygın duruşuyla Cumhuriyet’in en aydınlık yüzlerinden…

“Bütünüyle iyi ve fena olan şey yoktur. İki şey müstesna: Hikmet iyidir, cehalet fena…”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, Atatürk’ün o sorusuna verilen yanıttaki kurtuluşu “kurtarıcı arama ihtiyacından kurtulmak” olarak nitelendiren bu yaklaşım, Hasan Âli Yücel’in idealizmini açıklar nitelikte. Bu; bir ülkenin kalkınmasının, aydınlık bir geleceğe erişmesinin yolunu eğitime bağlayan bir yaklaşım olarak ele alınabilir. Hasan Âli, iyi eğitilmiş nitelikli insanın dünyayı, yaşam biçimini, bir yurttaş olarak ülkesini akla göre düzenleyeceğine, ilerleteceğine inanır. Bu bağlamda eğitimde sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir model benimsemiş, bunu da en temel şekilde “eğitimcinin eğitilmesi” ya da “eğitmen için eğitim” olarak tanımlamıştır. İyi yurttaşlığı sorumluluk, iyi yurttaş olmanın yolunu iyi insan olma bilinci ile bağdaştırmıştır. Eğitimin odak noktası öğretmenlerdir. “Fedakâr, temiz yürekli, inkılaba imanlı” öğretmenler, aynı nitelikte bir nesli yetiştirmek için ön koşuldur. Bir ülke ancak insanlık ve vatan aşkına sahip bireyler tarafından çalışkanlıkla, azimle, mücadeleyle, özveriyle gelişir.

Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel’in eğitim felsefesi, güçlükler içinde kurulmuş bir devletin hızla gelişmesine hizmet eden önemli bir adımdır. Zira bu fikir, köhne geleneklerden koparak yeni bir dünya algısı ile yerelden evrensele uzanan, hümanist, idealist ve özgün bir yaklaşımı içerir. Maarif teşkilatları için yapılan köklü değişimler, Eğitmen Kursları, Köy Enstitüleri, UNESCO’ya katılım, dünya klasiklerinin dilimize çevrilmesi, mesleki ve teknik eğitim birimleri, üniversite kanunu, devlet konservatuarı gibi pek çok çalışma milli eğitim ve kültür hayatını şekillendirmiş, ülkenin gelişmesinde etkin rol oynamıştır. Özellikle eğitimin üretim için gerekliliğini, zanaat eğitiminin yaparak ve yaşayarak öğrenileceğini savunan İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte inşa edilen Köy Enstitüleri’nin ülkeye ve yeni nesle verdiği fayda tartışma götürmez. “Köy enstitülerinde yetişen gençler, memleketi karanlıktan aydınlığa kavuşmasında köprü olacak, yarın yurdun her köşesinde eğitimli neferler yetiştirecekler.” diyerek yola çıkan Hasan Âli Yücel’in en büyük dehası, sonrasında dönemin siyasi saltoları sonucu inanılmaz bir aymazlıkla kapatılan Köy Enstitüleri’dir.

Kendini “aydınlanma devrimi” ne adamış çalışkan ve öngörülü bir devlet adamı, sevgi dolu bir öğretmen, entelektüel bir yazar olan Hasan Âli Yücel’in eğitim felsefesi, kitaplara ve tezlere konu edilecek düzeyde (konu ile ilgili pek çok çalışma vardır). kapsamlı ve önemlidir. Bu yazı, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, tüm eğitimcilerin ve yurttaşların, Hasan Âli Yücel’i tekrar ve tekrar hatırlamasına, kişilik yapısı ve hayatıyla birleşen idealizmini ayrıntılı ve derinlikli bir biçimde araştırmasına, uzun zamandır karanlık bir sarmal içinde kalan ülkenin gelişimi için ilham alınmasına ön ayak olmak adına kaleme alınmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları
İNAN Kİ SENDEN BAŞKA KİMSE YOK İÇİMDE

Onunla yeni yıla ilk kez birlikte gireceğiz. Canım karım. Evlendiğimize inanamıyorum. Sevgililik falan tamam da aynı çatı altında olmak bambaşka bir şey. Düşünüyorum da ne kadar güzel gelin olmuştu. Dalgalı saçlarının üstüne çiçeklerden bir taç takmıştı. Bizimkiler gelinliğini biraz dekolte bulmuşlardı ama neticede onun düğünüydü, karışmalarına izin vermedim. Annem biraz küsmüştü, annem hep küser zaten. […]

Devamını Oku
HİKMET İYİDİR, CEHALET FENA Bir eğitim neferi Hasan Âli Yücel

1930 yılının sonları. Mustafa Kemal Atatürk, milletvekili ve bürokratlardan oluşan bir grupla dört ay sürecek bir yurt gezisine başlıyor. Gezi boyunca yanındakilerle sıkça sohbet ediyor, yeni kurulmuş bir devletin aydınlık yarınları için neler yapılabilir, onlarla birlikte düşünüyor. Her düşünce, her soru, her yanıt onun için altın değerinde. Yine bir gece, ufuk açıcı sohbetlere ev sahipliği […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku