Haydar ERGÜLEN
Tüm Yazıları
Moğollar’ın Muhtelif Mualif Muazzam Tarihi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Moğollar’ın Muhtelif Mualif Muazzam Tarihi

1967’de kurulduğu da rivayet ediliyor, 1968’de de. Her ikisinde de Cahit Berkay olduğuna göre ikisi de doğru demektir. Nereye kafamızı çevirsek ‘Doğru zaman doğru adam’ resmi ve reklamlarını ya da resmi reklamlarını görüyoruz. Resmiyete ve reklama gereksinimi olmayan ‘adam’larsa şu kadar yıldır çalıp söyleyip bir güzel de muhalefet eyliyorlar! Öyle ya uyutma görevi devletin ve […]

1967’de kurulduğu da rivayet ediliyor, 1968’de de. Her ikisinde de Cahit Berkay olduğuna göre ikisi de doğru demektir. Nereye kafamızı çevirsek ‘Doğru zaman doğru adam’ resmi ve reklamlarını ya da resmi reklamlarını görüyoruz. Resmiyete ve reklama gereksinimi olmayan ‘adam’larsa şu kadar yıldır çalıp söyleyip bir güzel de muhalefet eyliyorlar! Öyle ya uyutma görevi devletin ve muktedirlerinse, uyutmama görevi, gerekirse grevi de sanatçıların, müzik insanlarının, yazarların, şairlerin… Moğollar da bunu uzun tarihleri boyunca her dönemde ve koşulda yerine getiren bir topluluk. Her zorlukta onları yanı başımızda bulduk ve itirazlarını duyduk. “Güzel günler göreceğiz çocuklar”, zorbaların kalkıp gideceğini de göreceğiz ama bunun için zor zamanlar yaşayacağımızı da bileceğiz! Bunun uzun bir yolculuk olduğunu da. Bu yolculukta yanımızda gördüklerimizse bize direnç ve umut verecek. Umut İlkesi’yle umut ülkesine doğru yol almanın erincini, övüncünü ise bazen şiirlerle, bazenşarkılarla paylaşıp çoğaltacağız…

Bu ‘intro’dan sonra şarkıya geçebiliriz… Arada da 20 gün var zaten 12 Aralık 1967’den 1 Ocak 1968’e. Değişmez Cahit Berkay, unutulmaz Murat Ses, Apaşlar’dan alınan Hasan Sel, yaratıcı Aziz Azmet ve kadim elemanlardan Engin Yörükoğlu, Cumhur Canbazoğlu’nun yazdığına göre, “Yunan grubu Aphrodite’s Child’ın başardığı gibi kendi topraklarının müziğiyle ülke dışında şöhret olup bol para kazanmak” istiyormuş Moğollar başta. Niyet neydi akıbet noldu bak, burada söylenecek doğru laf mıdır bilmiyorum ama ülke dışında değil, ülke içinde şöhret olan bir grup oldu Moğollar. Para kısmını bilemesek de bol para kazandıkları ya da zengin oldukları da herhalde söylenemez! Fakat ülkenin en itibarlı ve istikrarlı müzik gruplarından olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette politik bir grup olmaları ve Türkiye gibi askeri ve sivil darbelerin, otoriter yönetimlerin sürekli iktidarda olduğu, sağın, ırkçılığın ve son yıllarda da dini baskılar ve uygulamaların giderek büyüdüğü, sahne ile hücre ya da açıkhava ile kapalı cezaevi arasındaki mesafenin bir çift sözle ölçüldüğü bir ülkede, hele müzik yapmanın giderek zorlaştığı, festivallerin, konserlerin yasaklandığı günlerde.

Moğollar’ın yolculuğu da zorlu geçmiş. Avrupa’ya açılmak mı “Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu”yu duygusunun peşine takılmak mı, yabancı dillerde söylemek mi yoksa rockı yerlileştirmek mi, postu çıkarıp smokin giymek mi derken, galiba Barış Manço ile işbirlikleri iki tarafa da yaramış, Manço unutulmaz parçaları İşte Hendek İşte Deve, Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle, Binboğa’nın Kızı bestelerini Moğollar desteğiyle yapmıştı. Destek daha sonra Selda’yla yaptıkları Yalan Dünya, Kalenin Dibinde Taş Ben Olaydım ile sürecek, burada bitmeyecek Cem Karaca’yla da bir efsane olan Namus Belası’nı yapacaklardı.

1980’e doğru dağılan topluluğu diriltme görevi onları çok seven çizer Kaan Ertem’e düştü ve 1992’de Leman dergisinde yaptığı kampanyayla topluluğun kurucuları ve sürdürücüleri olan Cahit Berkay, Taner Öngür ve Engin Yörükoğlu’nu bir araya getirmeyi başarmıştı. Politik bir yönelim içine girmeleri de bu yeniden bir araya geldikleri ikinci dönemlerinde olacaktır. Böylece memleketin genç, muhalif, protest ailesinin ve elbette 68, 78 kuşaklarından ‘daima genç’ kalanların da dinlediği bir grup olacaktır Moğollar.

Moğolların Gizli Tarihi kitabından mülhem bir başlık uydurdum yazıya, ama Moğolların Müthiş Tarihi, Muhteşem Tarihi filan desem daha uygun düşecekti sanki. Neyse zaten kimse benim başlığıma aldırış etmez, herkes bildiğini okur, daha doğrusu bildiğini dinler! Moğollar’ı kalbiyle, “kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir” hissiyatıyla dinler, zannımca da öyle dinlenmesi gereken toplulukların da başında Moğollar gelir!

Cahit Berkay’ın film müzikleri de ayrı bir değer katar Moğollar’a. Kült film kategorisindeki, Atıf Yılmaz’ın Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) filminin müzikleri örneğin. Dila Hatun, Devlerin Aşkı filmlerinin müzikleri…

Murat Ses’in Moğollar grubunun oluşumunda temel önemde olması ve onunla bir rock grubu olarak belirmesi sözkonusdur, ki Pink Floyd’a benzetilir ilk dönemlerde, yurtdışında şarkı söylemek ve tanınmak arzularından söz etmiştik, fakat 1972’de gruptan ayrılır. Böylece Moğollar da Anadolu Pop’a yönelir. “Dağ veÇocuk”, “Haliç’te Güneşin Batışı”, “Behind The Dark”, “Vahşi Çiçek” bu anlayışla yaptıkları ve iz bırakan şarkılardır. Unutulmayan parçalarından biriyse 1970’te Aziz Azmet ve Murat Sel’in birlikte yaptıkları “Garip Çoban”dır.

Pink Floyd’dan da öte zamanının psyhedelic grubu olduğunu düşünenler de vardır, öte yandan Taner Öngür’ün yıllar önceki şu sözleri grubun geçirdiği değişimi de yansıtmaktadır: “Şu çaldığımız müzik ne rock, ne blues, ne klasik, ne caz, ne folklor, ne Anadolu Pop, sadece Moğollar’ın hislerinin müziği”. Kim bilir belki de çok uzun yıllardır yaptıkları da ‘hislerinin müziği’dir. Öyleyse Düm Tek de diyeceklerdir, çevreye ve memlekete bakıp, hislenip, hislenmeseler hırslanacaklardır zira, “yeşili inekler yedi/gerisini timsahlar/hazineyi yamyamlar/memleketin içine ediverdiler gari” de!

Düm Tek: Üzerinde hayli durmak gerek. Zira öyle bir ödül kazanmışlar ki 1970’de Fransa’da yayımlanan bu albümle, bir değil çok ödüle sayılır! 1971’de verilen bu ödülün adı Charles Cros Akademisi Büyük Ödülü’dür. Charles Cros kimdir peki? Ünlü mü ünlü bir 19. yüzyıl Fransız şairi ve fonografın da hakiki mucididir. Öncelikle Cros ödülüdür Moğollar’ın kazandığı. Onun en bilinen şiirlerinden biri de Orhan Veli’ce “Çirozname” adıyla Türkçe söylenmiştir, hem de nasıl bir söylemedir o, benzersiz, “ben bu hikayeyi düzdüm-basit mi basit/kudursun bazı adamlar-ciddi mi ciddi/ve gülsün diye çocuklar-küçük mü küçük”, bir de bu ödülün Nina Simone, Pink Floyd, Frank Zappa, George Moustaki tarafından da kazanıldığını söyleyelim ki ödül daha da parlasın gözümüzde, çınlasın sesi kulaklarımızda, ey! Moğollar’ın tümüyle enstrümantal bu albümleri onların özgünlüğünün de belgesi ve Anadolu Pop’un da en sıkı işleri arasındadır, tabii Cahit Berkay’ın film müziklerinin başlangıcı olduğu da unutulmamalıdır.

Murat Ses’in 15 dakikaya yakın Ağrıdağı Efsanesi de Moğollar efsanesini pekiştiren yapıtlardan biridir ve doğrusu ürperticidir. Yaşar Kemal’in romanına yakışan bir selamdır. Cem Karaca’yla birlikte yaptıkları Alageyik Destanı(1972) bir halk türküsüdür, farklı yorumlarla çalıp söylemeyi çok sevdikleri bu türkü için, Taner Öngür “Moğollar’ın geyik muhabbeti” der! 2000 yapımı “Dinleyiverin Gari”, Anadolu Pop’un en oryantal, aynı zamanda da en politik yorumlarından müthiş bir taşlamadır: “Kul hakkı, yetim hakkı, palavradır palavra, niyazidir şehitler/sızlamaz bu kemikler, inilerler ga’ri, ga’ri de ga’ri ga’ri”.

2 Temmuz 1993 Madımak Oteli Katliamı unutulur mu? Moğollar 1994’te “Issızlığın Ortasında”ki bu yangını hatırlatırlar. Hangi ıssızlığın mı? Vicdan ıssızlığı, merhamet ıssızlığı, insaniyet ıssızlığı, yürek ıssızlığının ortasında bir güruhun yaktığı insanların kalabalık ıssızlığı. Kendi ıssızlıklarıyla ısınan vahşilerin cinayetinin ıssızlığı elbette: “canlar sazlar/kan oldular/kesildi teller/durdu nefesler/ama hala/dimdik ayakta/ ayaktalar/…/çığlık kalleş/sessizlik mi dost/ ateş ve duman/hain düşman/ıssızlığın ortasında/ ıssızlığın ortasında”. 1996’da Turgut Berkes’in sözlerini yazdığı “Bişey Yapmalı” şarkısı, tam da ÖDP coşkusuyla memleket sathında dolu olduğumuz günlerin bir anısı gibi. Faili meçhuller, yargısız infazlar, köy boşaltmalar, orman yakmalar, Uğur’u, Ceylan’ı, adı güzel kendi güzel çocukları acımasızca öldürmeler, hepsi sanki son bulacakmış gibi, bizim sonsuz iyimserliğimizle beslediğimiz umutlarımızın şarkılı hali, nasıl da inançla söylerdik şarkıyı: “Yolun ortasında/henüz onaltısında/vuruyorlar oysa/bir şey yapmadı”. Yaşını büyütüp çocuk asanların ülkesi burası, bir şey yapmasına gerek yok vurmaları için! “Faili meçhuller/çöple beslenenler/çalıp duran ziller/uyandırmalı/…/bir şey yapmalı hey/bir şey yapmalı”. Gezi günlerinde taşıdık bu şarkının coşkusunu en çok. 14-28 Mayıs seçimlerinde de. 1998’de Bergama’nın siyanürcülere karşı ovasını, bağını, zeytinini koruma mücadelesinde, Mansur Balcı’nın şiirinden bestelenen “Ölüler Altın Takar mı?” ile Moğollar zamanın ruhunu okumayı, anlamayı ve söylemeyi sürdürdüler. Gerçi bizde zamanın ruhu geçmek bilmeyen kötülüğün ruhu olarak hep havada asılı duruyordu: “Yamaçlarda zeytin büyür/dallarında siyah altın/ ovasında tütün uyur/uyanınca sarı altın/…/siyanürcü güle güle/ölüler altın takar mı?” O yıllarda takmazlardı, adalet diye bir şey vardı, yasa vardı, hukuk vardı, şimdi ölüleri bilmem ama adaletin esamesinin okunmadığı bu günlerde zil takıp oynayanlar var!

