Deniz ÖZEN
Tüm Yazıları
Sinem, Selma, İlhan, Taner, Ece, Cem ve diğerleri!
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sinem, Selma, İlhan, Taner, Ece, Cem ve diğerleri!

Rutin olan her şeyden kaçar gibi yaşadıktan onca yıl sonra, bir akşam geliverdi osoru: “Çocuk yapalım mı?”Şimdiye değin hiç düşünmeden bir başlarınayaşamışlar, geleceklerini de buna görebiçimlendirmişlerdi. Sinem biraz daha kariyerodaklı yaşasa da, İlhan açık açık sorumluluktankaçmıştı. Şimdi durduk yere, hay Allah!Heyecandan mı kalbi çarpıyordu yoksahemen yanıt vermeliyim telaşı mı anlamlandıramasa da, içindeki ses çoktan “Evet!” […]

Rutin olan her şeyden kaçar gibi yaşadıktan onca yıl sonra, bir akşam geliverdi o
soru: “Çocuk yapalım mı?”
Şimdiye değin hiç düşünmeden bir başlarına
yaşamışlar, geleceklerini de buna göre
biçimlendirmişlerdi. Sinem biraz daha kariyer
odaklı yaşasa da, İlhan açık açık sorumluluktan
kaçmıştı.

Şimdi durduk yere, hay Allah!
Heyecandan mı kalbi çarpıyordu yoksa
hemen yanıt vermeliyim telaşı mı anlamlandıramasa da, içindeki ses çoktan “Evet!” demiş,
hayal kurmaya başlamıştı bile.
Neden olmasındı?
Zaten bu saatten sonra şirkette onu heyecanlandıran bir şey de yoktu.
Daha nereye gidebilirdi ki? Kırkına iki yaş
vardı. Köprüden önce son çıkıştı.
Sinem “Tamam.” dedi, “Yeni bir sayfa içimi
titretti bak. Bizimkiler ne sevinecek şimdi.”
Karar verildi.
Sinem sitenin diğer ucunda oturan yakın
arkadaşı Nergis’i aradı mutfakta kahve suyunu
koyarken.

“Nergis, düşünebiliyor musun, biz az önce
üç kişi olmaya karar verdik. Çok heyecanlı… İlk
sana söylüyorum bak, annemi dahi aramadım
daha düşün. Dur dur dur, yürüyüşe çıkalım hadi,
konuşuruz da hem!.. On dakikaya sendeyim.”
Yürüyüş yaparken kurdular hayalleri Nergis ile.
“Öyle hemen olmaz. Hangi ay doğacak?
Burcuna karar vermek lazım. Ama en önemlisi
doktor seçmek. Hem yumurtan varmı ki?” diye
uyardı Nergis.
Nerdeyse pattadanak çocuk yapacaktı. Olur
mu öyle şakkadanak!
Eve dönünce İlhan’a aktardı duyduklarını.
“Yarın ilk iş bir doktor bulacağım” dedi, Sinem.
(…)

Çoktandır nişanlıydı Taner ile Selma.
Taner›in askerliğinin bitmesini beklediler bir
yıl. Selma›nın annesi de ameliyat olunca, ha
düzeldi ha geçti deyinceye kadar iki yıl geçti.
Tüm çeyizliği Taner›in asker öncesi yaptığı eve
döşenmişti bile. Tokmak vurdukça davulun
göbeğine göbeğine, kırmızı tülbentin altında
içi içine sığmadı Selma’nın. Gece boyu gülücük
saça saça ortadan çıkmadı hiç! Oyunlar oynandı,
halaylar çekildi, evli evine köylü köyüne döndü,
dualarla girdiler yeni evlerine. Selma’nın saç teli
tokaya takılsa içi acırdı Taner’in. Narin bir çiçek
gibi tuttu elinden Selma’nın. Hayatlarının en
güzel anıydı göz göze…
Ardı gün ve daha ardı gün hayallerini kurdular geleceğin.
Yan yana sırt sırta verince ne kötü giderdi ki
hayatta hem.
Bugün sırtındaki sepet belini ayrı bir ağrıttı
ama Selma’nın. Taner ile yan yana sabah ezanıyla tarlaya geliyor, bağ bahçe işleriyle akşamı ediyorlardı. Gün boyu beli ağrıyınca sabah sardığı
kuşağa rağmen, Taner “Bir ebeye gidelim de ilaç
alalım.” dedi.
Aşağı yoldan gidip ebenin evinde soluklandılar. Taner, bir sigara yakıp evin önüne çıktı kadınları içeride bırakıp. Karşı dağlara doğru savurdu
dumanını. Gün batıyordu usul usul. Nesi vardı ki
Selma’sının?
Yanakları al al çıktı Selma ebeyle kapıya. “Beben olacak, muştumu isterim.” dedi Hanife Ebe.
Taner koşarak Selma’ya sarıldı, “Ne kadarlık?”
diye sorarken. “İki aylık daha.” dedi Hanife Ebe,
“Ağır kaldırmasın fazlaca.”
Tek dert buydu. Günler geçerken ev ile tarla
arasında büyük sepeti Taner taşıdı hep, küçüğü
de Selma…
(..)

Güvenilir bir doktor araştırıp buldu, randevu bile aldı Sinem. Başladı tetkikler. Yaşa başa
bakıldı. Evveline yumurta sayısına. İlhan da
tetkiklere dahil edildi, Sinem’in rahmi uygun mu
diye bakılırken. Yeni bir evin boyanası badanası
misali, önce hazırlıklar yapıldı ilaçlarla, iğnelerle… Ama karar vermekle olmuyordu, tüm
hazırlıklara rağmen.
Stres olmamalıydı.
Cemre toprağa düşmüyordu! Tüp bebek altenatifi de vardı ama iki ay daha müsade edilmeliydi. Odur budur şudur derken pes edilmiş bir
öğlen vaktinin beklentisizliğinde Sinem işyerinden aradı İlhan’ı; “Çift çizgi.” Hemen hastaneye
gidildi, kan değerleri tahlilleri derken netleşti
durum; Sinem hamileydi. Hemen bir doğum
hediyesi beştaş alıp hediye etti İlhan, Sinem’e.
Doktor uyardı; “Artık yemeye içmeye, yürümeye oturmaya, gezmeye tozmaya her şeye
dikkat edilecek. Ağır kaldırılmayacak, ani hareket yapılmayacak, metrobüste teker üstü falan
gidilmeyecek, itiş kakışa girilmeyecek…”
Düzenli olarak kontrole gidilecek… Anbean takip edilecek! Malum yaş kemale ermek
üzereydi.

Nergis üstlendi ilk kalp atışından ilk çığlığa ve
sonrasına kadar her ilkinin fotoğrafını videosunu çekmeyi. Hatta doğum fotoğrafçısı olarak
kurgusunu bile tasarlamıştı.
Öte yandan ikili testler, üçlü testler, aman
bir aksilik olmasın!.. Bugün yarın doğacak güne
hazırlıklar. Hastane doğum randevusu, cibinlik,
kapı süsü, gelenlere verilecek hediyeler, şekerler
derken o gün geldi çattı.
“Lohusayken annem bakacak.” dedi Sinem,
İlhan’a. “Konuştum. Bir gün öncesi burada.”
Her şey planlandı santim santim. E kolay
değildi sekiz milyar da olsa aynısından bir tane
de onlar getirecekti dünyaya. “İnsanlık için
küçük, bizim için büyük bir doğum!” dedi İlhan,
Nergis’e.
“Gel tatlım, doğum çantasını aldım ben.
Yavaş in merdivenleri.”

Aynı göğün altında aynı güneşe aynı anda
yükseldi iki çığlık poposuna yediği şaplakla. Biri
Selma’nın oğlu Cem, diğeri Sinem’in kızı Ece.
Birbirlerinden habersiz emdiler ilk sütlerini analarından. Cem kundağında rahat rahat uyudu
sonra, Selma evin önünü süpürürken.
Ece’nin ise ilk gazı çok mühimdi. Hayati bir
an. Aaa yaptı! Oh şükür’dü! “Çok şükür.” dedi
odada herkes.
Büyük şehrin büyük semtinin büyük hastanesinde doğdu Ece, çipil mavi gözlerini sonsuzca
açmaya çalışarak.

Küçük bir köyün çıkışında Taner’in elleriyle
yaptığı evde doğdu Cem, siyah iri boncuk gözlerini açmaya çalışarak.
Şans büyük bir zardı yeryüzüne fırlatılan!
Ve herkes kendinde olmayanın düşeş attığını
zannediyordu.

Yazarın Diğer Yazıları
Sultan

İliklerine kadar üşümüş bir şekilde girdi dolmuştan içeri. Mesaiye kalmak değil de şu eve gitme meselesi hakikaten canını sıkıyordu. Bir vesait ayarlasalar ölürler sanki, ama çalışmaya gelince “Sultan Hanım, bu akşam dosyayı bitirip öyle çıkalım.” diyorlar. Adamlara anlatamazsın da yahu ben şehrin en uç bölgesindeyim. Sizler gibi şıkır şıkır aydınlık sokaklarda yürümüyorum diye. Al işte […]

Devamını Oku
Sinem, Selma, İlhan, Taner, Ece, Cem ve diğerleri!

Rutin olan her şeyden kaçar gibi yaşadıktan onca yıl sonra, bir akşam geliverdi osoru: “Çocuk yapalım mı?”Şimdiye değin hiç düşünmeden bir başlarınayaşamışlar, geleceklerini de buna görebiçimlendirmişlerdi. Sinem biraz daha kariyerodaklı yaşasa da, İlhan açık açık sorumluluktankaçmıştı. Şimdi durduk yere, hay Allah!Heyecandan mı kalbi çarpıyordu yoksahemen yanıt vermeliyim telaşı mı anlamlandıramasa da, içindeki ses çoktan “Evet!” […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku