Dilek Neşe AÇIKER
Tüm Yazıları
Sonbahar Sayıklamaları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sonbahar Sayıklamaları

Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Yeknesak, alabildiğine mavi bir kütle benimle savaşmaya can atıyor. Kaçıyorum. Ortak olmadığım suçların cezasını çekmeyeceğim. Kuşların kanatlarına, balıkların yüzgeçlerine, kelebeklerin hafifliğine içim gidiyor. Huyumdur, kalbim hep bende olmayanın peşine takılır durur. Bir boynu büküklük taşıyorum eskiden kalma. İşte bu yüzden müsamahakârım kendime. Susuyorum. Sonbahar geldi, geçiyor. Kibirli, bir o kadar […]

Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Yeknesak, alabildiğine mavi bir kütle benimle savaşmaya can atıyor. Kaçıyorum. Ortak olmadığım suçların cezasını çekmeyeceğim. Kuşların kanatlarına, balıkların yüzgeçlerine, kelebeklerin hafifliğine içim gidiyor. Huyumdur, kalbim hep bende olmayanın peşine takılır durur. Bir boynu büküklük taşıyorum eskiden kalma. İşte bu yüzden müsamahakârım kendime. Susuyorum. Sonbahar geldi, geçiyor. Kibirli, bir o kadar kederliyim. Eylül yakıcıydı. Tatsız bir ekim kasırgasını ardımda bıraktım. Kasımın aşkına yazılmış filmlerin senaryolarında kusursuz bir kahraman olmaya adadım kendimi, lakin rolüme bir türlü giremiyorum. Autumn Sonata.*

“Bence büyümek hayallerini ve umutlarını taşıyabilmektir.” Ne filmdi ama! Hayallerimi ve umutlarımı rengârenk iplerle sırtıma bağladım. Kaldırma kuvvetinden daha büyük bir şey var beni yukarıda tutan. Anlayamadığım ama varlığına minnettar olduğum. Parmaklarımı dalgalara geçirip denizi tarama vakti. Yosunlardan yüzüklerim diziliyor zümrütten safire doğru. İşte yine oluyor; suya bakıp sararan yaprakların hışırtısını özlüyorum. Yaşam beliriyor kirpiklerimin bittiği yerde. Bir yaş diğerine yetişme gayretiyle sürat kazanıyor. Rigel’in etrafındaki bir yıldız kümesinde aklım. Bir cetvel, bir iletki ve korkutucu bir bilgisizlikle derin meselelere dalıyorum. Zamanın ruhu bu, herkes gibi ben de her şeyi biliyorum. İşte şimdi de bir yıldız bilimciyim. Yıldızları seviyorum. Bildiklerimle sevdiklerimin çatışması çok eskilere dayanır. Plastik bir mandalla değiştirilebilecek bazı filmleri gizli gizli izlediğim doğrudur. Bilhassa sonbaharda rüküş bir elbise giyer hayaletim. Kitsch’in zaferi ilan edilmiştir bakışlarımda. İki yüz yıl geriye gider gelirim zamanda. Bağlamından koparıp güzelliği, sanatın antitezini yazacak harfleri dizerim makinelere.

Geçtiğimiz temmuzda öldü Milan Kundera. Seneyi devriyesine bir kayıtsızlık şenliği çok yakışırdı. “Hiçbirimiz Kitsch’ten tamamıyla kaçacak kadar süpermen değiliz.” demişti büyük yazar. Herkes için sanat. Benim için sonbahar. Yarım yamalak bir hal aldı üretkenliğim. Zikzaklar çiziyorum daralan bir çemberin içinde. O köşe yaz köşesi, bu köşe oku. Kitapların mahzunluğu apaçık. Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Karmaşıklığı ve belirsizliğiyle güzelleşiyor dünya. Venüs’e vuran Güneş rüzgârları konuşuyor tüm evren adına. Ufkun doğusuna ve batısına tutunup bir sarkaç gibi gidip gelen yıldız büyüleyici bir parıltıyla şahlandırıyor heveslerimi. Dolayısıyla sevimsiz bulunan bilmişliğimi öldürecek halim kalmıyor. Merakımın membaı Çoban Yıldızı deyip sıyrılıyorum işin içinden. Ne de olsa ben de onun gibi dünyanın tersine dönüyorum. Evrenin sevgilisine kimse laf edemez diye böbürleniyorum.

İnsan, insan. İnsanın, insan olduğunu unutuyorum. Venüs’ü öldürmüşler dün gece. Günberi noktasından Güneş’e selam durma hayalim de suya düştü şimdi. Louvre’da kolsuz bir heykel gibi kaskatı kalakaldım. Kısasa kısas. Mermere dönüştüreceğim önüme geleni. Saçlarım yılan. Kasımda lodos hiç çekilmiyor. Bir illet gibi böğrüme çöktü hava. Tanıdığım her sokağı yabancı bir sis kaplamış gibi. Soluklanacak köşe başları tutulmuş. “Hiyerarşi lazım” dedi az önce yanımdan geçen bir ses. Watchers of morality Told by the hierarchy*

Kelimelerin diline anında şarkı düşürdüğü o gıcık, çekilmez insanlardanım. Argoya meylim var, şarkıların beni ele geçirmesine alışkınım. Euterpe’nin başındaki çelengi çalan da benim, yasaklı şenliklere doğru yola koyulan da. Sonbahar sayıklamalarıdır yolculuğuma eşlik eden. Soğuklar başlasa da sonra ilkbahar gelse diye hayıflanırım. İlkbahar gelse. *Ingmar Bergman’ın 1978 tarihli filmi. *Şarkı sözü, Sepultura’nın C.I.U. (Criminals In Uniform) şarkısından alıntıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Bana Kurallardan Bahsetme Canım

“Bana kurallardan bahsetme canım. Nerede olursam olayım kahrolası kuralları ben koyarım.” Sarsıcı kişiliği ve izleyeni kışkırtmaya varan sıra dışı performans tarzı sorulduğunda “La Divina” olarak anılan Maria Callas böyle cevap vermişti. Kurallar sıkıcıdır. İster başkaları koysun ve uymanızı beklesin, ister siz kendi kurallarınızı kendiniz koyun. Öte yandan onlarsız yaşamı idame ettirmek de imkânsız olurdu. Zorlu […]

Devamını Oku
Sonbahar Sayıklamaları

Orion’a inat su üstünde yürüyorum. Yeknesak, alabildiğine mavi bir kütle benimle savaşmaya can atıyor. Kaçıyorum. Ortak olmadığım suçların cezasını çekmeyeceğim. Kuşların kanatlarına, balıkların yüzgeçlerine, kelebeklerin hafifliğine içim gidiyor. Huyumdur, kalbim hep bende olmayanın peşine takılır durur. Bir boynu büküklük taşıyorum eskiden kalma. İşte bu yüzden müsamahakârım kendime. Susuyorum. Sonbahar geldi, geçiyor. Kibirli, bir o kadar […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Yaşar Kemal’le Geçen Günler / Öğrendiklerim

Zaman zaman sorarlar, Yaşar Kemal’le olan dostluğumuzu. Hayranı olduğum bir insanın/ ulaşılmaz bildiğim bir büyük yazarın bir gün dostu oldum. Nereden nereye derim içimden. Bu yazıya başlarken Çukurova Yaşar Kemal kitabımda da anlattım. Ayşe Semiha Baban’ın içtenliği, ilgisi sayesinde onunla konuştum, birlikte oldum. Ayşe Hanım beni evine aldı, Yaşar Kemal’le söyleşmemizi sağladı. Onun içtenliğini unutamam. […]

Devamını Oku
Anadolu’unun Köklü Çınarı: Yaşar Kemal

Beykoz tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 10 Ekim 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinin propaganda dönemiydi. Sanat tarihçileri tarafından “Su Sarayı” olarak tanımlanan Beykoz’un simgelerinden biri olan Onçeşmeler’in yanı başındaki köşe kahvede Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) toplantısı vardı. Kahvenin içi dolmuş, sonradan gelenler dışarı taşmıştı. Gözlüklü, tok sesli, uzun boylu adam “Oyunuzu adama verin, beygire değil.” diyordu. Adam […]

Devamını Oku