Moğollar’ı en son 5 Mayıs 2023’te Denizleri Anma gecesinde dinledim, biz de, Yaşar Miraç, Mustafa Köz, Müslim Çelik’le birlikte hem kendi şiirlerimizi hem de katılamayan şairlerin şiirlerini okuduğumuz etkinlikte dinledim. Onlarla birlikte genç oldum, o 57 yaşındaki toplulukla birlikte, demek ki “kurtuluş yok tek başına” dediğimiz gibi, genç olmak da yokmuş tek başına, ya Moğollar’la ya hiçbirimiz! Öyleyse Moğollar ve şarkılarıyla hep genciz!

Modern Folk Üçlüsü

Hiçbir yere bakmadan söylüyorum, “Derik saçın örmezler/seni de bana vermezler/ Deriko kaşlar kara/Deriko gözler ela hey!/Derik saçın iki kat/kes birini bana sat/kız annenden izin al/bir gecede bizde yat!” Ne cesur sözleri varmış türkünün, şimdi buraya yazınca daha çok ortaya çıktı. Zeki dayım çalıp söylerdi ince bağlamasının eşiliğinde incecikten yanık sesiyle. “Deriko”yu söylerken gözlerinden kara gözlerinden ışıklar saçarak gülerdi; bembeyaz dişleri de, ağzı da bu neş’eye ortak olurdu, 54 yaşında giden gencecik biricik dayıcığım en kederli türküleri çalıp söylerken bile gülümser gibi gelirdi bana. Bir daha hiç dayım olmayacakmış ve o neşeyi yaşamayacakmışım meğer!

Ondan öğrenmiştim, sonra baktım Modern Folk Üçlüsü de söylüyor, yani ben onlardan evvel biliyordum bu Mardin türküsünü! Onlardan dinleyip hiç unutmadığım şarkıların, daha doğrusu folk üçlüsü olduğuna göre, türkülerin başındaysa “Ali Paşa Ağıdı” gelir ki durup durup söylerim: “Arpa ektim biçemedim/bir düş gördüm seçemedim/alışmıştım soğuk suya/ıssı sular içemedim”

Resmi değillerdi ama, görev aşkıyla müzik yaptıklarını hissettiren bir üçlüydü. Sanki Cumhuriyet’in opera balesi, devlet tiyatrosu, Türk Dil Kurumu gibi aydınlanmacı bir düşünce doğrultusunda kurulmuş, folk müziğini modernize etme görevi verilmiş; bunun için de kent kent dolaşan, okullarda öğrencilere dinletiler yapan, Pazar günleri tıpkı Şef Hikmet Şimşek yönetiminde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası-CSO klasik müzik konserleri gibi TRT’de konserleri yayımlanan, ‘modern’ kavramının alçakgönüllü takipçileri gibi ve nerdeyse ‘model’ oluşturur gibi birörnek duruşları, giyimleri, hatta boylarının uzunluğuyla da aynı üç kişiden oluşan bir gruptu Modern Folk Üçlüsü: Ahmet Kurtaran, Doğan Canku, Selami Karaibrahimgil.

CSO gibi, Necdet Koyutürk Tango Orkestrası gibi bir ‘klasik’ti adeta, TRT klasiği de. Moğollar Anadolu Pop yapmış alaylılardı sanki, Modern Folk Üçlüsü ise ismiyle müsemma modern folk yapan mektepliler. Tarzları da öyleydi müzikleri de, halleri ve tavırları da. Öğretici bir edaları da vardır, sanki çalarken durup, yaptıkları müziğin dersini vereceklerdir. Güleryüzlü ciddiyet diye bir şey de var haliyle! Moğollar’ın yapacak başka işleri yoktur, o yüzden de müzik yapıyorlardır, oysa MFÜ’nün, galiba böyle kullanılmıyor, çünkü Mazhar-Fuat-Özkan’ın kısaltması MFÖ’nün öyle baskın bir kullanımı oldu ki, onla karışır diye olasılıkla, işi vardır, üçü de meslek sahibidir ve cumartesi-pazarı müziğe, aydınlatmaya, öğretmeye, folklorumuzu, özellikle de batıdaki ve daha çok da eğitimli yurttaşlarımıza sevdirip benimsetmeye gönüllü, idealist cumhuriyet sevdalılarıdır. 10 yılda bir çocuklar için albüm yaparlar, 2009’da, kurulduktan, 1969, tam 40 yıl sonra, adı Çocuklara Şarkılar ve Şiirler bir albüm daha yapmaları bundandır: Halkevleri, Köy Enstitüleri, Harf İnkılabı, Latin Alfabesi dizisinden bir girişim.

45’lik ve 33’lüklerine bakınca çok türküyü modernize ettiklerini, çokseslendirdiklerini gördüm, yukardan beri de çokseslendiklerini anlatmaya çalışıyorum, dedim ya, kimsenin onlara vermediği, ama onların üçbaşına üstlendiği bir görevin aşkıyla yanıp tutuşarak ve tutkuyla, bağlılıkla, sadelik içinde, sürekli günaydın diyorlarmış hissini de uyandırarak, uzun yıllar, piyasaya da karışmadan, geleneği yorumlayışlarına hep hayran kaldım. 13 yaşımdan beri, demek ki 58 yıldır dinliyorum, onlardan duyup ezber ettiklerimi söylüyorum.

“Bir gül ektim ırağa balam/zülfün gelmez tarağa” sözleriyle başlayıp, “oğlan oğlan yolumda durma/sarhoş oğlan yolumda durma” sevimliliğiyle süren “Sarhoş Oğlan”, “Su gelir ark uyanır/dağlar yeşil boyanır”, “Tello gider can gider Tello/Açma yaram kan gider Tello”, “Leblebi koydum tasa kız annem/doldurdum basa basa kız annem”, sonra “Diley Diley Yar”, “Ağlamak Geliyor İçimden”, ve Bülent Ecevit’in şiirinden yaptıkları, içinden “takalar geçiyor allı yeşilli/takalar geçiyor dümenleri Lazlı/takalar geçiyor en nazlı/yelkenlilerden de güzel” sözleri geçen “Takalar” şarkısı. Sözleri müziğinden, müziği sözlerinden güzel bir şarkı.

Zamanı güzelleştirmek diye bir şey var ve bu en çok taşrada, en çok da Pazar öğleden sonraları dayanılmaz bir arzuya dönüşüyorsa, 1970’lerse, yeniyetmeysen, Modern Folk Üçlüsü’nün yaptığı bu güzellikleri unutmazsın! Ben unutmadım ve yazdım. Modern Folk Üçlüsü üç kere sağol sağol sağol!

Yazarın Diğer Yazıları
Türkçe Sesli [Yeni Türkü: Bizim Türkümüz]

Yeni Türkü’yle öncelikle bir dinleyici olarak ilişkim var, üstelik yaşım tuttuğu için en başından beri ve aynı yıllarda ODTÜ’lü olduğum için okuldan da! Biraz daha fazlası da var, ilk şiir kitabım Karşılığını Bulamamış Sorular’ın 1981’de Yeni Türkü Şiir Yayınları’ndan çıkmış olmasıyla da. Bununla ne demek istiyorum? Yayınevinin sahibi, şair Yaşar Miraç’ın gruba da bu adı […]

Devamını Oku
Türkçe Sesli

Bulutsuz Ruhlar: Bulutsuzluk Özlemi Eskimedikleri kendilerini sık sık hatırlatmadıklarından belli. Ya da şöyle diyeyim, kendilerini sık sık hatırlatmadıkları için hiç eskimiyorlar. Bir de şöyle deneyeyim: Öyle az görünüyorlar ki yeni bir albüm çıkardıklarında ya da dinleti yaptıklarında ‘duydunuz mu müthiş bir grup çıkmış!’ izlenimi uyandırıyorlar. Daha da ne söyleyeyim? Hem eski hem yeni. Hem klasik […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku